RÖPORTAJ — 2 Temmuz 2019 at 22:49

Albank Genel Müdürü Dr. Ahmet M. Karavelioğlu: ALBANK’I BİR KULÜP HAVASINDA YÖNETECEĞİZ!

Albank’ın güçlü sermaye yapısı, nitelikli insan kaynağı, gelişkin teknolojik altyapı ve seçkin müşteri portföyüyle sektördeki hedeflerine yürüdüğünü vurgulayan Albank Genel Müdürü Dr. Ahmet M. Karavelioğlu, Albank’ı ayrıcalıklı hizmetleri ve müşteri portföyüyle bir kulüp havasında yönetmek istediklerini dile getirdi.

 

Albank, KKTC bankacılık sektörünün yeni oyuncularından birisi. Eylül 2016’da kurulan Albank bugün 7 şubesiyle hizmet veriyor. Albank’ın sektördeki iddiasını ve hedeflerini Albank Genel Müdürü Dr. Ahmet M. Karavelioğlu ile konuştuk.

Albank’ın kuruluşundan bahsedebilir misiniz?

Biz 2016 yılı Haziran ayında KKTC Merkez Bankasından kuruluş iznini, Eylül ayında KKTC’de ING Bank’ın tüm aktif ve pasifi ile satın alarak faaliyete başladık. Aslında bu çok önemli bir satın almaydı. Albank, ING Bank’ı satın alarak KKTC ekonomisine inandığını gösterdi. 2016 yılı Eylül ayındaki bu operasyondan sonra hemen ilk şubelerimizi Mağusa ve Girne’de açtık. Lefkoşa’da 1 şube faaliyetteydi zaten. Bir yandan da bir başka bankayla yaptığı görüşmeler başarısız olunca HSBC ile görüşmeye başladık. Hızlı bir şekilde de HSBC ile anlaşmayı imzalayarak 2017 Aralık ayında HSBC’nin KKTC’deki tüm aktif ve pasifini devraldık. KKTC’de bankacılık sektöründe, hatta dünyadaki bankacılık sektöründe iki büyük uluslararası bankanın bir yıl gibi kısa bir süre içerisinde bir yerel banka tarafından satın alınması örneği görülen bir olay değil. Satın alıma işlemleri ülkeye olan güven ve bankacılık sektöründen çıkmak isteyenin satabilip çıkabileceğinin göstergesi olması bakımından önemliydi. Tabii ki gönlümüz HSBC, ING gibi markaların burada olmasını arzu ediyor. Ama maalesef ülkemizden çıkmayı tercih ettiler.

Peki, kuruluştaki ilkeleriniz ve vizyonunuz neydi?

