
Pandemi sürecinde oluşan üretim ve tedarik sorunları nedeniyle dünyada olduğu gibi ülkemizde de ayçiçek yağı arzında sorunlar yaşandığına dikkat çeken Trakya Birlik Genel Müdürü Hakan Çalen, çiftçimizin gelirini artırıcı desteklerin çoğalmasıyla birlikte Türkiye’nin ayçiçeği yağı üretiminde kendi kendine yeterliliğe ulaşabileceğini söylüyor.
Türkiye’nin en büyük ayçiçeği tohumu alıcısı ve yıllık 300.000 ton ayçiçek tohumu işleme, 200.000 ton rafine yağ üretim kapasitesi ile ülkemizin önde gelen kuruluşlardan biri olan Trakya Birlik aynı zamanda en büyük milli üretici. Hem çiftçiden, üretimden gelen bir güçleri hem de sanayici kimlikleri olduğuna vurgu yapan Trakya Birlik Genel Müdürü Hakan Çalen ile ayçiçek yağı üretiminde ve arzında yaşanan sorunları ve Trakya Birlik’in hedeflerini konuştuk.
Pandemi döneminde gıdaya ulaşımda yaşanan sorunlar ve aşırı fiyat artışları kaotik bir durum yaratmıştı. Dilerseniz öncelikle bu konuyla başlayalım söyleşimize…
Pandemi sürecinde dünyadaki ekonomi yönetimleri genişlemeci para politikaları uyguladılar. Dolayısıyla büyüyen para arzıyla beraber hem emtialarda hem vadeli işlemler piyasalarında tüm tarımsal ürünlerde çok hızlı fiyat artışları oldu. Dünyadaki yer yer kapanmalar, özellikle Çin’in agresif korumacı politikaları ve gıda stoklarını artırmak için bütün dünyadan tüm tarım ürünleri ve işlenmiş gıda ürünleri çekmesi de bu artışlarda rol oynadı. Pandemi sürecinde tarım ürünlerinde tarihi rekor seviyeleri gördük. Bu çerçevede de rafine ayçiçek yağı gündem oldu. Ülkemiz bu konuda yeterliliğini son 10 yılda artırmış olsa da ihtiyacının halen maksimum yüzde 60-70’ni karşılayabiliyor.
Diğer yandan ülkemiz lojistik geçiş ülkesi olduğu için rafine ayçiçek yağında da çok ciddi ihracat potansiyeline sahip. Bu kapsamda birçok ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. Çin’in kapanması ve dünyadaki lojistik zincirinin de kırılmasıyla kritik stok seviyelerinin altına düştüğümüz dönemler oldu. Özellikle Avrupa’da pek çok ülke bu kırılmayı daha büyük hissetti. Rafların yağmalanmasını da batıda sıklıkla görür olduk. Ama Türk müteşebbisi, devletimiz ve hükümetimiz olarak kriz yönetimine alışmış bir ülkeyiz. Hızlı hareket ederek fiyat artışları dışında yokluk, kıtlık gibi büyük bir sorun yaşamadık.
Pandemi dışında, Ukrayna-Rusya arasındaki savaş dünyadaki gıda ve tarım ticaretine ayrıca yük getirdi. Çünkü Ukrayna ve Rusya dünyadaki tarım ürünlerinin üretimi ve ihracatı konusunda çok önemli ülkeler. Hububat yanında yağlı tohumlarda özellikle de ayçiçeği üretiminde, türev ürünlerin üretiminde dünyada büyük söz sahibi ülkeler. Onların arasındaki savaş özellikle Şubat ve Mart aylarında bitkisel yağ krizini tetikledi dünyada. Zaten pandemi dolayısıyla son derece artmış fiyatlar savaş şokuyla çok daha yüksek seviyelere geldi. Tarihi rekor seviyeler diyebileceğimiz; tohumda bin dolarların üstünü, ham yağda 2.500 dolarlara yaklaşan fiyatları yurt içinde de 200 liraların üzerine çıkmış 5 litre ambalajlı ürün fiyatını gördük. Ülkemiz adına, ülke yeterliliğin yükseltilmesi adına çok ciddi reaksiyonlar gösterdik. Gerek kooperatif kuruluşlarımız gerek Tarım Bakanlığımız gerekse de belediyelerimiz birçok ilave yeni alan kazanma konusunda hibe destekli tohum programları gerçekleştirdi.
