
Türkiye tarımı, iklim krizinin gölgesinde kritik bir dönemeçte. Kuraklık, ithalat bağımlılığı ve kırsaldan kopan genç nesil… Peki çıkış yolu ne? Tarımın milli savunma kadar kritik bir konu olduğunu kaydeden Trakya Birlik Genel Müdürü Hakan Çalen, kooperatifçiliği mutlak bir çıkış yolu olarak görüyor.
Küresel iklim değişikliğinin tarım üzerindeki yıkıcı etkileri, dünya genelinde gıda güvenliği endişelerini artırırken Türkiye de bu zorlu sürecin doğrudan muhatabı konumunda. Özellikle son yıllarda yaşanan kuraklık ve aşırı sıcaklıklar, tarımsal üretimi derinden etkileyerek rekolte kayıplarına ve kalite sorunlarına yol açıyor. Bu bağlamda, ülkemizin bitkisel yağ ihtiyacının karşılanmasında kritik rol oynayan yağlık ayçiçeği üretimi başta olmak üzere, tarım sektörünün geleceği büyük bir belirsizlikle karşı karşıya.
İthalat bağımlılığının azaltılması, su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi ve kırsal kalkınmanın sağlanması, Türkiye’nin tarımsal potansiyelini yeniden canlandırmak için atılması gereken acil adımlar olarak öne çıkıyor. Trakya Birlik Genel Müdürü Hakan Çalen ile iklim krizinin tarıma etkilerini, alternatif üretim modellerini, kooperatifçiliğin dönüştürücü gücünü ve genç neslin tarıma entegrasyonu gibi hayati konuları masaya yatırdık.
Ayçiçeğinde bu yıl hasat erken başladı. İsterseniz öncelikle Trakya özelinde bu yılki hasadı değerlendirelim. Sezonu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Özellikle son üç yıldır küresel manada yaşadığımız yüksek sıcaklıklar ve kuraklığın etkisiyle baharlık/yazlık üretim dediğimiz ürünlerin rekoltesinde ve kalitesinde kayıplar yaşamaya başladık. Bu çerçevede ekim takvimini erkene çekerek olumsuz iklim koşullarından çiftçilerimizi korumaya çalışıyoruz. Erken ekim konusunda tüm kurullar, odalar ve çiftçi örgütleriyle beraber bir farkındalık yaratıldı. Bununla beraber de ekim takvimimiz Şubat, Mart ve Nisan aylarına geldi. Ancak ekim takvimini öne çekmemize rağmen Haziran ayıyla beraber başlayan yüksek sıcaklıklar ve bahar aylarında son derece kısıtlı yağış olması verim ve kalite kayıplarını beraberinde getiriyor. Bu yıl aslında bir önceki sezona göre %10, %15 oranında ekim alanlarında artış kaydettik. Olumsuz iklim koşullarından dolayı bu yıl maalesef geçen yılki kadar 1.350 milyon ton seviyesinde üretim gerçekleştirmiş olacağız. Rekolte geçtiğimiz yılla aşağı yukarı aynı olacak. Bu da ülke yeterliliği olarak %50’nin altında kalmamıza sebep olacak.
Yağlık ayçiçeği konusunda üretim maalesef iklim koşullarından da kaynaklı istediğimiz ölçekte ve büyüklükte değil. Ancak iki yıldır şunun mutluluğu ve memnuniyetini yaşıyoruz: yağlık ayçiçeğini ülkemizde çiftçilerimiz için fiyatlama anlamıyla pozitif ayrışan ürünler arasına kattık. Özellikle 2024 ve içinde bulunduğumuz 2025-26 sezonlarında devletimizin de desteğiyle konulan tarife kontenjanı ve gümrük vergisi uygulamalarıyla ayçiçek fiyat oluşumu çiftçilerimiz için son derece müspet. Her ne kadar bu yıl kuraklık olsa da fiyat seviyesinden memnuniyetle ve köy bazlı verim sigortasının da verdiği güvenceyle özellikle geleneksel üretim bölgesi Trakya dışında diğer bölgelerimizde de önümüzde ki üretim sezonunda ciddi manada yağlık ayçiçeği ekimi gerçekleşecek.
