
Ons altın, 2025 yılında yatırımcılarına %60’ın biraz üzerinde getiri sağlamıştı. Yıl başından bugüne kadar olan getiri ise kabaca %6 seviyesinde bulunuyor. Savaş ortamına rağmen birçok yatırımcının bu durumu anlamlandırmakta zorlandığını görüyoruz. Bunu açıklayabilmek için geçtiğimiz yıldan farklı olan unsurlara bakmak gerekiyor.
Her şeyden önce, geçtiğimiz yılın en önemli oyuncuları merkez bankaları ve ETF’lerdi. Öyle ki World Gold Council verilerine göre 2025’in üçüncü çeyreğinde ETF’ler portföylerine 221,7 ton altın eklemişti. Bunun arkasındaki temel nedenler ise Trump yönetiminin tarifeler konusunda yarattığı belirsizlik, Fed’in faiz indirimine gitme ihtimalinin yüksek görülmesi ve artan jeopolitik risklerdi. ETF’lere olan ilginin en önemli ayaklarından biri de faiz indirim beklentisiydi. Ancak bugün geldiğimiz noktada enerji maliyetlerindeki artış enflasyon üzerinde yeniden hissedilmeye başlandı. ABD’de nisan ayı enflasyonu %3,8 olarak açıklandı ve özellikle enerji fiyatlarındaki yükseliş, enflasyonist endişeleri yeniden gündeme taşıdı. Buna bağlı olarak Fed’in faiz indirim ihtimali giderek zayıfladı ve bu durum kıymetli metaller üzerinde genel bir baskı oluşturdu. Diğer taraftan doların diğer para birimlerine karşı güç kazanması da bu baskıyı artırdı.
Buradan anladığımız şey şu: ETF yatırımcılarının temel beklentilerinden biri Fed’in faiz indirimlerine devam etmesiydi. Bu beklenti zayıflayınca ETF tarafında da çözülmeler görmeye başladık. Ayrıca birçok yatırımcı likidite ihtiyacı nedeniyle satış yapmak zorunda kalmış olabilir. Kısacası geçtiğimiz yıl ETF’ler altın rallisini destekleyen en önemli unsurlardan biriyken, 2026 yılının mart ayında yaşanan çıkışlar bu kez altın üzerinde baskı oluşturan başlıklardan biri haline geldi. Ancak Nisan ayında yeniden giriş yaşanması bu durumun geçici olabileceğinin sinyallerini verdi.
Bir diğer önemli unsur ise merkez bankalarının altın talebiydi. 2025 yılı boyunca başta gelişmekte olan ülkeler olmak üzere birçok merkez bankası güçlü altın alımlarıyla öne çıkmıştı. Bu durum, altın fiyatlarını yukarı taşıyan en önemli faktörlerden biri olarak görülüyordu. Ancak yine World Gold Council verilerine göre savaşın başlamasından bu yana bazı merkez bankaları satış tarafında yer aldı. Geçtiğimiz yıl alım yapan ülkeler arasında bulunan Azerbaycan ve Türkiye de bu süreçte satış gerçekleştiren ülkeler arasında yer aldı. Belki de burada yatırımcılar olarak merkez bankalarının altın rezervlerini neden tuttuğunu yeniden hatırlamamız gerekiyor. Çünkü yaşadığımız süreç bize şunu gösterdi: rezervler yalnızca biriktirmek için değil, ihtiyaç anında kullanılmak için de var. Ayrıca burada da geçtiğimiz yıl sürekli alım gerçekleştiren Polonya’nın yine en önemli alıcı pozisyonunda olduğunu gözlemliyoruz. Yani bazı ülkeler satış gerçekleştirmiş olabilir ancak hala alıcı olan ülkeler de mevcut.
Tüm bu gelişmeleri bir araya getirdiğimizde karşımıza; Fed’in faiz indirimlerini ötelemesi, merkez bankalarının rezerv kullanma ihtiyacının ortaya çıkması ve hem yatırımcıların hem de diğer piyasa katılımcılarının likidite ihtiyaçları nedeniyle altın satışı gerçekleştirmesi gibi unsurlar çıkıyor. Dolayısıyla savaş ortamına rağmen altının beklenen ölçüde güçlü bir performans sergileyememesini yalnızca jeopolitik risklerle açıklamak yeterli olmuyor. Bu süreçten altın yatırımcısı da doğal olarak olumsuz etkilendi. Belki de bu yazı yayınlanmadan önce gelecek bir haber akışıyla birlikte daha farklı fiyatlamalar gözlemleyeceğiz. Ancak burada geçici bir durum yaşandığını düşünüyorum ve eski seviyelere yeniden ulaşmak zaman alabilir ancak kesinlikle imkânsız gibi görünmüyor.