Bu destekler olmasa belki de tüketici daha uçuk rakamlarla karşılaşabilirdi diyorsunuz…
Aynen öyle. Tarım koridorunun açılmasıyla beraber artık gündem yokluktan ziyade fiyat düzetmeleri oldu. Söz konusu destekler sayesinde biz bu yıl ülkemizde 2 milyon tonlara yaklaşan bir rekor üretim gerçekleştirmiş olacağız. Bu da ülke yeterliliği konusunda önemli bir gelişme. Bu farkındalık ve bilinçli projelerle çiftçimiz ülkenin birçok yerinde ilk defa ayçiçeği ekti. İklim şartlarının Avrupa’dan farklı olarak ülkemizde müspet seyretmesi, bahar, yaz yağışlarının uygun bir şekilde düşmesi bizi tarihi rekor bir seviyeye taşıdı. Bu da ülke yeterliğinde yüzde 80’lere yaklaşmamız demek. Çok kritik bir eşiğe geldik. Bu kritik eşiği de çiftçimizin beklediği gelir düzeyini onlara sunarak aşabilirsek bizim tahminimiz, beklentimiz o ki 3 yıl içerisinde ülke artık düzenli olarak 2 milyon ton üretir ve ülke bağımlılığımızı da yüzde 15-20 seviyelerine çekmiş oluruz.
Tarım, stratejik sektörlerin başında geliyor. Dolayısıyla biz bu gelişmelerden nasıl dersler çıkaracağız?
Kesinlikle öyle. Tarım, milli savunma kadar önemli. Bizim tarımsal üretimde en büyük gücümüz çiftçilerimiz. Çiftçilerimizin yaptıkları çok kıymetli… Bunu gerçekten ulusal bir görev bilinciyle yapıyorlar. Biz kendilerine şükranlarımızı sunuyoruz. Pandemi koşullarında, ağır girdi maliyetleriyle bir karış boş yer bırakmamacasına üretim faaliyetlerini milli sorumlulukla sürdürdüler. Bizim de ülke olarak onların gelir düzeylerini ve refah seviyelerini gözetmemiz çok önemli. Hububat tarafında çiftçimiz çok büyük oranda memnun.
Hükümetimizin uyguladığı alım politikasıyla çiftçimiz hububatlardan geçmiş yıllara göre yüksek bir kazanç elde etti. Bunu yağlı tohumlarda da yapabilirsek bahsettiğimiz temel ürünlerdeki sürdürülebilirlik ve yeterlik oranlarımızı çok yüksek seviyelere çekmiş olacağız. Şu an pandemi ve savaş koşullarında şişmiş tarımsal emtia fiyatlarında son 2-3 aydır dolar bazında çok ciddi geri çekilmeler görüyoruz. Bu geri çekilmeyi de çiftçimizi üzmeden doğru bir şekilde yönetebilirsek, bu yıl onların girdileriyle orantılı yağlık ayçiçeği fiyatı sunabilirsek bahsettiğimiz seviyeleri daha rahat yakalarız.
Çiftçimizin beklentisi nedir?
Çiftçimizin beklentisi; maliyetleriyle orantılı bir şekilde buğdayda elde ettiği geliri ayçiçeğinde de elde etmek.
Bu makul bir talep midir?
