
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, yaşanılabilir kentler oluşturmak için Türkiye’nin planlı bir şehirleşmeye ihtiyacı olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Bu anlamda yeni nesil belediyeciliğin gereklilikleri olan erişilebilir, şeffaf ve birlikte yöneten bir anlayışın ülkemizde hayat bulması adına belediyeleri daha güçlü ve etkin kılacak reformlara ihtiyaç var. Biz, kendi imkanlarımız dahilinde İzmir’i bu anlayışla geleceğe taşıyoruz.”
İzmir’i uzun soluklu bir perspektifle planladıklarını söyleyen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay ile kentin gelecek vizyonu özelinde büyükşehir belediyesi olarak yürüttükleri çalışmaları, projeleri ve hedefleri konuştuk.
Sayın Başkan, önceliklendirdiğiniz projelerinizden ve temel hedeflerinizden bahseder misiniz?
Ben İzmirliyim. Neredeyse hayatımın tamamı İzmir’de geçti. Bu şehrin kültürüyle, sosyal yaşamıyla, eğitimiyle yetişmiş insanlardan biriyim. Dolayısıyla tamamen İzmir’e sahip çıkmak, iyi ve güzel taraflarını güçlendirmek ve daha da iyi hale getirmek hayalleriyle bu günlere geldim. Göreve başladığımdan beri de bu yönde çabalıyorum.
İzmir bence Türkiye’de eşi benzeri olmayan çok özel bir şehir. Geçmişten gelen çok kültürlü, hoşgörüye dayalı, insanların barış içerisinde yaşadığı aynı zamanda zengin bir sosyal ve kültürel yaşama sahip bir şehir İzmir… Pek çok alanda atılım yapmaya hazır bir şehir. İzmir, limanıyla uluslararası ticaretin merkezi olmuş bir yer tarih boyunca. O günlerden bu güne devam eden bir yüksek ticaret potansiyeli var. Bugün de şehir merkezindeki liman biraz kan kaybetse de Aliağa’da yeni kurulan limanlarla beraber yine bu özelliğini koruyor. Diğer taraftan da bir tarım şehri. Hayvancılıkta ve bitkisel tarımda ilk sıralarda yer alan bir şehir her zaman. Tarımda bir gıda krizi ile karşı karşıyayız, gelecekte sorun yaratacak bir konu olarak gözüküyor. Bu bağlamda tarımla ilgili yenilikçi çalışmaların yapılacağı bir şehir.
İzmir aynı zamanda bir turizm şehri. Kentimizin bir tarafında bünyesinde barındırdığı antik kentler var, dünyada başka var mıdır bilmiyorum ama 7 tane antik kente sahip bir şehirdir İzmir. Hem somut olan hem somut olmayan önemli bir kültür mirası var. Aynı zamanda 464 kilometre denize kıyısı var, çok güzel koyları, sahil kasabaları var. Çok güzel doğal parkların olduğu, yaşam alanlarının olduğu havzaları var. Tüm bunlar bence İzmir’i çok özel yapıyor. Bizim de hem metropol alandaki yaşamı daha düzenli hale getirmek hem de İzmir’in güçlü taraflarını korumak ve geliştirmekle ilgili çalışmalar yapmamız gerekiyor. Biz İzmir’e bütünüyle bakıyoruz aslında. Sadece metropol değil kırsal bölgedeki yaşamı da güçlendirmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Turizmi de geliştirelim ama bunu doğru bir şekilde yapma hedefimiz var. Yaptığınız her şeyin sürdürülebilir olması gerekiyor bu noktada. Güney’deki illerde olduğu gibi sadece otel turizmi değil, güçlü tarihimizi ve güçlü gastronomimizi de tüm dünyanın tanıması gerekiyor bence. Bağcılık yani şarapçılık ve zeytincilik konusunda doğal bir ekosistemimiz de var. Kısaca biz burada eko turizmi, gastronomiyi, katma değeri yüksek turizmi çalışabiliriz diye düşünüyoruz ve çalışmalarımızı bu yönde devam ettiriyoruz. Yapacağımız projeler ile İzmir’in turizm ile ilgili hak ettiği o potansiyele ulaşmasını sağlayacak.
İzmir’de yatırımlar konusunda iş dünyası ile temaslarınız ne düzeyde?
İş dünyası ile yakın iletişim kurmaya çalışıyoruz ve onlara İzmir’i anlatmaya çalışıyoruz. Öncelikle amacımız yerli yatırımcının teşvik edilmesi ve onların önünün açılması ile ilgili çalışmalar yapmak. Diğer taraftan şehir dışından, yurt dışından yatırım yapmak isteyenlere de kolaylaştırıcı bir tutum içerisinde olmaya çalışıyoruz.
