
Denizli Sanayi Odası (DSO) Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu, “ Dünyadaki şartlar her geçen gün değişiyor ve zorlaşıyor. Türkiye de rekabet etmekte zorlanıyor. Bütün bu enflasyon ve kuru bir kenara koyarsak eğer Türkiye’nin hedefi belirlenmiş bir sanayi politikası oluşturması lazım” dedi.
Denizli sanayisine değer katarken, uluslararası düzlemde ürettiği projelerle ve iş birlikleriyle tanınan bir kurum olan DSO, yeşil ve dijital dönüşüm çerçevesinde Denizli sanayisinin gücüne güç katıyor. Aynı zamanda eğitim, araştırma ve geliştirme hizmetleri aracılığıyla Denizli’yi uluslararası pazarda tercih edilen bir üretim üssü haline getirmeye de devam ediyor.
Business News Dergisi olarak Başkan Kasapoğlu ile bir araya gelerek hem ülke ekonomisinin hem de Denizli sanayisinin 2025 yılı değerlendirmelerini konuştuk. Başkan Kasapoğlu’nun aynı zamanda 2026 öngörülerini de paylaştığı röportajımızı okurlarınıza sunuyoruz.
Öncelikle, 2025 yılını Denizli sanayicisi açısından değerlendirecek olursak neler söylemek istersiniz?
Denizli sanayisi, güçlü ve köklü bir yapıya sahip, aynı zamanda ihracat kapasitesi ile dış ticaret hacmi kapsamında Türkiye’nin ilk 10 şehrinden biri. Özellikle tekstilin burada güçlü olduğunu sizler de biliyorsunuz. Bunun dışında, mermer, kablo, makine, gıda, kimya sektörleri de ihracatı destekliyor. Ancak pandemiden sonra yaşanan sıkıntılardan dolayı ihracat ve üretim yapan tarafta sıkıntılar oluştu. 2025 yılına bakarsak Denizli sanayisinde bu yıl en büyük gücü kablo sektörü verdi. Denizli tekstil sektörünün lokomotifiydi ama bu dönemde kablo sektörünün ihracatı, tekstilin ihracatını geçti. Özellikle 2022’den bu yana sıkıntılar yaşanıyor. Bu sene ise kurlardaki artış biraz daha enflasyona yakındı. Maliyetlerin artmasıyla da Türk üretici yabancı pazarda pahalı hale geliyor ve gittikçe de makas açılıyor.
“2026’YA UMUTLA BAKAMIYORUZ”
Biz karlarımızı zaten feda ettik. Artık düşük zararlara da razıyız. Biz düşük kur politikasının sürdürülebilir olmadığını düşünüyoruz ve bir yerde dengeye geleceğine inanıyoruz. İşimizi kaybetmek istemiyoruz. Yıllardır emek emek kazandığımız pazarları, müşterilerimizi kaybetmek istemiyoruz. Yeri geldiğinde zararına da satışlar yaparak mücadele ediyoruz ama bu sürdürülebilir değil. Ülkemiz birçok kriz ve sıkıntılı dönem yaşadı ama bu zor günler yeri gelince bitti. Biteceğini umuyoruz fakat her geçen gün üretici ve ihracatçı için daha zor hale gelmeye başladı. 2026 yılına çok umutlu bakamıyoruz. Hatta sıkıntıların artarak devam edeceğini düşünüyoruz. Umutsuz konuşmak istemiyorum ama ortada gerçekler var. Yine de sanayici üretmeye ve çalışmaya devam ediyor. Sanayici ekonomiyi ayakta tutan en önemli kesimdir. Bu sebeple mücadele eden kesim de olarak bir nebze de olsa, en azından önümüzdeki senenin ikinci yarısına umutla bakabiliriz. Bir yandan da Ankara’daki toplantılarımızda da sıkıntıları, özellikle tekstil sektörünü gündeme taşıyoruz. Ocak ayı itibariyle de başta tekstil sektörü için olmak üzere 4 ana sektörde teşvik destek paketi devreye girecek.
Kısaca kimse pazarını kaybetmek istemiyor. Çünkü firma müşteriyi yıllarca uğraşarak kazanmış, aralarında bir hukuk var. Fiyatın yükseldiğini söylemek istemiyor bu yüzden.
Denizli’de sanayinin gelişimini ve sanayicinin performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Tüm bu zorluklara rağmen, Denizli sanayisi 2025 yılında güçlü yapısını ortaya koydu. Denizli sanayicisinin direnci, dayanıklılığı yüksek. Bugünkü şartlarda mevcut düzenimizi koruyama zorlanırken yeni bir yatırım, yeni bir iş kolunda faaliyet gösterme gibi durumlar maalesef mümkün değil. Net bir şekilde söyleyebilirim ki, bugün Denizli de hatta tüm ülkedeki sanayi tesislerinde her gün bir kriz yönetiliyor. Önümüzdeki döneme dair plan yapmak, program yapmak, vizyon oluşturmak, proje hayata geçirmek şu an için çok mümkün değil. Öncelikle dalgalı suyu geride bırakmamız lazım. Şu an sadece hayatta kalmaya çalışıyoruz.
