
Türkiye’nin en büyük ihtiyacının popülizmden uzak, gerçekçi hedeflere dayanan, üretim ve verimlilik eksenli uzun vadeli bir sanayi vizyonu olduğunu kaydeden Kocaeli-Gebze VI. (İMES) Makina İhtisas Organize Sanayi Bölgesi Bölge Müdürü Onur Kesici; Türkiye’nin yeni hikâyesinin üretim, verimlilik ve akıllı sanayileşme olması gerektiğini, aksi durumda ekonominin mevcut tabloyla sürdürülebilir bir büyüme yakalayamayacağını söylüyor.
Türkiye ekonomisi son yılların en zorlu süreçlerinden birinden geçiyor. Yüksek faiz politikaları, baskılanan kur, küresel savaşların yarattığı jeopolitik riskler ve daralan ihracat pazarları reel sektör üzerinde ciddi baskı oluştururken, üretim dünyası artık yeni bir ekonomik yaklaşımın gerekliliğini daha yüksek sesle dile getiriyor.
Tam da bu dönemde organize sanayi bölgelerinin rolü yeniden tanımlanıyor. Artık yalnızca sanayi arsası sunan değil; insan kaynağını geliştiren, dijitalleşmeyi yöneten, yeşil dönüşümü destekleyen ve sanayiciye yaşam ekosistemi oluşturan yapılar öne çıkıyor.
İMES’in başarılı olması, yönetim olarak sahayı iyi tanımalarından kaynakladığını söyleyen Kocaeli-Gebze VI. (İMES) Makina İhtisas Organize Sanayi Bölgesi Bölge Müdürü Onur Kesici ile gerçekleştirdiğimiz kapsamlı söyleşide; Türkiye ekonomisinin mevcut görünümünü, sanayicinin yaşadığı sorunları, makine sektörünün stratejik önemini, organize sanayi bölgelerinin dönüşümünü ve Türkiye’nin gelecekte nasıl bir sanayi modeli kurması gerektiğini konuştuk.
Son dönemde uygulanan ekonomi programına yönelik eleştiriler arttı. Siz mevcut tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Açıkçası mevcut ekonomik programın önemli ölçüde yıprandığını düşünüyoruz. Özellikle savaşlar, küresel ekonomik baskılar ve programın bazı hedeflerinin gerçekçi zeminden uzaklaşması nedeniyle ciddi bir revizyon ihtiyacı ortaya çıktı. Enflasyon hedeflerinin sürekli revize edilmesi de bunun en önemli göstergelerinden biri oldu.
Bugün artık şunu çok net görüyoruz; yalnızca sıkı para politikasıyla enflasyonu belirli bir noktaya kadar düşürebiliyorsunuz. Ancak belli bir noktadan sonra katılaşan enflasyon yapısıyla karşılaşıyoruz. Bu süreçte sanayi tarafı çok ciddi maliyetler ödedi. Finansmana erişimin zorlaşması, kredi maliyetlerinin yükselmesi ve iç talepteki daralma üreticiyi ciddi şekilde baskıladı. Biz burada ekonomi yönetiminden biraz daha esnek, biraz daha üretimi gözeten bir yaklaşım bekliyoruz.
İş dünyasında “mevcut sistem artık yamalı bohçaya döndü” yorumları yapılıyor. Sizce yeni bir programa mı ihtiyaç var?
Aslında evet, yeni bir hikâyeye ihtiyaç olduğu açık. Yeni bir dile, yeni hedeflemelere ve yeni ekonomik metotlara ihtiyaç olduğu ortada. Ancak içinde bulunduğumuz siyasi ve ekonomik konjonktürde bunun kısa vadede mümkün olup olmadığı tartışılır. Yeni bir ekonomik programın her zaman bir maliyeti vardır. Dolayısıyla seçim atmosferinin oluştuğu bir dönemde köklü bir değişim yerine mevcut programın revize edilerek devam etmesi daha gerçekçi olabilir.