Altyapı yatırımlarınızdan da kısaca bahseder misiniz?
Kent içerisinde metropol alanda altyapı ile ilgili ihtiyaçlarımız var. Göreve başladığımızdan beri yoğun bir şekilde altyapı çalışması yapıyoruz. Arıtma tesisleri, içme suyu tesisleri gibi pek çok yeni tesis kazandırdık. Altyapı dışında ulaşımla, trafikle ilgili projelerimiz var. Ulaşımla ilgili 6 aydır devam eden bir master çalışmamız var ve 6 ay içerisinde de tamamlanacak. Araç trafiği, toplu taşıma, yaya trafiği ve mini mobiliteyi hedefleyen bir çalışmayı içeriyor. Toplu ulaşım raylı sistemi içeriyor. Bunların içerinde devam edenlerden biri de Buca metrosu, 17 kilometre 800 metrelik bir hat. İzmir’de bu zamana kadar yapılmış en büyük hat. Körfez altından geçen bir hat olacak. Bu da İzmir için çok önemli bir çalışma olacak diye düşünüyorum.
“İZMİR’İN KENTSEL DÖNÜŞÜM ATAĞINA İHTİYACI VAR”
Kentsel dönüşüm ile ilgili neler yapmaktasınız?
İzmir’in kentsel dönüşüm atağına ihtiyacı var. Bir planlanma olmadan yerleşim oluşmuş mahallelerimiz var. Bununla ilgili İzmir tarihinde daha önce hiç yapılmayan kadar kentsel dönüşüm projesi yapıyoruz ve önceliklendiriyoruz. Daha önceki dönemlerde kentsel dönüşüm planlaması yapılmış ama tamamlanmamış projeleri tamamlıyoruz. 5 bin civarı konut var bu şekilde yapılan.
Ayrıca, 3 bin 100 tane sosyal konut yapıyoruz. Bir yandan TOKİ’ye de İzmir’de konut yapmalarına destek vermeye hazır olduklarını söyledim. Burada gördüğüm şöyle bir eksik var; altyapısı yeterince hazırlanmadan, ulaşım konusu yeterince çözülmeden, çevresindeki sosyal donatı alanları yeterince planlanmıyor. Bu da orada yaşamayı zorlaştırıyor. Biz de İzmir’e bir şey yapılacaksa bu nitelikli bir şekilde olsun diyerek bu konuyu gündeme getirdik. Karşı değilim ama TOKİ’nin çalışma şeklinin İzmir ile belediye ile uyum içerisinde olmasını istiyoruz.
Bu projeler için nasıl bir finansman modeli düşünüyorsunuz ve nerede sağlamayı hedefliyorsunuz?
Bunlar büyük ölçüde yurt dışı finansman ile yürüyen işler. Bu ilaveleri de yine yurt dışı finansmanlarla kolayca halledebiliriz. Çünkü uluslararası bankalar İzmir’e yüksek kredi notu verdiği için bize kredi vermeye hazırlar. Tek sıkıntı bu kredilerin hükumet tarafından onaylanması. Bunu da sağlayabilirsek zaten finans problemi kalmıyor. Bununla ilgili gerekli görüşmeleri yaptık ve anlaşıldığımızı düşünüyorum ve onaylanmasını bekliyorum.
“İZMİR SOSYAL VE KÜLTÜREL AÇIDAN ÇOK ZENGİN BİR ŞEHİR”
Sosyal ve kültürel alandaki çalışmalarınız nelerdir?
İzmir, sosyal ve kültürel açıdan çok zengin bir şehir. Bizim buna yakışır, buna uygun işler yapmamız lazım. Örneğin pek çok yeni kütüphane açıyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyesi Konservatuarı açıyoruz. Şehir tiyatromuz vardı, bunu güçlendirdik. Yakında senfoni orkestrasına dönüşecek olan bir orkestramız var. Amacımız bir taraftan İzmir halkına nitelikli bir sanat üretimi yapılsın, diğer taraftan da İzmir’i dışarıda temsil etme görevi devam etsin. Ve aynı zamanda bu kaliteli çalışmalar diğer şehirlere de ilham olsun istiyoruz. Yine pek çok yeni festivallerimiz, etkinliklerimiz var.
İzmir’i nasıl bir ekiple yönetiyorsunuz?
