MAKALE — 11 Ağustos 2020 at 00:34

İŞKOLİKLER…

Ankara Üniversitesi Ayaş Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Evin MİSER

İŞKOLİKLER…

OECD, çalışma yaşamının kalitesini belirlemek bakımından pek çok veri yayınlar. Bu verilerden biri de çalışma süreleri istatistikleridir. OECD 2019 yılı verilerine incelediğimizde, üye ülkeler arasında Türkiye haftada 46,4 saatlik çalışma süresiyle 2. en çok çalışan ülke durumunda. Haftalık çalışma sürelerini daha iyi anlamak bakımından kısa bir karşılaştırma yapacak olursak, OECD ülkelerinde haftada ortalama 37 saat, Avrupa Birliği’nde ortalama 36,2 saat ve Amerika Birleşik Devletlerinde ortalama 38,6 saat çalışılmaktadır.

Bu veriler sonucu Türkiye çok çalışıyor gibi görünmekte, ancak bu kadar süre çalışmanın ne kadar etkin ve verimli olduğunu sormak gerekir.

Çalışma yaşamında çok çalışılması her zaman hedefe yönelik çalışma anlamına gelmez,. Böyle durumlarda stratejik yönetimlerin gözden geçirmesi gereken önemli konular vardır. Çok çalışma ile bağlantılı az bilinen sorunlardan biri de işkolikliktir. Çok çalışma, örgütler için bir erdem gibi görünür, üstlerin çalışmayı tercih ettikleri tipolojidir. Herkes “çalışkan bir ekip” ile çalışmak ister. Ancak işkoliklik olarak adlandırılan sorun, çok çalışmaktan farklı bir kavramdır. Örgütler bakımından sorunlar barındırabilmektedir.

İŞKOLİKLİK NEDİR?

En genel tanımlamayla işkoliklik aşırı çalışmaya yönlendiren dayanılmaz bir içsel dürtü olarak tanımlanabilir. İşkoliklik uzun süre çalışmaktan oldukça farklı bir durumdur. Birey çeşitli dışsal faktörlerden dolayı çok çalışabilir. Örneğin finansal sorunlar bir çalışanı mesai yaparak ek gelir sağlamaya yönlendirebilir. Kariyer hedefleri de çok çalışmaya iten nedenlerden biridir. Ancak söz konusu durum işkoliklik olduğunda, çalışma dürtüsü içsel faktörlerden kaynaklanmaktadır. Dışsal faktörler ortadan kalktığında, çok çalışma hali de durur, ancak işkoliklerdeki çok çalışma arzusu dayanılmaz ve içsel kaynaklı olduğu için durdurulamaz.

Bu noktadan yola çıktığımızda işkolikliği tanımlayan 2 önemli faktör vardır:

  1. Güçlü içsel dürtü,
  2. Aşırı çalışma davranışı

Çalışma yaşamında rekabet koşullarının ağırlaşması, çok çalışmayı zorunlu hale getirmekte, özellikle işverenler nezdinde çok çalışanlar kaçırılmaması gereken elemanlar olarak görülmektedir. Oysa karşımızda çok çalışmaktan öte, bir işkolik varsa, örgütte çok daha fazla sorun ortaya çıkabilmektedir. Örneğin, işkoliklerde delegasyon sıkıntısı görülebilir. Sorumlu olduğu işi başkasına teslim etmesi gereken noktada teslim etmekten kaçınabilir. İşkolik bireyler çoğu zaman işe katı yaklaşırlar, esnek olamazlar. Mükemmeliyetçilik de yine işkoliklerin gösterdiği tipik özelliklerdir. Hedeften ziyade, kusursuz iş çıkarmanın derdindedirler. Tüm bu davranışlar, örgütlerin üretkenliğini ve verimliliğini bozucu davranışlardır. Diğer çalışanları yoğun stres altına sokabilir. İşkolik ve mükemmeliyetçi bir yöneticiye, iş beğendirmeye çalışmanın nasıl bir şey olduğunu hayal edelim…

İşkolikliğin bir diğer boyutu ise, işkoliklerin kendisi de kendilerine zarar vermektedirler. Yapılan çalışmalarda, işkoliklikten muzdarip bireylerin, ruhsal sağlıklarında sıkıntı olduğunu, psikosomatik şikayetleri olduğunu, aile ve sosyal yaşamlarında önemli sorunlarla boğuştuklarını göstermektedir.

