RÖPORTAJ — 2 Kasım 2015 at 17:00

SAYINLAR GIDA YÖNETİM KURULU BAŞKANI METİN ERTURHAN: AYÇİÇEĞİ ÜRETİMİNE DESTEK ARTMALI!

IMG_1779

 

Türkiye’de bitkisel yağ üretimi için gerekli olan hammaddenin üçte ikisinin ithal edildiğine dikkat çeken Sayınlar Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Metin Erturhan; önümüzdeki birkaç yılda yağlı tohum üreten ülkelerin artık ham yağı ihraç etmeyebileceklerini, verilen teşviklerle rafine yağ üretiminde de kullanacaklarını, bu tehlikeyi önlemenin tarıma, özellikle de ayçiçeği üretimine desteklerin artmasıyla başarılacağını söylüyor.

 

Sayınlar Gıda, Turna markasıyla Gaziantep’in Nizip ilçesindeki tesisinde 1983’ten bu yana bitkisel yağ üretiyor. Sayınlar Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Metin Erturhan ile bitkisel yağ sektöründeki sorunları, ihraç pazarlarını ve istihdamı konuştuk.

 

Hangi ülkelere ihracat gerçekleştiriyorsunuz? Yeni ihraç pazarları arayışınız var mı?

Sayınlar Gıda olarak, geçtiğimiz sene 33 ülkeye ihracat gerçekleştirdik. Yeni pazarlar derken her sene ihracatımızı geliştirmeye çalışıyoruz. Tabii bu süreç çok zor süreçtir. Yeni ihracat bağlantısı kurarken örneğin Afrika’da bir firma, iletişim 3-6 ay arası sürdükten sonra bize öncelikle 1 konteyner gönderin der. Bu da fiyat tutarsa olur. Biz bu şekilde çalışan bir firmayız. Yani kimse bize kapısını açıp da bize yağ gönderin demiyor hemen. Dünyanın her tarafında çok büyük rekabet var.

 

Devletin etkisini konuşacak olursak ne kadar ihracatçının yanında?

Ülkemiz gelişiyor. Bundan 30 sene önceki Türkiye değil. Tabi dünya da değişiyor. Yani çok eskiden önümüze çıkan engeller şimdi azaltılmış vaziyette. Fakat birtakım temel şeyler var. Şimdi ihracat yaptık mı eline sağlık diyorlar, belgeni de veriyorlar, limandan yükleyip gönderiyorlar. Zorluk çıkarmıyorlar ama bazı dengeleri tutturmamız lazım. Mesela hammaddenin üçte birini ülkemizden karşılıyoruz, üçte ikisini dışarıdan alıyoruz. Bizim buradaki hareketlerimizi dış ülkeler çok yakından takip ediyorlar. Burada vergi konduğunda onlar fiyatı çekiyorlar, vergiyi çektiğimizde hemen onlar fiyat koyuyorlar. O yüzden ihracat ve ithalat rejimlerini çok iyi uygulamamız lazım.

 

Siz tarıma dayalı üretim yapan bir firmasınız ve hammadde konusunda da büyük ölçüde dışarıya bağlı olduğunuzu ifade ediyorsunuz. Pekiyi, dış bağımlılığı azaltmak için ülke olarak tarımda nasıl bir politika izlenmeli sizce?

Tarımda verimliği arttırmak için öncelikle çiftçiyi desteklememiz gerekiyor. Biz bunu çok paylaşıyoruz. Ben Bitkisel Yağ Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu üyesiyim. Bu konuyu arkadaşlarımızla da tartışıyoruz. Çiftçinin cebine para girmez ise bunu ekmez. Ben bunu ithal ediyorsam, dışarıya milyon dolar gönderiyorsam bu giden paranın üçte birini, dörtte birini çiftçiye versek ben bu mahsulü alırım burada. Tarım sektöründe çalışan milyonlarca insan var. Bu da göz ardı edilmemeli. Bir de önümüzde şöyle bir tehlike var; yağlı tohum üreten ülkeler belki 3-5 sene içerisinde artık ham yağ da vermeyecekler bize. Çünkü onlar bugüne kadar işlemiyorlardı, şimdi işlemeye de başladılar. Artık kendi içlerinde rafine yağ üretimine teşvik veriliyor. Böyle olunca ham yağ fabrikaları atıl kalacak. İşte bu tehlikeyi tarımı destekleyerek önleyeceksiniz.

