MAKALE — 6 Ekim 2020 at 22:33

ÇALIŞMA YAŞAMI VE AİLE…

Ankara Üniversitesi Ayaş Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Evin MİSER

 

ÇALIŞMA YAŞAMI VE AİLE…

Hepimizin hayatındaki en önemli iki alan işimiz ve ailemizdir. Çalışma hayatına girdiğimiz yıllardan itibaren bu iki alan dışında üçüncü bir alana yer açabilenler oldukça az. Zaten üçüncü bir alana zaman ayırabilenler de bu merak alanına çok az zaman ayırabiliyor. Aslında çalışma yaşamı ile aile arasına sıkışmak, pek çok yetişkin birey için önemli bir sorundur. Bir taraftan çalışma ortamının getirdiği daha fazla zaman ve enerji baskısı, diğer taraftan aile ile zaman geçirme ihtiyacı, daha da önemlisi, ailenin duygusal ihtiyaç ve sorumlulukları, çalışan yetişkin bireyleri her geçen gün daha da fazla sıkıştırmaktadır.

İş-aile dengesi, önemli bir sorun alanıdır. Çünkü bu dengeyi kurabilmek, pek çok etmene bağlıdır. İş-aile dengesini kurmakta birey yalnız kalmakla birlikte, aslında modern anlayıştaki insan kaynakları yönetimlerinin önemli uygulama alanlarından biridir. Çalışanların bu iki sorumluluk alanı arasında sıkıştığını gören insan kaynakları uzmanları, çalışanlarını ve ailelerini rahatlacak pek çok uygulamayı hayata geçirebilmelidir. Çünkü yazının devamında açıklamaya çalışacağımız gibi, iş ve aile yaşamı bir bütündür: bireyin yaşamının bütünü… İşte bu nedenle çalışma yaşamı profesyonellerince ihmal edilmemelidir. Diğer taraftan iş-aile dengesi, akademik alanda da çok incelenen bir konudur. Bireyin zamanını nasıl böldüğü, iş ve aile arasındaki etkileşim, çalışanların psikolojik sağlığı, ve işletmelerde çalışanların etkinliği ve başarısı, iş-aile dengesinde üzerinde durulan önemli konu başlıklarıdır.

BİREY-İŞ-AİLE

Aslında, bireyin yaşamında ailenin, iş hayatından koparak ayrı bir alan olarak ele alınması, başka bir deyişle, çalışma yaşamı içinde ailenin “özel yaşam” olarak nitelendirilmesi, 21. Yüzyıl modern çalışma biçimleri için geçerli bir durumdur. Modern çalışma biçimlerine geçene kadar, çalışma yaşamı ve aile yaşamı iç içeydi. Çünkü üretim, aile ile birlikte yapılan bir faaliyetti.

Tarımsal üretimi düşünelim: tarlada tüm aile birlikte çalışır ve üretirdi. Küçük yerleşim birimlerindeki atölyeler… Bu işyerlerinde de aile fertleri çoğunlukla birlikte çalışır. 18. Yüzyıla gelene kadar, kentlerde çalışma yaşamı böyle bir tablo çizmekteydi. Küçük üretim atölyelerinde hep birlikte çalışan aileler şeklinde bir örgütlenme söz konusuydu. Dolayısıyla böyle bir örgütlenme biçiminde doğal olarak aile ile üretim ayrı ele alınmıyor, işteki bir sorun aslında ailedeki sorun anlamına geliyordu. Çalışma mekanının, bireyin fiili yaşama mekanından kopması, başka bir deyişle, fabrika tipi çalışma biçimine geçişle birlikte, iş ve aile yaşamı birey için birbirinden ayrı ele alınan iki kopuk alana dönüştü. Hem aile yaşamı, hem de iş yaşamı, birey için farklı farklı roller barındırmaktadır. Ailede eş, ebeveyn, çocuk, akraba gibi roller, iş yerinde ise çalışan, müdür, iş arkadaşı, işveren rolleri ilk akla gelen rollerdir. Hepimiz bu rollerden bir kaçını birden üstleniriz. Sosyolojik anlamda rol, davranış kalıpları anlamına gelir. Nerede nasıl davranmamız gerektiğinin anahtarını rollerimiz verir. İş yaşamı ile aile yaşamındaki en önemli uyumsuzluk bu roller arasındaki çatışmalardır. Bir rol, örneğin işveren rolü, otorite ve liderlik barındırırken, ailede çocuk rolü tam tersine, aile içinde büyüklerin otoritesini kabul etmeyi ve boyun eğmeyi gerektirebilir. Aile yaşamınızda, anne-babanızın gözünde hiç büyümezsiniz, diğer taraftan işyerinde asla çocukça davranamazsınız.