Bugün bizim önceliğimiz, mevcut şartlara göre hareket etmek zorunda olduğumuz gerçeğini kabul ederek sanayiciyi ayakta tutacak adımların atılmasıdır.
Güçlü dolar ve yüksek faiz ortamının ülke ekonomisine etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dünyada güçlü dolar aslında kimsenin çok arzu ettiği bir tablo değil. Ancak küresel jeopolitik belirsizlikler ve doların stratejik gücünü koruma isteği bunu zorunlu kılıyor. Bizim gibi gelişmekte olan ülkeler açısından bu durum daha ağır sonuçlar doğuruyor. Çünkü büyüyen ekonomiler yatırımlara ve finansmana ihtiyaç duyar. Finansman maliyetinin yükselmesi doğrudan üretimi etkiler. Diğer taraftan Türkiye’de doların uzun süredir baskılanıyor olması da üretici açısından ciddi sorun oluşturuyor. Bir tüketici olarak düşük kurdan memnun olabilirsiniz ama üretici açısından baktığınızda bu sürdürülebilir değil. Çünkü sanayici maliyetlerini yüksek enflasyonla yönetirken ihracatta kur baskısıyla karşılaşıyor. Türkiye’nin kur politikası mutlaka enflasyon gerçekliğiyle uyumlu olmak zorunda.
Bölgedeki savaşların Türkiye ekonomisine etkisi konusunda ne düşünüyorsunuz?
Türkiye’nin bu süreçlerden etkilenmediğini söylemek gerçekçi olmaz. İran bizim sınır komşumuz. Bölgemizde yaşanan her savaş; ticareti, lojistiği, enerji fiyatlarını ve yatırım algısını etkiliyor. Üstelik savaşan ülkeler aynı zamanda bizim ticaret yaptığımız pazarlar. Bugün oralara mal ve hizmet sevkiyatında ciddi sorunlar yaşanıyor. Türkiye’nin en önemli başarısı bu sıcak çatışma atmosferinin dışında kalabilmesi oldu. Ayrıca enerji bağımlılığının geçmişe göre azalması da bize önemli bir avantaj sağladı.
Türkiye’nin sanayi stratejisinde nasıl bir dönüşüm gerekiyor?
Bugün artık mesele yalnızca üretmek değil. Doğru ürünü üretmek, doğru pazarda konumlanmak ve akıllı ihtisaslaşmayı gerçekleştirmek gerekiyor. Türkiye’nin özellikle makine, elektronik, otomotiv ve savunma sanayi gibi stratejik alanlara yoğunlaşması gerektiğini düşünüyoruz. Savunma sanayi çok önemli bir başarı hikâyesi yazıyor ancak toplam ekonomi içerisindeki payı hâlâ sınırlı. Makine sektörü ise bizim için çok kritik. Çünkü makine yalnızca bir sektör değildir; diğer bütün sektörlerin temelidir. Savunmadan otomotive kadar her alanda makine altyapısı vardır. Bu nedenle Türkiye’nin seçici ve stratejik bir sanayi politikası uygulaması gerekiyor.
Birazda İMES OSB’nin gelecek projeksiyonunu konuşalım isterseniz…
Biz sanayicinin yalnızca üretim yaptığı bir alan oluşturmuyoruz. Üretimden ihracata kadar her aşamada sanayicinin yanında olmaya çalışıyoruz. Enerji altyapısından insan kaynağına, test merkezlerinden ihracat organizasyonlarına kadar geniş bir destek yapımız var. İMES Mükemmeliyet Merkezi ile firmaların test, kalibrasyon ve eğitim ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Ayrıca kümelenme çalışmalarıyla firmalar arasında iş birliklerini güçlendirmeye çalışıyoruz.
Makine sektörü neden bu kadar önemli sizce?
Çünkü makine sektörü çarpan etkisi yaratan bir sektördür. Sadece kendi ekosistemini değil, onlarca yan sektörü de büyütür. Türkiye geçmişte üretim araçlarını büyük ölçüde dışarıdan alan bir ülkeydi. Biz burada ürettiğimiz makinelerle sadece ihracat yapmıyoruz, aynı zamanda ithalatın önüne geçiyoruz.