Bu konuyla ilgili olarak şunu diyebilirim ki, şu anda pek çok konseyimiz var; turizm, gıda, kadın girişimci, roman konseyi gibi… Benim de çoğuna katıldığım belirli aralıklarla toplanan, buradan kararların çıktığı ve bu kararları da uygulamaya soktuğumuz yapılarımız bunlar. Yine kurullarımız var; bilim kurulu, danışma kurulu gibi. Örneğin su kurulu oluşturduk son olarak. Su ile ilgili yaptığımız çalışmaları yürüten akademisyenlerden oluşan bir grup, belediye ekiplerimizden de üyeler bulunuyor. Kültür sanat alanlarında da konseyler oluşturuyoruz. Çalışmalarımızı bu denli koordineli yürütmek bizleri de çok mutlu ediyor.
Akıllı şehircilik konusunda neler yapmaktasınız?
Akıllı şehirler, bilgili insanlar ve yenilikçi teknolojinin bir araya gelmesiyle oluşur. Mesela sosyal yardım çalışmaları yaparken sahadan topladığımız verinin analizi, bu analizle oluşturulmuş bir strateji ve bu stratejinin de bir yapay zeka destekli sistem takibiyle çalışıyoruz. Bu da daha hızlı ve kapsamlı çalışmamızı sağlıyor. İnsan aklının ve gücünün üstüne yapay zekanın desteğini ekliyoruz diyebiliriz. Ucu çok açık bir konu bu. Benim hayal ettiğim şehirde insanların daha az yorulduğu, daha konfor içinde olduğu ve yapmakta zorlandıkları işleri de otomasyon sistemlerine yaptırdığımız bir düzen oluşturmak.
İzmir yoğun göç alan bir şehir, konuyla ilgili neler söyleyebilirsiniz?
İzmir’in şöyle bir özelliği var ki, buraya yerleşen insanlar kısa bir süre içerisinde adapte olup, İzmirli oluyor. Şehrin özelliği bu; herkesi kucaklıyor, hoşgörüsü, demokratik ortamı, sosyal yaşamıyla herkesi İzmirli yapıyor. O yüzden buraya yerleşenlerin adaptasyon sorunu olmuyor. İzmir’e göç edenlere baktığımız zaman biraz daha keyifli yaşamak isteyen, dinginliğini, huzurunu yaşamak isteyenler geliyor ki bu da çoğunlukla emeklilik zamanında oluyor. Biz de iş yaşamında, sosyal yaşamda aktif vatandaşlarımızın da gelmesini istiyoruz. İş kapasitesi ve yatırımları da bu yönde artırırsak, bu tarz göçleri de alabileceğimizi biliyoruz.
“İZMİR AYNI ZAMANDA BİR SPOR KENTİ”
Gençler için ne tür projeleriniz var?
Öncelikle eğitimde onlara destek olmaya gayret gösteriyoruz. Öğrencilik aşamalarında deneyimler yaşamalarına olanaklar sağlamak. Kütüphanelerden ve diğer sosyal çalışmalarımızdan bahsetmiştik zaten. Bir öğrenci için çok iyi şartlara sahip bir şehir olmaya çalışıyoruz. Örneğin 6 üniversitemizde birden yemek imkanı sağlıyoruz. İzmir’e ilk defa gelen üniversiteli öğrencilerimize burayı tanıtacak geziler düzenliyoruz. Okullara kırtasiye yardımları yapılıyor, burs imkanları, yurt imkanları sağlıyoruz. Spor tesisleri konusunu da çok önemsiyoruz. Spor salonları, atletizm pistleri, yüzme havuzları, İzmir’de çok sevilen buz pateni için pistler yapmak istiyoruz. Bir tane veledrom projemiz var. Şu an sadece Konya’da veledrom var, İzmir’de de yapmak için bir düşüncemiz var. Bunun için yer belirlendi, şu an proje çalışması yapılıyor. Aynı zamanda uluslararası yarışlara ev sahipliği yapacak atletizm pisti için çalışmalarımız var. Yine 10 bin kişilik bir spor salonu için de proje geliştirdik. Sadece futbol, voleybol, basketbol değil, atletizm, güreş, yüzme, yelken, konu gibi pek çok sporun ilgi gördüğü bir yer. Tüm şehre yayılan neredeyse tüm spor dalları ile ilgili çalışmalar yürütmeyi hedefliyoruz. İzmir aynı zamanda bir spor kenti ve bu bizim için çok önemli.
