
Çarpık kentleşme yalnızca yapısal değil, toplumsal belleği de aşındıran en önemli sorunlardan biri. Türkiye genelinde uzun yıllardır süregelen plansız büyüme; kontrolsüz nüfus hareketleri, rant odaklı arsa politikaları ve sürekli yinelenen imar afları şehirleri yaşanabilir olmaktan uzaklaştırdı.
Ankara’da bu sürecin dışında değil. Başkent olmasına rağmen Ankara, çarpık kentleşmenin en belirgin izlerini taşıyan şehirlerden biri hâline geldi.
Bugün artık bu mesele sadece fiziksel bir sorun olmaktan çıktı; toplumsal bağları ve mekânsal hafızayı da zedeleyen derin bir yaraya dönüştü.
Kent içindeki dengesiz gelişim yaşam kalitesine doğrudan zarar veriyor. Bazı bölgelerde kontrolsüz yoğunluk altyapı sistemlerini iflasın eşiğine getirirken, yeni gelişen alanlarda temel hizmetlerin bile yetersiz kaldığını görüyoruz.
Bu mekânsal adaletsizlik, yalnızca fiziksel çevreyi değil, insanların kente ve birbirine olan aidiyet duygusunu da aşındırıyor.
Siteleşme eğilimi yaygınlaştı ve bu sokak kültürünü geriletti. Planlama politikaları, güvenlik ve konfor söylemleriyle site içi yaşamı ön plana çıkarıyor. Bu yapı, özellikle göçle gelen insanların şehirle kuracağı bağı koparıyor.
Mahalle dokusu, sokakta karşılaşma kültürü ve kamusal alanlar geri plana itiliyor. Çarpıklık yalnızca beton yapılarda ve duvarlarda değil, toplumsal hafızada da derinleşiyor.
Çözüm yalnızca fiziksel dönüşümle sınırlı kalmamalı. Öncelikle bütüncül kentsel planlamayı hayata geçirmek zorundayız. Sosyal donatı alanlarını, kamusal karşılaşma mekânlarını, yeşil kuşakları merkeze alan bir anlayış geliştirmeliyiz.
İmar affı gibi günü kurtarmaya odaklı uygulamalardan vazgeçilmeli. Kent hakkı, herkes için eşit bir hak olarak korunmalı.
Sağlıklı bir dönüşüm ancak tüm paydaşların sürece katılmasıyla mümkün. Kent dediğimiz şey yalnızca binalardan ibaret değildir. İnsanla var olur, insanla anlam bulur.
Bu yüzden dönüşüm sürecinde yalnızca karar vericiler değil; mimarlar, şehir plancıları, sosyologlar ve en önemlisi o şehirde yaşayan insanlar sürece aktif biçimde dahil edilmeli. Ancak o zaman kentlilik bilinci ve yaşam kalitesi kalıcı olarak yükseltilebilir.