Bankamızın kuruluşundan önceki hazırlık sürecinde iki temel soruya yanıt bulmaya çalıştık: 1-Biz, çalışanlar olarak nasıl bir bankada çalışmak istiyoruz? 2- Müşterilerimiz nasıl bir bankayla çalışmak istiyorlar?  Bu soruların yanıtlarını dört ilkede somutlaştırdık: Birincisi; başarılı olmak istiyorsak güçlü bir sermayeye sahip olmamız gerekiyordu. Bankamızın kurucu ortakları Altınhas Holding’in de sermayedarları, başta İmam Altınbaş gerekli sermaye desteğini sağladı. Biz bu süreç içerisinde bankamızı hızlı bir şekilde büyütebilmek için hem kar ürettik hem de ilave sermaye artışını yaptık. Sermaye açısından bir sıkıntımız yok. Sağ olsun, İmam Bey gerektiğinde sermaye desteği vereceğini bize gösterdi. Karlı olmak için en önemli şartlardan bir tanesi buydu. İkincisi; sağlam insan kaynağına sahip olmaktı. Biz de bankacılık sektörünün önde gelen isimlerini bünyemize aldık. Üçüncü olarak teknoloji altyapımızın iyi olması gerekiyordu. Teknolojik altyapıda Türkiye’de yaklaşık 24 bankanın kullandığı bir bankacılık programı olan Intertech’i kullanıyoruz. Bizden sonra HSCB de Türkiye’de bu programı kullanmaya başladı. Denizbank, Burganbank, Odeabank gibi bankalar da kullanıyor. Teknolojik altyapımız güçlü. Dördüncü unsur müşterilerimizdi. Biz herkesle çalışmayacağız dedik. Biz bankayı aslında bir kulüp havasında yönetmek istiyoruz. Yani Albank’ın müşterilerinin de bu ayrıcalığı hissetmesini istiyoruz. Bunun için öncelikle ilişkilerimizde açık ve şeffaf olmayı hedefledik. Bu ilkeyi uygulamalarımızda hayata geçirdik.  Bir de bilinenin aksine bir banka olarak hem yağmurlu günde hem de güneşli günde şemsiyesi açık bir banka olmayı amaç edindik. Yeter ki müşterilerimiz dürüst çalışmaya devam etsinler. Saygın ve seçkin kişilerle çalışacağız. Bu dört sütun üzerinde oturan bir vizyonumuz var. Bu nedenle arka arkaya iki bankayı bünyemize sorunsuz bir şekilde katabildik.

Bu iki bankanın bünyenize katılması gerek maddi açıdan gerek manevi açıdan size nasıl bir katkı sağladı?

Tabii, bize kattığı şeyler çok fazla. Özellikle HSBC’nin arşiv sistemi mükemmeldi. Müşteri portföyü vardı. Başlangıçta bireysel bankacılığa girme düşüncemiz yoktu. Ticari bankacılık planlıyorduk. Bireysel bankacılık için şube sayınızı artırmanız gerekiyor. Biz 3 ya da 4 şubeyle kalmayı planlıyorduk ama HSBC operasyonundan sonra şube sayısını bir anda 7’ye çıkardık. Önümüzdeki yıl içerisinde iki şube daha açmayı düşünüyoruz. Birbirine çok yakın şubelerimiz var. O nedenle bu sene içinde bazı şubelerini yerini değiştireceğiz. Diğer taraftan HSBC’den ATM, POS, yüksek limitli 18 bin kredi kartını devraldık. Bu müşterilerimize aynı hesap kesim tarihi, aynı şifre, aynı ödeme tarihi, aynı taksit tutarları ve puanlarla hizmet etmeye devam ettik. Bugüne kadar en ufak bir şikayet bile almadık. Bu kredi kartı portföyü ile Kuzey Kıbrıs’ın 2. en büyük cirosunu yapan banka konumuna geldik.

Peki, nasıl bir istihdam politikanız var?

7 şubemizle birlikte 110 kişiyi istihdam ediyoruz. Bu KKTC ekonomisine yaptığımız önemli bir katkıdır. Bunu söylerken Albank’ın 2016 yılında kurulduğunu hatırlatmak isterim. Bu bizim için gurur verici bir şey.

Şu anda KKTC’de faiz oranları nedir?

Şu anda 19’la 22 arasında değişiyor. Türkiye’ye yakın. Zaten Türkiye’den gelip burada faaliyet gösteren bankalar aracılığıyla bir geçişkenlik oluştu. Bu geçişkenlik olmasaydı KKTC yerel bankaları olarak hala yüzde 17 ile mevduat toplayıp yüzde 22-24’le kredi veriyor olacaktık.

Peki, Türkiye’den gelen şube bankaları ve yerel bankalar arasında haksız rekabet olduğu algısını nasıl yorumluyorsunuz?

Aslında bu rekabet bizi güçlendiriyor. Tüketici açısından da maliyetleri düşürücü tarafı var. Rekabetin bizim kalitemizin artmasında çok önemli etkisi var. Zaten sektöre baktığınız zaman bunu fark ediyorsunuz. Bu da sektörün temel amacı olan müşteri memnuniyetinin artmasına sebep oluyor.