Kesinlikle makul bir talep. Biz de Trakya Birlik olarak, çok uzun yıllardır ilgili bakanlıklarımızdan bu gelir dengesinin korunması konusunda her yıl benzer taleplerde bulunuyoruz. Tabii, ürünün gümrük vergileriyle de bir miktar korunması gerekiyor. Bir miktar da gelir destekleriyle çiftçimizin o toplam gelire ulaşması sağlanıyor. Biz özellikle bu yıllarda tüketici tarafını yani hane halkını da düşünerek gelir desteğinin önemli oranda artırılmasını talep ediyoruz. Geçmiş yıllarda fark ödemesi desteğinin ürün fiyatının yüzde 25’ine varan oranlarda olduğunu görüyoruz ve bu oran seviyesi korunduğu müddetçe de çiftçimizin yağlık ayçiçeğini daha rahat ve severek ektiğini, ürettiğini görüyoruz. Şu an bugünkü iç piyasa fiyatlarına göre baktığımızda, destek miktarımız ürün fiyatının yüzde 5’inin altına düştü. Bu sebeple ciddi bir takviyeye ihtiyaç var. Çiftçimizin beklediği geliri destek ağırlıklı olarak gerçekleştirirsek raf fiyatlarımızı da makul ölçüde tutarak orta ve düşük gelirdeki halkımızın en temel gıda ürünlerinden olan yağa daha iyi fiyatlarla erişmesini sağlayıp, satın alma güçlerine de destek vermiş olacağız. Şu an yurt içinde borsalarda ayçiçeğin tonunun 10.000-10.500 lira bandında işlem gördüğünü görüyoruz. Ancak, biz Trakya Birlik olarak kalite prim farkları öncesinde taban fiyatını 12 bin lira olarak açıkladık. Ancak bizim fiyatımızla piyasa fiyatı arasında ciddi bir fark var. Bu da bizi ticari olarak sıkıntılı bir sürece sokuyor. Bu konuda hükümetimizden, bakanlıklarımızdan gereken desteği bekliyoruz. Tarım Bakanımızın Konya’da yaptığı bir açıklamayla da umutlarımız arttı. Bakanımızın bahsettiği gibi 12 bin lira fiyat seviyesi ülke geneline yayılabilirse ilave destekle beraber çiftçimiz toplam 14-15 bin lira ton başına gelir eder ve ayçiçeği üretiminde bu yıl yakaladığımız trendi sonraki yıllarda da sürdürülebiliriz.
Ayçiçek yağının ihracatında bir kısıtlama var mı?
Şu an pandemi koşullarında özellikle Rusya-Ukrayna arasındaki savaşın da etkisiyle ihracat yapabilmek için önce ithalat sonra ihracat iznimiz var. Bu çok uzun süredir de böyle. Bu yönteme de sektör alışmış, intibak etmiş durumda. Ülkemizin başta Afrika ve Ortadoğu ülkelerine olmak üzere çok ciddi ihracat potansiyeli var. Sadece bu yıl için değil önümüzdeki birkaç yıl bu hedefe ulaşılabilir. Diğer taraftan Ukrayna, Avrupa Birliği’nin önemli bitkisel yağ tedarikçisi. Ancak savaş koşullarından dolayı birçok fabrika şu an çalışamıyor. Bu da Avrupa’ya yapılacak ihracatta ciddi bir fırsat yaratıyor.
Yurt içinde öncelikle kendi kendimize yeterliliği hedefliyoruz. Bu yıl yüzde 80’lerin üzerinde yeterliliğe erişeceğiz. Diğer taraftan Ukrayna Avrupa Birliği’nin çok büyük tedarikçisi ve oradaki tesisler çalışamadığı için Ukrayna’nın yağlı tohum olarak ayçiçeği hammaddesi birikiyor.
Tahıl koridoruyla ilgili neler söylemek istersiniz?
Tahıl koridoru açılmasında ülkemiz çok büyük bir başarıya imza attı. Bu koridorun işlerliği sağlandı. Bu koridorun işlerliğinin yılını geneline yayılması durumunda biz Ukrayna’daki yağlık ayçiçeği tohumlarını ülkemize getirip kendi tesislerimizde işleyerek Avrupa’ya ihraç edebiliriz. Avrupa’nın da buna ihtiyacı var. Bu koridorun uzun süreli işlerliğinin sağlanmasının sanayicilerimiz için çok ciddi fırsat olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda bakanlıklarımızla görüşmelerimiz devam ediyor. Rus tarım ürünlerinin de bu koridor kapsamına dahil edilmesi söz konusu. Bu sağlanırsa Rusya ve Ukrayna lehine olduğu kadar Avrupa Birliği, Türkiye ve tüm dünya lehine de önemli bir iş başarılmış olacaktır. Ben bu işin genişletilerek sürdürülebileceğini, Rus tarım ürünlerinin de bu koridor kapsamına dahil edileceğini düşünüyorum.