Bugün yaklaşık 1,5 milyar dolarlık ihracatımız var ama bunun yanında milyarlarca dolarlık ithalatı da engelliyoruz. Bu nedenle makine sektörü Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığı açısından stratejik öneme sahiptir.
Yeşil dönüşüm konusunda hangi çalışmaları yürütüyorsunuz?
İMES OSB olarak bu yıl Yeşil OSB sürecimizi tamamlıyoruz. Bizim temel yaklaşımımız verimlilik odaklı. Enerji geri kazanımı, su geri dönüşümü, atık yönetimi ve karbon ayak izinin azaltılması konusunda ciddi yatırımlar yapıyoruz. Bugün Avrupa ile ticaret yapmak isteyen herkesin sürdürülebilirlik kriterlerine uyum sağlaması gerekiyor. Bu artık bir tercih değil, zorunluluk haline geldi.
Dijitalleşme ve yapay zekâ konusunda nasıl bir yaklaşımınız var?
Biz uzun süredir bütün altyapımızı dijital sistemlerle yönetiyoruz. SCADA sistemleriyle altyapımızı kontrol ediyor, iş akışlarımızı büyük ölçüde evraksız yürütüyoruz. Şimdi yapay zekâyı da süreçlerimize entegre etmeye başladık. Kariyer portalları, veri yönetimi, operasyon planlaması gibi birçok alanda yapay zekâ kullanımını artırıyoruz. Geleceğin organize sanayi bölgeleri sadece altyapı yöneten değil, veri yöneten yapılar olacak.
Türkiye’de organize sanayi bölgelerinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Eskiden organize sanayi bölgesi kurmak; arsa tahsis etmek, elektrik ve su götürmek anlamına geliyordu. Ancak artık bu model yeterli değil. Bugün sanayiciyi bölgede tutabilmek için yaşam alanları oluşturmanız gerekiyor. Oteller, bankalar, sosyal alanlar, ulaşım ağları, lojistik altyapılar artık sanayi ekosisteminin bir parçası. OSB’lerin yeni dönemde yalnızca üretim alanı değil, bir yaşam ve ticaret merkezi olması gerekiyor.
Sanayinin Anadolu’ya taşınması tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’nin her bölgesinde sanayi gelişmeli, buna inanıyoruz. Ancak mevcut ekonomik gerçeklikleri de göz ardı edemeyiz. Bugün İstanbul’daki bir sanayici zaten çok pahalı arsa maliyetleriyle çalışıyor. Eğer şartlar uygun olsa kendisi de Anadolu’ya gitmek ister. Ama iş gücü, lojistik, müşteri ağı ve üretim ekosistemi hâlâ büyük şehirlerde yoğunlaşmış durumda. Sanayiciyi zorlayarak taşımak doğru değil. Öncelikle gideceği bölgelerde güçlü bir ekosistem oluşturmanız gerekiyor.
Son olarak, Türkiye ekonomisi için nasıl bir yol haritası öneriyorsunuz?
Türkiye’nin artık uzun vadeli, gerçekçi ve sürdürülebilir bir sanayi programına ihtiyacı var. Bu program yalnızca bir grubun değil, ekonomistlerin, sanayicilerin, akademisyenlerin ve uluslararası gözlemcilerin ortak aklıyla hazırlanmalı. En önemlisi de sık sık yön değiştirmeyen, popülizmden uzak ve kararlılıkla uygulanan bir program olmalı. Türkiye’nin üretim kapasitesi çok güçlü. Biz dünyanın en önemli üretim ülkelerinden biriyiz. Ancak artık üretimi daha stratejik, daha verimli ve daha yüksek katma değerli hale getirmek zorundayız. Yeni hikâyemiz; üretim, teknoloji, verimlilik ve akıllı sanayileşme olmak zorunda.