Gençlerle ilgili yine önemli gördüğüm alanlardan biri sanat diğeri de teknoloji. Bu konuda örnek vermek gerekirse az önce konservatuardan bahsetmiştim. Burada maddi durumu yetersiz olan öğrencilerimizi yetiştirmeyi amaçlıyoruz. Bir ses kayıt stüdyosu açtık. Ben ilçe belediye başkanı iken bu çok ilgi görmüştü. Hatta oradan popüler olan gençlerimiz bile oldu. Şimdi açılan stüdyomuzun 6 aylık randevuları dolduğu için yeni bir tane daha açacağız. Teknolojiyle dost, yapay zeka teknolojisini bilen genç nesil yetişmesinin önemsiyorum. O yüzden bir ‘dijital beceri merkezi’ kuruluyor ve yakında açacağız. Burada üniversite ile ortak çalışarak gençlerimizi yapay zeka, teknoloji konusunda bilinçli hale getirmeyi amaçlıyoruz.
Yeni nesil belediyecilik kavramını nasıl okumalıyız sizce?
Bürokrasiyi ve hiyerarşiyi azalttığımız bir yönetim anlayışına ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle açık ofis uygulamamız var. Bununla beraber kurum içerisinde dijital dönüşümü başarıyla yaptığımıza eminim. İnovasyon konusu da çok önemsiyoruz, öncelikli hedeflerimizden birisi. Hatta bu konuda diğer belediyelerle bir araya geldiğimizde gerek yurt içinde, gerek yurt dışında network oluşturmaya çalışıyoruz. İzmir Planlama Ajansımız bünyesinde akademisyen, teknik personel, sosyolog çoğu meslek grubundan üyelerimiz var. Kentimizle ilgili tüm konuları burada birlikte çalışıyor ve projeler geliştiriyoruz.
Sizce, yaşanılabilir kentler oluşturmak için Türkiye’nin nasıl bir master plana ihtiyacı var?
Bir yerde bir yerleşim kuracaksanız onun altyapısını, ulaşımla ilgili çözümlerini, sosyal donatı ile ilgili örneklerini önceden görmeniz gerekir. Bir de bunun çevresel etkilerini başından hesaplamanız lazım. Burada oluşacak hava kirliliğini, atık miktarını, çevreye vereceğiniz zararı önceden görmeniz gerekir. Türkiye’nin planlı bir şehirleşmeye ihtiyacı var. Bence sürdürülebilir kent yaşamı için iklim krizine neden olacak karbon emisyonunun da fazla olmadığı, enerjinin, suyun da verimli kullanıldığı, kentin yeşil dokusunun doğru şekilde planlandığı, insanların ulaşımını toplu taşıma ile sağladığı bir kent olmalıdır.
Yerel yönetimlerin kentsel dönüşüm konusundaki açmazları neler?
Planlama konusunda belediyeler yeterince özgür değil. Hatta sanılanın aksine birçok açıdan merkezi hükumete bağımlı bir konumdalar. Bir de planlama yaptığınızda uygulamaya geçirebilmek için finansa ihtiyacınız var. Bu finans kaynağı aslında yurt dışında örnekleri olduğu gibi fonlardan sağlanmalı. Maalesef Türkiye’de kentsel dönüşüm için oluşturulmuş bir fon yok. Merkezi hükumet her yeri doğru şekilde görüp, doğru şekilde değerlendiremez. Bunu yurt dışındaki hükumetler de yapamıyor. Oralarda yerel yönetimlere daha fazla olanak sağlamak için çaba gösteriliyor. Barınma, konut konusu bunun en önde gelenlerinden birisi. Dolayısıyla TOKİ gibi bir kurum çalışsın ama yerel yönetimlere de kaynak sağlamak gerekir ve bu şekilde olunca ülkenin konut sorunu düzelir.
“KÖRFEZ HER GEÇEN GÜN DAHA TEMİZ VE DAHA İYİYE GİDİYOR”
Son olarak eklemek istedikleriniz…
Son olarak eklemek istediğim ise denizimizin temizliği. Körfez her geçen gün daha temiz ve daha iyiye gidiyor. Geçen yıl Nisan ayında arıtma kapasitesini arttırdık. Ondan sonra ciddi bir düzenleme oldu. Eş zamanlı olarak körfezin tabanında birikmiş olan eski çamuru temizliyoruz. Şu ana kadar milyon ton çamur çıkardık. İzmir’de yapılan ilk büyük dip temizliğidir ve bunu hükumetten destek almaksızın yaptık… Bu konuda çalışmalarımız hala devam ediyor.