Plansız sanayileşmenin tarım alanlarını tehdit ettiği iddia ediliyor. Bu konuya bakış açınızı öğrenebilir miyiz?
Tarım arazilerimiz çok çok kıymetli. Ülkemiz profil olarak bir sanayi, tarım ve turizm ülkesi. Son yıllarda verimli topraklarımızın bir kısmının sanayi, turizm ve konut amacıyla kullanıldığını görüyoruz. Artık tarım alanlarımızı daha ciddi şekilde korumamız lazım. Mevcut tarım alanlarımızı da daha verimli hale getirmemiz lazım. Marmara bölgemizde bu anlamda bir karış tarım arazisi boş değilken Anadolu’da toprak yapısı gereği suya ulaşması mümkün olmayan yerlerde uzun nadas sürelerinden veya elde edilen gelir maliyeti karşılamadığından dolayı ekilmeyen alanlarımız var. Bu bölgelerde hem tarım alanlarımızı rehabilite etmemiz lazım hem de sulama altyapımızı ülkenin sulama niteliğini haiz tüm topraklarımıza kazandırmamız lazım. Bu konuda özellikle Rusya-Ukrayna savaşından sonra ciddi bir farkındalık oluştu ülkemizde. Özellikle şu an tamamlanma derecesi yüksek sulama projelerine 2023 yılında bakanlıklarımız nezdinde çok ciddi destek verilecek. Trakya’yı Hollanda’ya benzetebiliriz. Ancak ekilebilir alanların maksimum yüzde 30’u sulanabiliyor. Biz bu oranı yüzde 70-80’lere çıkardığımızda, Türkiye’nin çeltik ithalatı yapmasına gerek kalmaz. Yağlı tohumlardaki ithalat ihtiyacı da çok büyük oranda azalmış olur. Benzer şekilde sulanabilir bölgelerimizdeki tarım alanlarımızı da kapalı devre basınçlı sistemle sulayabilirsek ülkemizin dünyada net tarım ihracatçısı olabilecek bir hale gelmesi son derece mümkün.
Tarım ve hayvancılık kooperatifleri ve birliklerinin önemi hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Avrupa’da tarımsal üretimin ve ticaretin yüzde 70-80 düzeyinde kooperatifler üzerinden gerçekleştiğini görüyoruz. İlgili devletlerin verdiği çok ciddi destekler var. Çiftçi tarım alanı mülkiyetinin sahibi ama ne ekileceği, ne aralıklarla ekileceği, hangi sıklıkla tekrarlanabileceği, hangi münavebeye tabi olacağı devlet tarafından belirleniyor. Ama çiftçi ne ekerse eksin belli bir gelir düzeyinin altına düşmüyor. Bizim ülkemizde neredeyse 20 yıldır aynı tarlaya çeltik ekiliyor. 10-15 yıldır aynı tarlaya pancar ekilen bölgelerimiz var. Keza buğday, ayçiçeğinde de böyle. Çiftçi en çok hangi üründen kazanıyorsa bir sonraki yıl da aynı ürünü ekmeye çalışıyor. Topraklarımızın sağlığını koruyacak şekilde münavebe yapamıyoruz. Bu bizim en büyük problemlerimizden birisidir. Ürün planlaması yaparak topraklarımızın sağlığını yükseltmeliyiz. Diğer taraftan tarım alanlarının ortak yönetimi kadar tarım ekipmanlarının ortak yönetimini de sağlamalıyız. Çünkü her küçük aile işletmesinde ciddi bir ekipman parkı var ve bunlar verimsiz yatırım konumunda. Burada da birlikteliği ve kooperatifleşmeyi teşvik etmemiz lazım. Bunu başarabilirsek kaynaklarımızı verimli kullanmakla kalmayıp tarımsal verimi ve geliri de artırabiliriz. Gerek pandemi sürecinde ve gerek takip eden süreçte yaşanan tarım ve gıda ürünlerindeki bulunabilirlik sorunları, arz şokları, fiyat şokları, en önemli argümanın tarımsal üretim ve bu üretimin kooperatif yapısı altında organize edilmesi olduğunu ülkemize bir kere daha hatırlattı. Bu konuda ciddi bir farkındalık oluştuğunu görüyoruz ve inanıyoruz. Bu anlamda kooperatifçilik yeniden yapılandırılarak yönetsel ve operasyonel kabiliyetleri yükseltilir ve finansal olarak da güçlü bir yapıya kavuşturulursa tarımın her alanında ülkemizin bambaşka bir yere gelebileceğini çok net olarak görüyorum.