İthalat bağımlılığımız maalesef devam ediyor. Ülkemiz büyük, tüketimimiz yüksek, turizm kapasitemiz yüksek. O yüzden her geçen yıl bitkisel yağlara olan ihtiyacımız artıyor. Bildiğiniz gibi ülkemizin yegane yağlı tohumu, konvansiyonel olarak üretebildiğimiz, yağlık ayçiçeği. Alternatif yağlı tohumlar konusunda maalesef ülke olarak çok başarılı olamadık. Mevcut iklim koşulları altında kanola gibi alternatif yağlı tohumlara da odaklanmamız gerekiyor.
Alternatif yağlı tohumlar Türk insanın damak tadına hitap etmiyor. Bu geçiş çok kolay olmayacak gibi. Siz ne dersiniz?
Doğru söylüyorsunuz. Biz ayçiçek yağının lezzetine alışmış milletiz. Ancak ev dışı tüketim dediğimiz alanlarda da ciddi bir tüketim var ve ne yazık ki biz buralarda palm bazlı yağları tüketiyoruz. Dışarıda yediğimiz tüm kızartmalar, pasta ve unlu mamüllerin içinde yüzde doksan oranında palm bazlı yağlar kullanılıyor. Palmden kanola türü yağlara geçişi gerçekleştirerek palm yağı ithalatımızı azaltmayı sağlayabiliriz. Kanola ve pamuktan da pay almalıyız ki ithalat bağımlılığımızı azaltalım.
Aslında destek noktasında gerek yağlık ayçiçek de gerek kanola da iyi bir seviyedeyiz. Tabii beklentimiz 2026 için bunların enflasyon oranında veya mümkünse üzerinde güncellenmesi. Destek noktasında çiftçimizi teşvik edici alternatifler var. Kışlık ürünlerin yağışla buluşma ihtimali çok daha yüksek. Dolayısıyla verim kapasitesi daha yüksek. Kanolanın Eylül-Ekim gibi ekimi gerçekleştirilmesi gerekiyor kışa güçlü girebilmesi için. Ancak Eylül ayının ortalarında bile yeterli yağışlar yok. Toprağın yağışlarla beraber hazırlanması gerekiyor ama toprak şu an kurak ve çatlak. Ekim yapmaya müsait değil. Bu kez ayçiçekte yaşadığımız kuraklığı Sonbahar kuraklığıyla kanolada da yaşıyoruz. Çiftçimiz yağış bekliyor.
İklim krizi küresel bir sorun ancak Amerika ve Avrupalı bazı ülkeler bu sorunla yüzleşmek yerine öteleme yoluna gidiyor. Konuyla ilgili neler söylemek istersiniz?
Çünkü siyasi ve iktisadi küresel rekabet var. Kritik eşiğe kadar herkes direniyor. Özellikle büyük ve gelişmiş olarak kendini adlandıran ülkelerin bunlara daha büyük direnç göstermesi daha da manidar. Onlar, bu sorunun ana kaynağını gelişmekte ülkelere dayatıyor. Dünyanın bu konuda daha adil bir düzene geçmesi gerekiyor. Dileriz tez zamanda dünya ulusları bu konuda çözümler geliştirir. Özellikle kendi ülkemizde gördüğümüz su varlıklarının korunması, yönetimi ve güçlü tutulması konusunda çok önemli çalışmalar yapmamız gerekiyor. Tarımda yazlık/baharlık kuraklığını konuşurken artık sonbahar kuraklığını da konuşmaya başladık. Doğal su kaynaklarımızı koruyup güçlendirmemiz, stoklama kapasitemizi yükseltmemiz ve bireysel olarak da bilinçlenmemiz gerekiyor. Tarımsal kullanımdaki tüketimi daha verimli hale getirmek için çalışmaya da başladık ama sanki biraz da geç kaldık ama bunu sert farkındalık yaşayarak hızlanacağız.
“GENÇ NESİL TARIMDAN KOPUYOR”
Kuraklıkla beraber Türkiye tarımdan giderek uzaklaşıyor mu?