KKTC’nin ekonomisine de değinecek olursak neler söyleyebilirsiniz?

KKTC ekonomisinde iki temel sektörümüz var: Bir tanesi turizm, diğeri yükseköğrenim. Yükseköğrenimde bazı sorunlar var. Son dönemde Türkiye’nin de yabancı öğrenci pazar payını arttırmaya çalıştığı ve bu anlamda KKTC ile bir rekabet içinde olduğu gerçeği var ortada. Biz nasıl bankacılık sektöründe Türkiye’den gelen bankalarla rekabet ediyorsak, Türkiye üniversiteleri de KKTC üniversiteleriyle rekabet edecekler. Rekabet de kaliteyi getirecektir diye düşünüyorum. Ama bu zaman alacaktır. KKTC’de üniversitelerin geçmişi 30 yıl önce başlıyor. Dolayısıyla üniversitelerimiz ancak son yıllarda kalite konusuna eğilmeye başladılar. Turizm sektöründe doluluk geçen seneye göre bir miktar aşağıda. Ama orada da işlerin iyi gittiğini düşünüyorum. Sektör, Türkiye’de yaşanan ekonomik sıkıntılar ve dış politika sorunları nedeniyle bir bekle gör politikası izliyor. Bu durum inşaat sektörünü de biraz etkilemiş durumda. Ama farklı pazarlara yönelmiş, pazar çeşitliliğini sağlamış inşaat firmalarında çok sıkıntı görülmüyor. O açıdan seçici olduğumuzda çok büyük sıkıntı olacağını düşünmüyorum. İleride bazı tehditler olmakla birlikte turizm ve yükseköğrenim sektörlerinin lokomotif olduğu KKTC’de ekonominin önün açık olduğunu düşünüyorum.

Bugün kredi alacaklarının tahsilinde son durum nedir KKTC’de?

Tahsili gecikmiş alacaklar sorunu hala devam ediyor. Mahkemelerde davalar 1-1.5 yıl içerisinde neticeleniyor. Bizim asıl sorunumuz icra aşamasında yaşanıyor. Hükmün icrasını nasıl hızlandırabileceğimize kafa yormamız gerekiyor. Bu konuda Türkiye, Amerika ve İngiltere örnekleri var. Sorunun çözümü için benim de Merkez Bankası Başkan Yardımcısı olduğum dönemde taslağını Maliye Bakanlığına gönderdiğim bankacılık yasasında varlık yönetim şirketlerinin kurulması yer alıyordu. Biz bunun için Merkez Bankamızdan tebliğinin çıkarılmasını bekliyoruz. Tebliği çıkarıldıktan sonra Türkiye’de olduğu gibi varlık yönetim şirketleri kurulacaktır burada. Bankaların tahsili gecikmiş alacaklarının satın alınması en azından sektörde likidite sağlayacaktır. O da maliyetleri düşürücü rol oynayacaktır diye düşünüyorum.

KKTC bankacılık sistemi yeni oyuncular için cazip midir?

Bizim için cazip. Gelmek isteyenler gelebilir. Rekabeti artırır, bir sıkıntı olmaz. Zaten gelecek oyuncular da daha güçlü oyuncular olacaktır. Önceki kitabımda da yazmıştım; 1990’larda gerek KKTC’de gerek TC’de sektöre girişin kolaylaştırılması yönünde politikalar uygulandı. Amaç; banka sayısının artmasıyla birlikte krediye erişimin kolaylaşmasıydı. Bir anda Türkiye’de banka sayısı 80-90’lara geldi, KKTC’de de öyle oldu. Ama şu andaki anlayış; sermayeniz ne kadar güçlüyse başarı olasılığınız da o kadar yüksektir. O nedenle bugün güçlü sermayedarın sektöre girmesini teşvik edici politikalar izleniyor.