
İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ DR. MURAT ADİL SALEPÇİOĞLU
ENFLASYON PARADOKSUNDAN ÇIKIŞ İÇİN HETERODOKS POLİTİKALAR LAZIM!
Ekonomide yaşanan ve “türbülans” dediğim enflasyonist süreçte dikkat edilmesi gereken verinin, vatandaşın market ve pazarda gördüğü fiyatlardaki enflasyondan çok, üreticinin ve sanayicinin girdi maliyet ve fiyatlarında yaşanan enflasyon olmasıdır.
1971 yılından beri “yapısal” bir sorun olan enflasyonist süreçten çıkış yolları için “heterodoks” da denen radikal önlemler gerekli. Çözümün kalıcı olması için yeni bir İzmir İktisat Kongresi’nin toplanması ve 2024 yılında yürürlüğe girecek olan 12’nci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nın öne çekilmesi gerekiyor.
Türkiye’nin içinde bulunduğu “yapısal enflasyon” sorununun çözümü için kısa vadeli para politikalarıyla değil, orta vadeli maliye politikaları ve uzun vadeli öngörülebilir iktisat politikalarının da ortaya konulmalı. Türkiye’de enflasyon ilk defa 1971 yılında çift haneye geldi. 1971’den beri, yani 50 yıldır enflasyon bir ‘paradoks’ olarak kendini gösteriyor. Ülkemizde 2021 yılının son çeyreğinden itibaren de bir ‘enflasyonist türbülansa’ girildiği görülüyor. Kimi uluslararası raporlarda ise 2022 sonunda yüzde 50’lerde bir enflasyon beklentisinden bahsediliyor. Bu türbülanstan çıkış için ortodoks politikalardan ziyade heterodoks politikaların dile getirilmesi, paradoksun derinleşme ihtimaline karşı, ani ve güçlü yanıtlar vermeyi gerekli kılmasından dolayı önem taşıyor. Ancak yapısal bir sorun olarak 50 yıldır devam eden bu paradoksun temelinde Türkiye’nin artan nüfus yapısı yanı sıra her yıl üniversitelerden mezun olan 800 bin civarında genç ve işsizlik oranının çift hanelerde olması neticesinde, büyüme ve istidam odaklı politikaları benimsemiş olmamızdan kaynaklanan fiyat istikrarından göreceli uzaklaşma sonucunu doğuruyor.
Bu süreçten çıkış, “Büyüme, İnovasyon ve Rekabet” odaklı bir anlayışla mümkün. Türkiye ekonomisinin makro dengeleri açısından optimum enflasyon, rantabiliteyi sağlayacak üretim ve stabil bir kura olan ihtiyacı aşikar. Bunlar ise, ülke ekonomisinin dengeli bir büyüme, inovatif bir iş modeli ve verimliliğe dayalı bir rekabetçi üretime dayanmasını ve yeni bir ekonomik yaklaşımı kurgulamamız gerekliliğini ortaya koyuyor. Biz buna ‘BİR Ekonomi’ diyoruz, yani ‘Büyüme, İnovasyon ve Rekabet’ odaklı bir ‘yapısal çözüme’ ihtiyacımız olduğunu ortaya koymamız gerekiyor.
LİRALAŞMA SÜRECİ DEVLET MÜDAHALESİ ARTABİLİR!
Açıklanan heterodoks politikalar kavramı bir bakıma fiyat oluşumları ve ücretlere daha fazla devlet müdahalesi anlamına da geliyor. Eşzamanlı fiyatların ve ücretlerin dondurulması kadar, eş anlı olarak artırılmaları anlamına da gelebilir. Ancak her halükarda üretici, tüketici ve piyasa dinamiklerini etkileyecektir. Bu bağlamda “Kur Korumalı TL Mevduat” enstrümanı bir risk kalkanı olarak başarılı olmuştur. Ancak, kur şoklarından oluşan enflasyon kadar veya dünya genelinde görülen başta enerji ve gıda enflasyonu yanı sıra, tüketici enflasyonu ile üretici enflasyonu arasındaki makas da oldukça had safhada açılmıştır. Diğer taraftan kur fiyatları üzerinde özellikle kurumların döviz tevdiat hesaplarını 17 Şubat’a kadar kur korumalı TL mevduatına dönüştürmeleri halinde Kurumlar Vergisi’nden muaf olmalarının sağlanmasıyla kurlar üzerinde önemli bir baskılayıcı nitelik ortaya koyacaktır. Bu da TCMB’nın dile getirdiğine benzer bir “Liralaşma Stratejisi” oluşturulmasına imkan verebilecektir.
İZMİR İKTİSAT KONGRESİ’Nİ TEKRAR TOPLAMALI, 12’NCİ KALKINMA PLANI’NI ÖNE ÇEKMELİYİZ!
Enflasyonla mücadelede bundan sonraki aşama için tüketici enflasyonundan ziyade üretici fiyat enflasyonu üzerinde durulmalı. Sanayici ve üreticilerimizin üzerindeki finansal maliyetleri oluşturan kurlardaki aşırı dalgalanmalar ve ham madde veya yarı mamul madde ithalatı hususunda yapılabileceklerle beraber, özellikle yatırımlar için gerekli olan kredilerdeki faizlerin de düşürülmesi ÜFE’nin olabildiğince mücadele edilmesi önem arz etmektedir. Tabii ki tüm bu parametreler için kolektif bir uzlaşma sağlanması yani bir toplumsal uzlaşı sağlanması zorunludur. İstikrar ve toplumsal uzlaşma ile birlikte öngörülebilir bir ekonomi için, ilk kez 1923’te, sonra 1981 ve ardından 1992’de ve en son 2004’te gerçekleştirildiği gibi ivedilikle yeni bir İzmir İktisat Kongresi’nin toplanması gereklidir. Ayrıca, sürdürülebilir ve dengeli bir büyüme için 2024’te devreye alınacak 12’nci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nın, 2023’te sona erecek 11’inci Kalkınma Planı tamamlanmadan, bu iktisat kongresi ile sağlanacak uzlaşmanın ardından hazırlanarak, söz konusu 12’nci Plan’ın öne çekilmesi de kalıcı bir istikrar için büyük önem taşıyacaktır.