İş ve aile içindeki rollerle ilgili bir başka sorun ise, rollerin getirdiği sorumluluklardır. Her rol, beraberinde bir de sorumluluk getirir. Kariyerin ilerlemesiyle birlikte elde edilen ünvanların her biri sorumlulukların biraz daha genişlemesi anlamına gelir. Diğer taraftan aile yaşamı da kendi içinde pek çok sorumluluk içerir. Zaman zaman bu sorumlulukların çok fazla gelmesi veya bireyin bu sorumlulukları nasıl taşıyacağını bilememesi iş aile çatışmasının ana kaynaklarındandır. İş – aile çatışmasının bir başka tezahürü zaman yönetimiyle ilgili bir durumdur. İş hayatının bireylerden giderek daha fazla zaman talep etmesi, 24 saate ile sınırlı günde, aileye daha az zaman ayırmak anlamına gelir. Dinlenme ihtiyacı başta olmak üzere pek çok temel ihtiyacı da olan bireylerin, bu ihtiyaçları ve aile içi paylaşımı gerçekleştirememesi söz konusudur.

ÇATIŞMA VE UYUM

İş ve aile yaşamı arasındaki etkileşim, birey için bir çatışma potansiyeli taşır. Çalışma yaşamının getirdiği stres, aileye taşındığında veya tam tersi, aile içi sorunların işyerine taşması durumunda oluşacak sorunlar, yalnızca bireyle ilgili kişisel sorun olmazlar. Bireyin yaşayacağı stres, kaygı bozuklukları, depresyon gibi psikolojik sorunlar, işyerinde de önemli sıkıntılar yaratabilir. Bu nedenle iş aile etkileşimi, örgütsel düzeyde ele alınır.

Günümüzde pek çok insan kaynakları birimleri çalışanların ailelerini de kapsayan çalışmalar yapar. Bunlardan ilk akla gelenler, çalışanların aileleriyle birlikte katıldıkları yemekler, piknikler, spor müsabakalarıdır. Yine çalışanların çocuklarına özel sanat çalışmaları, atölyeler, özel gün ve bayramlarda düzenlenen şirket gezileri de süregelen uygulamalar arasında. Akademik alanda da iş ve aile yaşamı etkileşimi sıklıkla ele alınan bir konudur. Çalışma psikolojisi, örgütsel davranış, hukuk, gibi pek çok farklı disiplin ve akademik çalışma iş aile yaşamı arasındaki etkileşime odaklanır. İş ve aile yaşamı arasındaki çatışmanın 3 temeli olabilmektedir. Bunlar;

  • Zaman Temelli Çatışma: Bireylerden aile ve iş tarafından talep edilen zamanın birbirini engellemesi durumunda yaşanan çatışmadır.
  • Gerilim Temelli Çatışma: İş ve aile içindeki rollerden birinin, bir başka role odaklanıldığında getirdiği çatışmadır.
  • Davranış Temelli Çatışma: Bir rolün gerektirdiği davranış kalıbının diğer rolün davranış kalıbıyla çatışması durumudur.

