
Trakya Birlik Genel Müdürü Hakan Çalen, “Ülkemizde ayçiçeği, fındık, zeytin, pamuk, üzüm, incir gibi çok stratejik ve ihracata yönelik ürünlerimiz var. Alanında güçlü kooperatifçilik yapıları tahkim edilirse üretimden dünya pazarlarına satışa kadar sıkıntı yaşamayız. Üretimin sürdürülebilirliği için kooperatif organizasyonlarının sağlıklı çalışması şart. Ülkemizin Tarım ve Gıda konularında uçtan uca tasarlanacak yepyeni bir modele ihtiyacı var. Bu model için tecrübe, bilgi birikimi, ilim ve gereken türlü imkana sahibiz” dedi.
1966’da Babaeski, Edirne ve Lüleburgaz Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri`nin kurduğu Trakya Birlik, üç kooperatif sayısını dünden bugüne hızlı ve istikrarlı gelişimiyle Marmara, Ege ve İç Anadolu Bölgelerinde faaliyetlerini sürdürmekte olan 48 kooperatife yükseltti. Kuruluşundaki 2103 ortak sayısını da 40 bine çıkarttı. Ülkemizde üretilen ayçiçeğinin yılda ortalama yüzde 20 ila 30’unu satın alarak, çiftçinin en büyük destekçisi haline gelen Trakya Birlik, bitkisel gıda üretimi ve satış ağıyla da hem ülkeye hem de istihdama değer katmaya kıymetli çalışmalarıyla devam ediyor.
Türkiye’nin temel ve stratejik tarım ürünlerinde kendi kendine yeterlilik seviyesine ulaşmasının önemi kapsamında çalışmalarını yürüten Trakya Birlik Genel Müdürü Hakan Çalen ile ülkemizdeki tarımsal üretimi, tarıma dayalı ekonomiyi ve gıda güvenliğini konuştuk.
Kuraklık ve verimsizlik gündemiyle ardımızda bıraktığımız 2023 yılını Trakya Birlik özelinde nasıl değerlendirirsiniz?
Faaliyetlerimizi takvim yılından farklı olarak üretim döngüsüne bağlı olarak ele alıyoruz. Değerlendirmemizi ağustos – temmuz dönemini kapsayan üretim sezonları üzerinden yapıyoruz. Bu manada 2023-2024 üretim dönemi, başta yağlı tohumlar olmak üzere çiftçimizin ürettiği baharlık ve yazlık ürünlerde verim ve kalite kayıpları yaşanarak önceki sezona göre düşük rekoltelere sebep oldu. Bu durum özellikle yağlık ayçiçeğinde çiftçi maliyetlerini yükseltti. Yükselen maliyetler çiftçimizin ürünlerini satmak istediği ve para kazanacağı seviyeyi de yükseltti. İki sezondur bunu sağlamakta zorlanıyoruz. Geçtiğimiz sezon ülkemiz de 2 milyon tonluk rekor yağlık ayçiçek üretimi gerçekleştirdik. Fakat üretim havzaları arasında ki çiftçi fiyat oluşumları çok ciddi farklılık gösterdi.
Anadolu, Karadeniz ve Çukurova’daki çiftçilerimizin ürünlerine alım garantisi veren ve oralarda fiyat oluşturan kurumlar yüksek üretim miktarına ek olarak artan finans maliyetleri karşısında hasadı kaldırmakta zorlandılar ve maalesef arz talep uyumsuzluğu fiyat çöküşlerini beraberinde getirdi. Bu durum özellikle Marmara Bölgesi ile diğer bölgelerin arasında yüzde 20-25’lere varan fiyat farklarının oluşmasına sebebiyet verdi. Bu çerçevede diğer bölgelerde üretim gerçekleştiren çiftçilerimiz ayçiçek üretiminden bekledikleri kazancı elde edemeyip hatta çoklukla zarar edince içinde bulunduğumuz sezonda üretim tercihinde ayçiçeği ekimini bıraktı ya da azalttı. Bu etkilerle önemli seviyede ekim alanı kaybı yaşadık. Marmara ve Ege bölgelerimizde daha yoğun olmak üzere yüksek sıcaklık ve kuraklık etkisinde bir üretim sezonu yaşandı. Ürünün ekiminden hasadına kadar hiç yağış almayan bölgelerimiz vardı. Netice itibariyle bu yıl gerçekleştirilebilen 1 milyon 350 bin ton üretim miktarı ile önceki sezona göre yüzde 30 seviyelerinde düşüş yaşadık. Bu da ülke yeterliliğini yüzde 70-75’ten yüzde 50’lerin altına düşürdü. Sonuç olarak çiftçinin üretim tercihinin değişmesi ve iklim krizinin etkileri, bitkisel üretimi rekolte ve verim kaybı şeklinde son derece olumsuz etkiledi.
İklim krizi dünyanın gündeminde olan önemli bir konu. Peki, mücadele etme noktasında neler yapılmalı sizce?
İklim krizi artık bir vakıa. Özellikle yazları karşılaştığımız sıcaklıkları hepimiz hissediyoruz. Zirai süreçlerde üretim teknikleri ve ekim zamanlarının, sulama ihtiyaç ve imkanlarının yeniden gözden geçirilmesi gerek. Çünkü önümüzdeki yıllarda yüksek yaz sıcaklıkları baharlık üretimleri ciddi şekilde tehdit etmeye devam edecek. Ülkemizin sulama altyapısı ve su varlıklarının korunması konusunda ciddi makro plana ihtiyaç var. Vahşi sulamadan ülkenin uzaklaşması ve kıt su kaynaklarımızın en verimli şekilde kullanılması lazım, ki tarımsal verimliliğimizi güvence altına alabilelim.