Bu çok iddialı bir söylem olur. Ülkenin halihazırda çiftçisi var, hayvancısı var, toprakları var. Ancak yeni nesli çiftçilikte, tarımda ve hayvancılıkta tutmak giderek zorlaşıyor. Kazanç düşüyor, kuraklığın etkisiyle gelir düştükçe daha da zorlaşıyor. Kuraklık ve iklim krizi çiftçi verimleri üzerinde ciddi bir baskı. Kırsal yaşamda çiftçilik yapan, tarımsal üretim yapan ailelerimiz büyük öneme haiz. Aile tipi işletmeler varsa ayaktasınız; gıdanız, etiniz, sütünüz, yağınız, ununuz var demek. İki buçuk milyona yakın kayıtlı çiftçimiz var. Yeni nesil katılmıyor, hayvancılık zaten yurt dışından göçmenler olmazsa yapılamıyor. Benzer durum artık tarımsal tarafta da başlıyor.
Sizce, gençleri nasıl tarım ve hayvancılığa entegre edebiliriz?
Bu iki buçuk milyona yakın kayıtlı çiftçimizin aileleriyle birlikte refahtan daha çok pay almalarını sağlamamız lazım. 19 Eylül 2025 tarihinde Cumhurbaşkanımızın katılımıyla 2025-2029 arası 5 yıllık milli kooperatifçilik stratejimizi açıklayacağız. Bunun içinde kooperatifçiliğin, yerel ve kırsal tarımın, kırsal hayatın güçlendirilmesi ve desteklenmesi noktasında çok kıymetli stratejik amaçlar ve hedefler var. Buna ek olarak Tarım ve Orman Bakanlığımızın tamamladığı Tarım Şurası içinde kırsal yaşamın güçlendirilmesi, çiftçiliğin, çiftçi örgütlerinin güçlendirilerek çiftçinin katma değerinin artırılması noktasında hedefler amaçlar var. Tabii bunların hayata geçirilmesi çok önemli. Bu hedef ve amaçların ülkemiz için doğru takvimde, doğru hızda yapılması da çok önemli.
“TARIM VE HAYVANCILIKTA TOPLULAŞTIRMAYA GİTMELİYİZ”
Bugün ülkemizde 200’ü aşkın üniversite var. Üniversitelerin tarım ve hayvancılık konusundaki çalışmalarına da değinecek olursak, neler söyleyebilirsiniz?
Çok doğru bir yere işaret ettiniz. Üniversitelerimizin en gelişmiş tekniklerin eğitilmesi, öğretilmesi konusunda bir eksiği yok. Üniversitelerimizin sanayi iş birlikleri pek çok alanda var. Bunu artık tarımda da yapmamız gerekiyor. 2009 yılında ilgili bakanlığımız Türkiye Tarım Havzaları Üretim ve Destekleme Modelini uygulamaya almıştı.
Ülkemizdeki tarım alanlarının ortak işleme modellerinin geliştirilmesi, tarımın, ziraatin, hayvancılığın müştereken nasıl yapılabileceğini konuşmamız gerekiyor. Örneğin köylerde tarım yapan her aile işletmesinde aynı ekipmanlar var. İnanılmaz bir ekipman savurganlığımız var. Gereksiz bir ekonomi var orada. Hayvan çiftliklerinin de toplulaştırılması, ortak iş yapabilme kültürünün geliştirilmesi ve bunun için de devletimizin bu alanda destekler, ilave katkılar yaparak verimliliğimizi artıracak bir modele geçmekte çok büyük fayda var.
Bu toplulaştırmayı tarımda başarabildik mi sizce?
O yönde adımlarımız var. Benim kastettiğim daha çok köy varlıklarının kişisel bazda yapılan tarımsal işleminin olabildiğince kümeleşerek yapılması. Ekipman tasarrufunun sağlanması. Tarlalar arasındaki sınırların kaldırılarak daha geniş tarım alanlarına erişilmesi. Uzmanlar bunun %10-15’lik bir tarım alanı artışı sağlayacağını belirtiyor. Bu şekilde toplulaşma ve kümeleşmeyle daha ileri tarım tekniklerinin, su kullanımının, daha modern tarım ekipmanlarının gereken kadar kullanılarak verimlilik ve maliyet avantajı sağlayacak yapılara dönüştürmemiz gerekiyor.
“KOOPERATİFÇİLİK OLMAZSA OLMAZ”
Kooperatifçiliğe Türkiye olarak yabancı değiliz. Ancak geçmişte bazı yanlışlar yapıldığı için bazı kooperatifler zamanla asli görevlerinin dışına çıkmaya başladı ve bir kısmı kapandı. Aynı hataya düşmemek adına şimdi neler yapılabilir sizce?