Bu üç tip çatışma durumu, bireyin ya aile yaşamından koparak çalışma alanındaki rolüne daha fazla girmesine neden olur; ya da tam tersine çalışma yaşamı bir kenara bırakılarak aile yaşamı ön plana çıkmaya başlar. Bu sonuçlardan hangisinin yaşanacağında ise, bireyin cinsiyeti, yaşı, sosyo-ekonomik seviyesi, kariyeri gibi etmen belirler. İş ve aile yaşamının getirdiği çatışmadan korunmak çok kolay yönetilebilecek bir çatışma türü değildir. Bu nedenle baştan denge kurmanın güç olmadığını bilmek gerekir. Özellikle ailede küçük çocuklar veya bakıma muhtaç yaşlı ve engelli aile fertleri varsa, çalışma yaşamı aile dengesini kurmak biraz daha güçleşebilir. Diğer taraftan, aileye duyulan ihtiyacı görmezden gelen yöneticiler de bu dengenin kurulmasındaki zorlayıcı unsurlardandır.  İlk olarak bireyin çalışma ve aile yaşamı arasındaki dengenin farkında olması önemlidir. İki önemli yaşam alanındaki rollerin birbiriyle çatışmasından en uzak kalabileceği şekilde hayatını düzenlemelidir. Bunun en kolay ve pratik yapılanması, işte işe konsantre olmak, evde ise eve konsantre olmaktır.

Çoğu çalışanda gözlemlenilen durum, iş yerinde etkin çalışmadan uzaklaşarak, yapılması gereken işlerin vaktinde bitmediğidir. İşyerinde, uzun molalar, bilgisayar bağında devam eden iş dışı faaliyetler veya işin amacından çok uzak boşa zaman kaybı olabilecek işler, bireyin etkin çalışmamasına neden olur. Doğal olarak etkin çalışmama başka bir deyişle işe konsantre olmama, yetişmesi gereken işlerin, mesai saatleri dışına taşması anlamına gelir. Bu taşma hem zaman dilimi olarak, hem de rolün getirdiği gerilimin aileye taşması şeklinde olacaktır.

İş-aile çatışmasının önüne geçebilecek bir başka strateji ise, benzer şekilde aile ile geçirilen vaktin etkin kullanılmasıdır. Özellikle çocukların “kaliteli zaman” geçirme prensibinden yola çıkarak, aile ile olduğumuz zamanlarda yalnızca aile fertlerine odaklanmak, aile paylaşımından alınacak doyumu sağlayacaktır. Yine evdeki sorumlulukları, mükemmeliyetçiliğe kaçmadan, ihmal de etmeden yürütmeye bakın.

Diğer taraftan, iş ve aile çatışmasını daha başlamadan önlemenin bir başla yolu, bireyin sınırlarını çevresine ifade etmesidir. Burayı biraz açacak olursak, çalışma yaşamında üstlendiğimiz sorumlulukları aile fertlerine ifade etmeli, ve çatışma dilinden uzak, işbirliğine ihtiyacınız olduğunu ifade etmelisiniz. “İşim benim için önemli, işim ailemiz için de önemli. Bana destek olmalısın” gibi işbirliğine yönlendiren ifadeler yakınlarınızın da size desteğini çoğunlukla sağlayacaktır. Rol çatışması yaşadığınız zamanlarda ise, yaşadığınız stresi büyük çatışmalara dönüştürmemeye özen göstererek sakin kalmaya çalışabilirsiniz. İş stresinizin sizin için anlamını, size hissettirdiklerini, yakınınızla sakin bir dille konuşmanın çok işe yaradığını göreceksiniz. Öteki taraftan, işyeriniz de ailenizin sizin için anlam ve değerini mutlaka bilmelidir. Karşılaşacağınız özel durumlarda (örneğin hastalık, seyahat, psikolojik destek) amirinizle samimi bir dille durumunuzu ifade etmeniz çatışmayı önlemede önemli bir adım olacaktır.

Çatışmadan uzak sağlıklı günler dileğiyle…