 

Son dönemde Avrupa ülkeleri tarıma daha çok önem vermeye başladı. Türkiye’de ise siyasi partilerin çeşitli vaatleri var. Mesela mazot fiyatının aşağıya çekilmesi vs…

Tarımı geliştirmeniz için o halkı orada özendirmelisiniz bir defa. Yani kırsala, köye, kasabaya yatırımlar gitmesi lazım ki insanlar köyünden memnun kalsın, göç olmasın. Büyük şehre özenti olmasın. Şimdi gençlere bakıyorsunuz. Neredeyse hiçbiri köyde, kasabada kalmak istemiyor. O yüzden gençlere yaşadığı yerde, şehirdeki imkanların verilmesi lazım. Bunlar sağlandığında Türkiye’nin yetiştiremeyeceği hiçbir şey yok. Siyasi partilerin çiftçilere verdiği vaatlere bakılırsa; 10 çiftçi varsa ancak 1-2 tanesini özendirebilirsiniz. Aslında hepsine birden hitap edecek şeyler olması lazım. Tamam, mazotu ucuza aldı da orada yaşamasını sağlayabilecek misiniz? Yanlış desteklemeler var mesela. Ben yağlı tohumlardan örnek vereyim. Ayçiçeğine bildiğim kadarıyla ton başına 350 TL destek veriliyor. Aspir yağına ton başına 750 lira destek veriliyor. Aspire değil de ayçiçeğine bu destek verilse yer gök ayçiçeği bahçesi olur.

 

Sayınlar Gıda olarak sizin zeytinyağı üretiminiz de var. Zeytinyağında bildiğiniz gibi teşvikler de verildi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Zeytinyağında birden sıçrama oldu. Yani 1,5 yıl içerisinde yüzde 200 fiyat artışı oldu. Tabii bunda sadece içerideki dengelerin değil, dış dengelerin bozulmasının da etkisi oldu. Zeytinyağının yurt dışında iyi bir pazarının olmasından dolayı İspanya ve İtalya’daki verimsizlikler, onların tonajlarının düşük olması birkaç yıldan beri Türkiye’ye olan talebi arttırdı. Tabii dolarda 1 yıl içerisindeki yaklaşık yüzde 50 artışın da etkisiyle zeytinyağının fiyatlarını buralara kadar getirdi. Fakat iç piyasada bayağı sönük. İç piyasada zeytinyağı alıcısını çok bulamıyorsunuz bu fiyatlarla. Sızma zeytinyağının dökme fiyatı 20 lira oldu, düşünün yani tenekede nasıl satacağız bunu. Vatandaş da haklı olarak çok fazla rağbet etmiyor bu fiyatlarda. Önümüzdeki dönem ne olur ben de merak ediyorum.

 

Piyasadaki rekabette ne tür sıkıntılar var?

Piyasada haksız rekabet konusunda çok sıkıntı var. Örneğin, kıymetli yağların yerine ucuz yağ koyaraktan vatandaş kandırılıyor, biz bu konuya tağşiş diyoruz. Tağşişi yapan kadar satanın da cezalandırılmasını istiyorum ben. Aksi takdirde bunu önleyemezsiniz. Çünkü satan kişi tenekenin içinde hangi yağ olduğunu biliyor. Piyasada bütün satıcılarda toptan, yarı toptan yerlerde tağşiş kaynıyor. Ayçiçeği yağının fiyatı 4 lira, soya yağının fiyatı 2.5 lira. İki yıldır böyle. Hal böyle olunca kötü niyetli insanı durduramıyorsunuz. Tüketici için tavsiyem; bilmediği markaları almasınlar. Bir de bu tağşiş yapılanlar iyi işlenmemiş yağlar ayrıca. Böyle olunca vatandaşın sağlığı bozuluyor, para harcıyor. Milyonlar çıkıyor devletin cebinden sağlık giderleri için. Denetim noktasında hem devletin hem STK’ların bir araya gelmesinde yarar var diye düşünüyorum.

 

Sanayicimiz son dönemde nitelikli işgücü bulmakta zorlanıyor. Sizce durum nasıl?

Türk insanı her zaman çalışkandır, Türk toplumu çalışkan toplumdur. Fakat son yıllarda çalışan işgücünde kan kaybediyoruz. Yanlış politikalar veya alışkanlıklardan kaynaklanan yüzde 10 işsizlik var deniliyor ama çalıştıracak işçi yok ortada. Olanda iş beğenmiyor.