Doğru noktalara işaret ettiniz. 2025’i bizim için milat olarak değerlendiriyoruz. 2025’in Dünya Kooperatifçilik Yılı olması, milli strateji belgesinin bu yıl açıklanıyor olması, tarım şurasının yapılması, tarım envanterinin devam etmesi gibi bizi değişim ve dönüşümlere taşıyacak kilit bir yıl. Burada yapılacak tespitler, yapılan düzenlemeler bizi tarımda arzu ettiğimiz hedeflere taşıyacak. Gelişmiş ülkelere baktığımızda ana omurganın kooperatifçilik olduğunu görüyoruz. Kooperatifçilik şeffaf, denetlenebilir, hesap verilebilir olacak. Kooperatif yönetimlerinin o beklenen faydayı sağlaması noktasında kurumsallaşması, yönetici profillerinin iyi tanımlanması, icra ve karar organları arasındaki görev tanımlarının net olarak yapılması ve oradaki politika ve uygulamaların doğru şekilde karar altına alınıp denetlenmesi kritik nokta bu. Burada siyaset üstü ortak bir menfaat var. Tarım, gıda, su, hayvancılık bir milli savunma kadar önemli. Milletlerin ulusların geleceğinde su ve gıda en başta geliyor. Kooperatifçilik mevzuatımızı görev yapılanmasını yeni baştan tanımlamamız gerekiyor.
Tarım ve hayvancılıkla uğraşan vatandaşın aslında en temel problemi tüccarlar. Kooperatifçilik bu durumu bitirecek bir durum ortaya koyabilir. Vatandaşı tüccarın elinden alabilir, değil mi?
Kesinlikle. Özellikle yaş sebze meyve konusunda yıllardır tarladan rafa uzanan noktadaki fiyat hareketliliği, ellerden geçtikçe oluşan ilave maliyetler tüketiciye yansıyor. Burada kooperatifçiliğin varlığı çok önemli. Tabii özel sektör, patronaj, sermaye doğası gereği daha çok kazanmak ister. Ama çiftçi adına regülasyon yapacak, çiftçinin ürettiği ürüne ciddi manada alternatif olacak ve piyasadaki fiyat oluşum mekanizmasını çiftçi adına da tüketici adına da daha sağlıklı hale getirecek yegane yapı kooperatifçiliktir. Tarım ve hayvancılıkta kooperatifçilik olmazsa olmaz. Aynı zamanda tüccar ve sanayici de çok kıymetli. Piyasa mekanizması içinde bu esnekliğe ve bu kabiliyete de ihtiyaç var.
Trakya Birlik ile çalışan çiftçilerin mutlu oldukları söyleniyor. Konuyla ilgili neler söyleyebilirsiniz?
Çok teşekkür ediyorum. Tarımının güçlenmesi; güçlendirilmiş, etkin ve işini iyi yapan, alanında uzmanlaşmış kooperatif yapılarla mümkün. Bu çok net, dünya bunu böyle başarmış. Bizim gibi yapıların da kendi faaliyet alanıyla alakalı politikalar üretmesi, önerilerde, tekliflerde bulunması ve bunu ısrarla, sabırla yapması ciddi manada önemli. Devletimizin 2025 Dünya Kooperatifler Yılı vesilesiyle orta vadeli plan çerçevesinde, tarım şurası sonuç bildirgesi kapsamında ciddi manada hedefleri ve amaçları var. Bizler de bunların Türk tarımına arzuladığımız ivmeyi getireceğini umuyoruz, bekliyoruz.
Son olarak, yaşanan kuraklık rafine ayçiçek yağında bir fiyat artışı yaşatır mı sizce?
Şu an fiyatlar yıllık enflasyonun altında. Bu fiyat seviyesinin spekülasyondan da manipülasyondan da arındırılması gerekiyor. Ben önümüzdeki 6-8 ay arasında hatta önümüzdeki sezona kadar yağlık ayçiçeğinde özellikle rafine yağda önemli bir fiyat artışı beklemiyorum. Vatandaşımız rahat olsun. Hatta Ekim-Kasım aylarında bir miktar da düşebilir. Yıl boyunca da önemli bir fiyat artışı beklemiyorum.