Denizli sanayisi KOBİ’lerden oluşuyor. Bu KOBİ’ler küçük esnek yapılardır. Hızlı karar alabiliyor, pazarını hızlı bir şekilde değiştirebiliyor gibi özellikleri var. Bu dönemde bu özelliklerin avantaja dönüştüğünü gördük. Denizli sanayisinin güçlü yapısı buradan kaynaklanıyor. Tekstil özelinde konuşacak olursak, bu topraklar kadim topraklar. 2 bin yıldır buralarda üretimler bitmemiş. Belki bugün tekstil üretimi yapmak karlı bir iş değil hatta çok zor bir iş ama geniş açıdan bakınca burada hala tekstil üretiminin devam edeceğini düşünüyorum.
Denizli sanayicinin gelişimi için öngördüğünüz hedefler nelerdir?
Denizli Sanayi Odası olarak, göreve geldiğimizden beri ortaya sanayi adına vizyonlar koymaya çalışıyoruz. Bu vizyonları şöyle özetleyebilirim, özellikle Denizli sanayisini merkezden ilçelere doğru aktarmaya çalışıyoruz. Bunu da ilçelere yapmaya çalıştığımız OSB’lerle (Organize Sanayii Bölgesi) sağlamaya çalışıyoruz. Denizli ilçeleri ile güçlü bir şehir bunun da sanayiye katkısı büyük. Denizli’nin gelecek vizyonu ise ilçelerinde güçlü sanayi yapılar oluşturmak. Yeni bir ‘Makine İhtisas OSB’ açıyoruz. Bunu da 2026 Ağustos ayında yer sahiplerine teslim edilecek.
Denizli iş dünyasının yeni pazarlara bakış açısı nedir?
Denizli her zaman yeni pazarlar konusunda öncü oldu. Bunu özellikle tekstil sektöründe çok gözlemliyorum. Diğer sektörde de keza öyle, sanayicilerimizde bir dinamiklik var. Bugün üreticiler ellerine çantalarını alıp kapı kapı dolaşıp ürünlerini satabiliyor. Tabi bu yeni pazarlar konusunda dünyadaki durumları da göz önünde bulundurmalıyız, birden fazla olumsuzluk söz konusu. Biz de aslında bu nedenle firmalarımızın yeni pazarlar, yeni müşteriler bulması için onlara yol göstermek amacıyla ‘İhracat Akademisi’ kurduk. Hedefledikleri yabancı pazarları gitmeden önce keşfetmelerini sağlıyoruz.
DSO’nun güncel projeleri hakkında bilgi verir misiniz?
Bahsettiğimiz üzere yaşanan sıkıntılar ortada, bizler bunlara çözüm bulmak, Ankara’ya iletmekle mükellefiz. Tüm bu sıkıntıların arasında verimliliğin düştüğüne inanıyorum. Türkiye pek çok konuda olduğu gibi sanayi üretiminde de sorun yaşayan bir ülke. Ülkemizin verimliliğinin artırmamız gerekiyor. Bizim bununla ilgili yaptığımız çalışmaların başında ‘Denizli Model Fabrika’yı hayata geçirmemiz yer alıyor. Burada verimlilik ile yalın üretim üzerine ve dijital yeşil dönüşüm üzerine eğitimler veren bir okul diyebiliriz. Bir de bu dönemde sanayicinin ve üreticinin devletin farklı kurumlar üzerinden verdiği destek, teşvik, hibeye doğru bir şekilde ulaşması gerektiğinin düşündük. Bunun sonucunca bir HİT (Hibe İnovasyon Teşvik) Ofisi kurduk. Burada yüze yakın firmamıza danışmanlık hizmeti verdik, vermeye de devam ediyoruz.
“İHRACATÇIMIZ DEĞERLİ TL İLE DIŞARIDA REKABET ETMEKTE ZORLANIYOR”
Üretim maliyetlerindeki artış ve etkileriyle ilgili neler söyleyebilirsiniz?
Evet; maliyetlerde artış var, enflasyon var ama bunun dövizde bir karşılığını göremiyoruz. Bu nedenle ihracat yapmakta zorlanıyoruz. Bizim talebimiz net, yanlış anlaşılmasın. Bir ülkede, normal bir ekonomide olması gereken şey; enflasyona yakın oranlarda kurda bir artış olduğunu görmek, dışarıda rekabet edebilmek için. Bu artışı göremediğimiz sürece ihracatçımız bu değerle TL ile dışarıda rekabet etmekte zorlanıyor. Özelikle bütün dünyaya hakimiyetini kuran Çin ürünlerine ile rekabet oldukça zorlamıştır durumda.
