
Kapımıza dayanan gıda krizinin görünen yüzü gıda enflasyonu olmakla beraber, sorun çok daha derin. Bir taraftan iklim değişikliği tarımsal üretimde kayıplara yol açıyor. Emeğinin karşılığını alamayan çiftçi nüfusu yaşlanarak azalıyor. Diğer taraftan, üretilen gıdaların besleyici değeri azalıyor. Doyuyor ama beslenemiyoruz…
Konunun uzmanları; sistemin en önemli halkası olan üreticinin zayıflamasıyla, sistemi oluşturan zincirin kırıldığını ve dolayısıyla öncelikli olarak bu halkanın onarılmasının şart olduğunu ve ayrıca, üretimden tedariğe – tüketime uzanan yolda agroekolojik yaklaşımların da benimsenmesi gerektiğinin şart olduğuna dikkat çekiyorlar…
Anadolu toprakları 1960’larda başlayan yeşil devrimle birlikte verimliliğini yavaş yavaş yitirdi. Topraktaki organik madde miktarı %1’in altına indi. Bu arada geleneksel tarım bilgisine sahip üreticilerimizi de kaybettik. Uzmanlar, topraktan yeniden verim alabilmek için toprağın organik madde miktarının artırılmasının şart olduğunu ve bunu da ancak agroekolojik üretim yöntemleriyle ve küçük çiftçinin sosyo-ekonomik koşullarını iyileştirip tarıma devam etmesini sağlayarak başarabileceğini söylüyorlar.
Gıda krizindeki sorunlar ne sadece çiftçilerin ne sivil toplumun ne de akademik çevrelerin çabalarıyla çözülebilir. Üretimden tedarik zincirine ekolojik, ekonomik, sosyal ve politik bir değişim gerektiren sorunların çözümü için üreticiler, uzmanlar, iş dünyası ve sivil toplum kuruluşları ve karar vericiler ortak bir anlayış etrafında işbirliği yapmamız gerekiyor. Bu gereklilikten yola çıkarak Buğday Derneği, İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi’nde gerçekleştirdiği “Çözüm Agroekoloji” başlıklı toplantıda konunun uzmanları ile iş dünyası temsilcilerini bir araya getirdi. Toplantıda mevcut gıda sisteminin iklim krizinin de etkisiyle neden ve nasıl bir çıkmazda olduğunu; gıda sisteminin sadece ekonomik değil ekolojik, sosyolojik ve politik olarak da değerlendirilmesi gerektiğini ve agroekolojik bir yaklaşımın gıda sistemini nasıl iyileştirebileceğini derinlemesine ele aldı.
Toplantıda konuşan Buğday Derneği Strateji Kurulu Üyesi Oya Ayman; sağlıklı, adil, ekolojik ve ekonomik anlamda dayanıklı gıda sistemlerinin kurulması için çiftçiler, akademisyenler, araştırmacılar, uzmanlar, sivil inisiyatifler ve tüketiciler, topluluklar, konuya duyarlı şirketler ve yerel yönetimlerden oluşan işbirliği ve dayanışma ağları kurduklarının önemime dikkat çekti.
Buğday Derneği olarak; agroekolojiyi, üretimden tedarik zincirine kadar gıda sisteminin hemen tüm halkalarında yaşanan bozulma ve kırılmaları onarıp sürdürülebilir sistemler kurmak üzere çözüm olarak önerdiklerini kaydeden Oya Ayman, agroekolojik uygulamaların bir an önce hayata geçmesi için çalışmaya devam ettiklerini belirtti.
Toplantıda konuşan Tarım Ekonomisi Derneği Başkanı İpek Toğuzoğlu ise; mevcut sistemde üreticinin ne üreteceği ürüne, ne tarımsal girdilerin içeriğine ve miktarına ne de ürünün fiyatına karar verebildiğini söylüyor ve ekliyor: “Ürettiğimiz gıdanın üçte birini lojistik zincirlerde kaybediyor, tarım diye yaptığımız faaliyetin sonucunda ekolojiye geri dönüşsüz zararlar veriyoruz. Doğal kaynaklar dahil her şeyi metalaştıran ve insanın doğanın hâkimi olduğunu savunan anlayış yerini hepimizin doğanın bir parçası olduğu anlayışına bırakırsa, oluşturduğumuz ekonomik ve politik modeller de değişecektir.”
Sürdürülebilir tarım uygulamaları ile sosyal hareketleri bir araya getiren agroekoloji, sürdürülebilir gıda sistemleri için bir anlayış değişikliği öneriyor ve uzun vadeli çözümler sunuyor. Dış girdi ihtiyaçlarını en aza indirirken ürün ve hizmet çeşitliliğini mümkün kılıyor, gelir olanaklarını çeşitlendiriyor, endüstriyel tarımın neden olduğu doğal yaşam alanları tahribatının kontrol altına alınmasına yardımcı oluyor, iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılmasına katkı sağlıyor. Sağlıklı bir dönüşüm için örnekler oluşturmak gerek…
Sevgi ve ışığın birlikteliği sizlerle olsun…