Türkiye’nin bu anlamda iyi kooperatif markaları da var. Özel sektördeki rekabeti de bozmadan bunların güçlendirilmesi, desteklenmesi lazım. Kooperatiflerin ürünün sahada çiftçiden en doğru şekilde alımı, fiyatlanması, depolanması, stoklanması, işlenmesi ve sanayiciyle paylaşılması konularında kilit rolü var. Hem mevzuat yönüyle hem de iktisadi yönüyle yeni destekler, yeni tanımlamalar yapılabilirse kooperatifçiliğin önemli noktaya geleceğini düşünüyorum.
Trakya Birlik bu anlamda Türkiye’de önemli bir model…
Biz tarladan raflara uzanan çok ciddi bir süreç yönetiyoruz. Çiftçinin beklentilerini ve gerçeklerini çok iyi biliyoruz. İşin sanayi tarafında olduğu gibi ticaret tarafında ve dağıtım kanallarında ciddi bir tecrübemiz var.
Peki, Trakya Birlik gücünü ve başarısını nasıl sürdürülebilir kılıyor?
Ülkemizin yegâne yağlı tohum bitkisi ayçiçeği 1950’lı yılların ortalarından bu yana üretiliyor. Ülkemizin ihtiyacını tam karşılayamasa da sürdürülebilir bir üretim seviyesinde olmasında Trakya Birlik’in çok büyük bir payı ve misyonu var. Devlet destekleme alımlarından gelen çok önemli bir tecrübesi var. Alım modelimizin dünyada örneği yok. Bu anlamda çok ciddi operasyonlar gerçekleştiriyoruz. Köy bazlı 108 alım noktamızda laboratuvarımızla beraber anında kalite değerlerini tespit ederek çiftçimize daha çok gelir kazandırıcı bir yöntem uyguluyoruz. Diğer taraftan Trakya Birlik’in hem çiftçiden, üretimden gelen bir gücü hem de sanayici kimliği var. Şu an Türkiye pazarında maliyet yönetimini çok iyi öğrenmiş ve tecrübe etmiş, ölçek ekonomisini başarmaya gayret gösteren ve küresel pazarda da dünya devleriyle rekabet etmeyi öğrenmiş, rekabetçiliğini güçlendirmiş bir kuruluşuz. Yatırımlarını sürdürerek bilişim, sanayi ve de yönetsel kapasitesini yükseltmeye çalışan, sürekli daha iyiyi arayan ve zorlayan bir yapımız var. En büyük gücümüzün bu olduğunu düşünüyoruz.
Son olarak Trakya Birlik özelinde neler söylemek istersiniz?
Trakya Birlik olarak ülkemizin bitkisel yağ ihtiyacı konusunda kendi kendine yeter seviyeye gelmesi için tüm imkanlarımızla çalışmaya ve üretmeye devam edeceğiz. Ülkemiz için en büyük arzumuz tüm yağlı tohumlarda dışa bağımlılığın ortadan kalkması ve üretim fazlasının ihraç edilmesidir. Çok yakın vadede bu yolda çok önemli gelişmelerin olacağını düşünüyorum ve Türkiye kooperatifçiliğinin de bu işin merkezinde olduğu bir geleceğe hep beraber kavuşmayı diliyorum.