 

Burada bir tezat var…

İyi niyetle yapılan birtakım şeyler var, fakat iyi niyetle yapılan işlerin bence düzenlenmesi lazım. Tamam işsiz bir insana en iyi sağlık hizmeti verirsiniz, diğer hizmetlerden yararlandırabilirsiniz. Asgari ücret düşük kaldığından dolayı da çalışamayan insana zaten asgari ücrete yakın devlet destekleri var, dolayısıyla mevcut desteklerden dolayı insan çalıştırmak zorlaşıyor. Asgari ücretin ciddi bir şekilde gözden geçirilmesi lazım.

 

Öte yandan çıraklık bitti. Çırak diye bir şey kalmadı. Herkes 25 yaşında çıraklığa başlıyor. 25 yaşındaki çırağı 12 yaşındaki bir çocuk gibi eğitemezsin. O yüzden bu durumun hızla gözden geçirilmesi lazım. Aksi takdirde önümüzdeki yıllar bizi çok zorluklar bekliyor. Türkiye olarak övündüğümüz bir genç nüfusumuz var, insan gücümüz var. Bunların boşa harcanılmaması lazım.

 

Tabii sanayi sektörüne yönelik meslek liseleri var. Siz bu okulları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet, meslek okullarını görüyoruz. İçlerinde atölyeler var, belli eğitimler veriliyor ama bu yetmez. Sanayi ile iç içe eğitimin yürümesi lazım. Bu meslek okullarının işyerlerinin içinde olması lazım. Bizim diğer ülkelere göre daha şanslı olduğumuz özelliklerimiz var. Diğer ülkelerde bizim gibi küçük işletmeler, küçük esnaflar olmayabilir. Ülkemizde teori ve pratiğin yanı sıra çıraklık eğitimlerinin de olması gerekiyor.

 

Üniversite-sanayi işbirliğini konuşacak olursak sizler, Gaziantep özelinde nasıl bir kolektif çalışma içindesiniz?

Bizim sanayi odamız ve diğer sivil toplum kuruluşları bu işin üzerinde duruyorlar ama bir yerden sonra yetersiz kalınıyor. Üniversite ve sanayi işbirliği öğretim üyeleri ile patronlar arasında kalıyor. Bu tam anlamıyla gerçekleşmiyor. Ama en azından bir gayret var.

 

Malum siyasi partilerin asgari ücret artışı konusunda vaatleri var. Asgari ücretin artışı beraberinde ne tür sorunlar getirecektir?

Biz çalışanımızın, işçimizin iyi geçinmesini isteriz. Asgari ücretin 1.300 lira değil, 5.000 lira olmasını da isteriz. Ancak her şey bir standart içerisinde olmalı. Ama daha önce de söylediğim gibi çalışmayan bir kişinin eline 600 lira değerinde destekler geçiyorsa, kalkıp 800-900 lira asgari ücretle işçi çalıştıramazsınız. Bence de asgari ücretin iyileştirilmesi lazım ama bu devlete ne yük getirir, onu da devletin düzenlemesi lazım.

 

2015 yılı sizin açınızdan nasıl bir yıl oldu? Hedeflerinizin neresindesiniz? Ve 2016’da gerek yatırım gerek istihdam ve gerekse ürün bazında hedeflerinizi konuşacak olursak neler söyleyebilirsiniz?

2015’te bize göre ihracat yönünden randımanımız çok düşük oldu. Bizim gibi tonaja bağlı işletmelerin ihracat hedefini muhakkak yakalaması lazım. Aksi takdirde bu tonajları iç piyasada yakalayamıyorsunuz. Çünkü tonajla dönen fabrika burası.  Günde 300 ton üretim kapasitemiz var. Bu kapasiteyi iç piyasa ile eritemeyiz. İlla ihracatın bir ucunu yakalamamız hem de iyi yakalamamız lazım. İhracatımız sönük geçti. Hem komşu ülkelerdeki sorunlar hem döviz kurlarının dalgalanması önemli etken oldu. İç piyasa satışımız geçen seneye göre daha iyi oldu. Bir taraftan tonajları tutturmamız lazım ama diğer taraftan finans zorlukları var. Faizlerin yüksek olması bizi biraz engelliyor tabii.