İŞKOLİKLİK İLE MÜCADELE

İşkoliklikle ilgili en önemli sorun, farkındalığın düşük olduğu bir sorundur. İşkolik bireylerin kendisi de yakın çevresi de bir sorun olduğunun farkındadır, ancak sorunu tanımlamak oldukça güçtür. Çünkü daha önce de belirtildiği üzere, çok çalışmak çalışma yaşamı için bir erdem iken, işkoliklik tipinde çalışma, tam tersi bir etkiyle, işyerindeki ahengi bozucudur. İşkoliklik toplum nezdinde iyi görünen bir özelliğe kolaylıkla bürünebilir. İşkoliklerle yakın çalışanların yaşadıkları iş stresinin kaynağını çevrelerine ifade etmeleri güçtür. Çünkü söz konusu işkolik birey, kendini iyi bir özellik ile çevresine kabul ettirmiştir.

İşkoliklik ile mücadelede bir başka sorun ise, işkolik bireyin, kolaylıkla bu sorununu reddetmesi, yardım almaya yanaşmaması ve durumu “çok çalışma” örtüsü altına gizlemesidir.

İşkolikliği tanımada en önemli gösterge, bireylerin aşırı çalışmasıdır. Bu aşırı çalışma, hedeften uzak çalışmadır. Örneğin, hiç ihtiyacın olmadığı verilerin peşinde günlerce koşturmak, içerikten uzaklaşarak, işin şekline yoğun çaba göstermek, bir işe gerekenin ötesinde aşırı zaman harcamak göstergelerden bazılarıdır.

İşkolikliği tanımaya yardımcı olacak bir başka gösterge ise, bireyin özel yaşam ile iş yaşamını birbirinden ayıramaması. Birey işten kopamaz. Aklı hep iştedir. Ya çalışmaya her zaman ve her ortamda devam eder, ya da aklı işe takılmıştır.

Bir başka ipucu ise, örgütte gereksinimlerin çok ötesinde, ihtiyaçların dışında çalışma halidir. Başka bir deyişle işyerindeki hedeften uzak, gereksiz işlerin peşinde koşuşturma davranışı bize işkolikliği işaret edebilir.

İşkolikliğin nedenlerini açıklayan pek çok çalışma olsa bile, günümüzde hala üzerinde uzlaşılabilmiş bir yaklaşım bulunmamaktadır. Yine de neden bir birey işkolik olur diye sorduğumuzda, diğer bağımlılıklar gibi, bireyin yaşadığı bazı sorunlarla başedebilmesi adına işe bağımlılık geliştirdiği söylenebilir. Burada bağımlılık geliştirilen unsur işin kendisi olur.

Bu durumun farkındalığı, belki mücadelede en önemli basamak. Çok çalışmak bir sorun olmayabilir, ancak işkoliklik niteliği taşıyan aşırı çalışma hem birey hem de örgüt için olumsuz bir durumdur.

Yurtdışında işkolikliğin belirlenmesi için yapılan çalışmalar mevcuttur. İnsan kaynakları bölümleri aşırı çalışma hali gösteren çalışanlarına özel ilgi göstermekte, onların dinlenmesine ve örgüt gerekliliklerine uyumlu ölçüde çalışmasına özen göstermektedirler. Ayrıca işkoliklere yönelik özel bireysel ve grup terapilerin yapıldığı da bilinmektedir.

Unutulmamalıdır ki, çok çalışma, her zaman başarı ile özdeşleştirilmemelidir. İlk adım olarak etkin ve verimli çalışma hedeflenmelidir.

Sağlıklı bir yaşam dileğiyle…