
15 Haziran haftası, riskli varlıklar açısından son derece kritik bir döneme işaret etti. ABD ile İran arasında yaşanan gelişmeler ve savaşın kademeli olarak sona erdirilmesine yönelik beklentiler, küresel piyasalarda tansiyonu belirgin şekilde düşürdü. Bunun en net yansımasını Brent petrol fiyatlarında gördük.
Petrolün 80 doların altına gerilemesi, özellikle enerji kaynaklı enflasyon endişelerini hafifletti ve hisse senetleri başta olmak üzere riskli varlıklarda daha iyimser bir havanın oluşmasına zemin hazırladı. Bu dönemde ons altın da 4.020 dolar bandından tepki alarak bir süre 4.300 dolar seviyesinin üzerinde kalmayı başardı. Ancak burada yatırımcıların aklındaki soru oldukça haklı: Petrol fiyatları bu kadar sert geri çekilirken, altın neden daha güçlü bir yükseliş göstermedi?
Bence bu sorunun cevabı yalnızca jeopolitik risklerde değil, merkez bankalarının bundan sonraki faiz patikasında saklı. 17 Haziran’daki Fed faiz kararı öncesinde CME verilerine göre faiz artırımı olasılığı yaklaşık %30 seviyesindeydi. Kararın ardından ise bu ihtimal %70 bandına kadar yükseldi. Bu, piyasalar açısından oldukça güçlü bir mesajdı.
Ancak ben şimdilik faiz artışının gerçekleşmeyeceğini düşünen tarafta kalarak bunu klasik bir Merkez bankası tutumu olarak değerlendiriyorum: Belirsizlik yüksekken gevşek mesaj vermemek, enflasyon beklentilerini kontrol altında tutmak ve piyasalara fazla rahatlama alanı bırakmamak. Belki de bu görüşüm bir çok insan tarafından iyimser karşılanacak ancak geleceğe yönelik faiz artırım olasılığının azalma ihtimalini göz ardı edemiyorum. Çünkü petrol fiyatlarında 80 doların altında oluşan eğilim, savaşın net biçimde sonlanması halinde enflasyonist baskıların daha da hafifleyebileceğine işaret ediyor.
Dolayısıyla ilerleyen süreçte jeopolitik tansiyon düşer, petrol arzına ilişkin endişeler azalır ve Brent tarafında kalıcı bir geri çekilme görülürse, Fed’e yönelik faiz artırımı beklentilerinin de kademeli olarak zayıflaması şaşırtıcı olmaz.Sonuçta mevcut enflasyon baskısının önemli bir kısmı talep kaynaklı olmaktan çok arz endişeleriyle bağlantılı.
Petrol fiyatı, bu hikayenin merkezinde yer alıyor. Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol’un açıklamaları da bu açıdan önemliydi. Birol, savaş nedeniyle zarar gören enerji altyapısının büyük bölümünün kısa sürede onarılabileceğini, ancak bazı kısımların zaman alabileceğini belirtti.
Ayrıca ABD ile İran arasındaki 60 günlük müzakere sürecinin petrol fiyatları üzerinde belirleyici olacağını vurguladı. Eğer Hürmüz Boğazı sorunsuz şekilde trafiğe açılırsa, petrol fiyatlarında aşağı yönlü hareketin devam etmesinin mümkün olabileceğini de ekledi. Bu tablo, küresel piyasalar açısından hala pozitif bir alan olduğunu gösteriyor. Elbette süreç tamamen risksiz değil. 19 Haziran’da İsviçre’de taraflar arasında imzalanması beklenen anlaşmanın iptal edilmesi, piyasalarda kısa süreli bir tedirginlik yarattı. Buna rağmen petrol fiyatlarında 80 doların üzerinde sert ve kalıcı bir fiyatlama görmememiz dikkat çekiciydi. Bu da piyasanın, savaşın yeniden derinleşeceği senaryoyu şimdilik ana senaryo olarak fiyatlamadığını düşündürüyor.
Kısacası altın tarafında baskı yaratan ana unsurlar bu şekilde. Burada yatırımcılar açısından asıl önemli nokta şu: Savaşın sona erdiği bir senaryoda altın tarafında eski seviyelere dönülmesinin zaman alacağını da göz önünde bulundurararak yatırım sürelerini gözden geçirmeleri daha sağlıklı olabilir.
Çünkü yılın başında piyasalar Fed’den iki veya daha fazla faiz indirimi beklerken, bugün faiz artırımı ihtimalinin konuşulduğu bambaşka bir ortamdayız. Bu değişim, altının yukarı yönlü hareket alanını kısa vadede sınırlarken savaşın sonlanması durumunda yukarı yönlü önemli bir alan olduğuna da işaret ediyor.
Altında şimdilik 4.000 ve 4.200 aralığında bir dalgalanma beklenebilir. Ancak bazı analistlerin görüşü 3.900 ve 3.800 aralığına kadar geri çekilmelerin yaşanabileceği yönünde. Açıkçası diğer analistlerin dediği de gerçekleşebilir.
Ancak bana soracak olursanız dip noktalardan alım gerçekleştirme çabası içerisine olmaktan ziyade belirtilen bölgelerden kademeli alım gerçekleştirerek ortalama bir maliyet yakalamak daha kolay. Bu bölgeleri alım için değerlendirirken ana koşulumuzun savaşın sonlanması, 60 günlük süreç içerisinde Hürmüz Boğazı’nın yeniden kapanacağı bir senaryonun yaşanmaması ve petrol fiyatlarının makul seviyelerde dengelenmesi olduğunu da ekleyelim.