Bankaların sanayici işbirliği konusundaki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bankalar kredi verdikleri kurumların güçlü olmasını ister. Sanayicinin nakit akışlarının bozulduğu, karlılık üretmekte zorlandığı bir süreçte bu biraz zor. Bir yandan da bankaların faiz oranları çok yüksek. Merkez Bankası faiz indiriyor ama bankalar bu konuda aksiyon almakta zorlanıyor. Bugün öyle ve ya böyle sanayicinin sermayesi rant ekonomisine transfer oluyor. Genele bakacak olursak buradaki banka müdürlerimiz ile ilişkilerimiz iyi, sürekli istişare halindeyiz. Onlardan bu süreçte destek istediğimizi sık sık iletiyoruz. Buradaki duruma baktığımız zaman sanayici her zaman işinin başında, kar üretmese bile. Ben de bankacı arkadaşlara bu firmalara sahip çıkılması gerektiğini söylüyorum. “Firmalar zor durumda olabilir ama işinin başında olan insandan korkmayın, o bir şekilde bu sıkıntıdan çıkmayı becerir” diyorum. Denizli sanayicisi olarak, finans sektörü ile omuz omuza ilerlediğimizi söyleyebilirim.
Türkiye’nin daha rekabetçi olabilmesi için nasıl bir yol izlenmeli?
Motive edici, kapsayıcı bir sanayi politikası oluşması gerektiğini düşünüyorum. Dünyadaki şartlar her geçen gün değişiyor ve zorlaşıyor. Türkiye de rekabet etmekte zorlanıyor. Bütün bu enflasyon ve kuru bir kenara koyarsak eğer Türkiye’nin hedefi belirlenmiş bir sanayi politikası oluşturması lazım. Birçok alanda yeniden yapılanmaya ihtiyacımız var. Mesela istihdam tarafında sıkıntılar yaşıyoruz. İmalat sanayi her geçen gün geriliyor, gençler imalat sanayide olmak istemiyor. Gençleri buralara yönlendirmek, istihdam gücümüzü sağlamak adına yeni politikaların üretilmesi gerekiyor. Ülkenin, güçlü sektörlerin üzerinde destek oluşturması gerekiyor. Üretim ve ihracat hedefleri belirlememiz gerekiyor. İmalat sanayisinde çok fazla istihdam kaybı var. Bunların birçoğu da kadınlardan oluşuyor. Burada da yine kadın çalışan istihdamı, kadın girişimciliği konuşuyoruz ama son dönemde en fazla istihdam kaybı kadınlardan oluşuyor. Bunun sosyal etkilerinin de bir risk olduğunu düşünüyorum. Bununla ilgili önlemlerin alınması da gerekiyor.
“ÜLKENİN SEKTÖREL TEŞVİĞE İHTİYACI VAR”
Nasıl bir teşvik modeli ülke ekonomisini şahlandırır sizce?
Ülkenin sektörel teşviğe ihtiyacı var. Bunlarda da seçici olurken güçlü olan, kadim olan sektörlerimizi ayakta tutup onları desteklememiz gerekiyor. Tüm dünyada uygulanan yöntem budur. Başarılı olamadığımız, rekabet edemediğimiz sektörlerde çok ısrar etmememiz gerekiyor.
“MESLEK LİSESİLERE AYRICALIK TANINSIN”
Ekonomik hedefleri de düşündüğümüzde Türkiye, eğitim sistemini nasıl şekillendirmelidir sizce?
Meslek liselerini çok önemsiyoruz. Bu liseler oldukça önemli hale geldi ve her geçen gün de etkisini artırıyor. Türkiye’de üniversite mezunların da bir istihdam var. Sanayiciye baktığımızda üniversite mezunundan ziyade meslek lisesi mezunlarını istihdam etmek istiyor. Meslek liseleri ile ilgili güçlü bir eğitim politikasına ihtiyaç var. Sanayici ile eğitim camiasını bir araya getirecek ve mezunların önünü açacak politikalara ihtiyaç var. Mesela biz sanayicilerimizle bir araya gelerek öğrencilere destek olmaları için çalışıyoruz. Sanayicilerimiz de bu okullarda bulunarak onlara staj imkanı sunmak, fuar organizasyonu gibi çalışmalar yapıyorlar. Bu kurulan ilişkiyi sahada üretime yansıtmaya çalışıyorlar.
Biz yaklaşık 250 bin sanayi istihdamının olduğu şehrimizde bir mücadele içindeyiz. Biz kendi bahçemizi düzenli hale getirmeye çalışıyoruz. Bunun ülke çapında faydalı hale gelmesi için eğitim politikaları ile desteklenmesi lazım. Meslek lisesi mezunlarının ayrıcalıklı bir sınıf haline getirilmesi gerekiyor ki, aileler, öğrenciler meslek lisesini tercih etsinler. Bizim toplumumuzda bir üniversite takıntısı var. Herkes meslek liselerinin önemini anlatıyor ama kimse çocuğunu göndermiyor. Ancak biz eğitim politikalarıyla bu liselerden mezun olanlara belirli ayrıcalıklar tanıyabilirsek, daha fazla itibar göreceklerini söyleyebilirim. Mesela; meslek lisesi mezunlarının asgari ücreti farklı olsun, devletin imkanlarından daha fazla yararlansın, devlet tarafından ömür boyu iş garantisi verilsin, THY ömür boyu yüzde 50 indirim versin, gibi örnekler verebiliriz…