Ülkemizin tarımsal yeterliliği konusunda neler söyleyebilirsiniz?
Yağlık ayçiçeği özelinde ülke yeterliliğimiz maksimum yüzde 50 ila 70 bandında gerçekleşebiliyor. Hatta Bu yıl %40-45 seviyesine gerilemiş olacağız. O yüzden her yıl yoğun şekilde ithalat gerçekleştiriyoruz. Dünya konjonktürüne baktığımızda; ülkemizin temel ve stratejik tarım ürünlerinde kendi kendine yeterlilik seviyesine ulaşması çok büyük önem arz ediyor.
Savaş ve pandemi gibi hadiselerin, uluslararası gerilimlerin yarattığı arz, tedarik ve lojistik şoklarının ortaya çıkardığı gıda güvenliği travmasından sonuçlar ve dersler çıkarmalıyız. Ülkemizde ihtiyaç duyduğumuz üretimi yapabilecek ekim alanlarımız, toprağımız, çiftçimiz var, üzerine titrememiz gerekse de şu an için yeterli seviyede su varlığımız var. Bunları değerlendirip, koruyup geliştirerek ülkenin milli savunması kadar tarım ve gıdada da kendine yeter seviyeye gelebilmesini sağlamalıyız. Ordumuz ve silahımız olabilir, ancak askerimize ve milletimize gereken gıdayı iaşeyi sağlayamazsak sıkıntıya düşeriz. Büyük bir ülkeyiz ve yüksek nüfusa sahibiz. Her geçen gün büyüyor, gelişiyoruz. Dolayısıyla temel gıda ürünlerinin ülke sathında yeterli seviyeye taşınması milli güvenlik meselesi. Dünyadaki savaşlara ve çatışmalara baktığımızda önümüzdeki yıllarda bambaşka gerilimlerin çıkmayacağının bir garantisi yok. Ülke olarak çok riskli yüksek jeopolitik değere bir bölgedeyiz. Ülkenin emniyet stoklarını, arz güvenliğini ve üretim kapasitelerini mutlaka geliştirmesi lazım.
Tarımla ilgili uygulanan politikaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ülkenin bekası için tarım ve gıda üretimi ve ihracatı çok önemli. Gelecek on yıllarda tarımın, gıdanın ve suyun petrol ve enerjinin de ötesinde değerli olacağını öngörebiliyoruz. Buna göre güncellenmiş politika manzumesi de önemli.
Ülkedeki kıymetli tarım arazilerini ve ovalarını genel amaçları dışına terk etmemeliyiz. Arazilerimiz ve su kaynaklarımız konusunda artık daha radikal ve esnemez bir politikaya ihtiyacımız var.
Tarımsal üretimdeki en büyük açık hangi ürün grubunda?
Bugün hububat tarafında ülkemizin çok büyük bir problemi yok. Ancak yağlı tohumlar ülkemiz için çok kritik. Çünkü yağlı tohumlar, sadece yağdan ibaret değil, hayvancılığı da destekleyen en temel protein kaynağı. Ama yağlı tohumlu bitkilerde ülkemizin ihtiyaç duyduğu toplam üretimden çok uzağız. Petrolden sonra en çok ithalat kalemimiz ve bu konuda ciddi makro plana ihtiyacımız var.
Tabii bu konuda öncelikli olarak sağlıklı veri üretmemiz lazım. Ülkenin üretim verileri konusunda reel sektör olarak bizlerin ve TÜİK verilerinin arasında ciddi fark var. Bunları ilk elde makulleştirip, doğru veri üzerinden doğru analizleri yapmamız gerek. Ürün grupları bazında uçtan uca hangi bölgede, hangi çiftçimiz, hangi teknikle üretecek, hasat döneminde tarımın sürdürülebilirliğini sağlayacak fiyatlama nasıl sağlanacak, sürdürülebilirlik için çiftçimizin refahı çok önemli ve çiftçi nüfusumuzu kaybetmeden; hatta artırarak, güçlendirerek faaliyetlerini sürdürecekleri refah seviyesini mutlaka sağlamamız lazım. Fiyat oluşumlarına kafa yormamız lazım. Özel sektörün ve çiftçi örgütlerinin çiftçimizin ürettiği ürünlere alım garantisi vermesi ve arzu ettikleri fiyat seviyesini sağlaması gerek. Doğru fiyat oluşu, stoklama, fiziki ve lojistik imkanların planlanması ve sonraki aşama rafa ve sofralara varan süreçlerin tanımlanması noktasında yeni makro plana ihtiyaç var. Yani çiftçimizi, kooperatif kuruluşlarını, sanayicimizi, tüketicilerimizi gözeten uçtan uca değer yaratan bir zincir kurmamız gerek.
Öncelikle hayvansal ve tarımsal varlığımızın tespiti ve çiftçi sayılarımızın güncellenmesi lazım. Bunun üzerine bina edilecek planlı üretim ve sözleşmeli ekim modelinin çıkarılması gerek. Kritik ürünler ve stratejik ürünler sathında planlamanın hayata geçirilmesiyle birlikte toprak sağlığını gözeten münavebe sistemini de ülke olarak gerçekleştirmemiz lazım. Çünkü bilinçsiz sulama, gübreleme, ilaç kullanımı topraklarımızı hasta ediyor. Dolayısıyla onarıcı tarım tekniklerinin hayata geçirilmesi, çiftçimize alım garantisi veren sözleşmeli üretim modeli ve bunu gerçekleştirecek sanayici ile çiftçi örgütlerinin finansmanını kapsayacak modele ihtiyaç söz konusu.
Bu modeli ülke sathına niye yayamıyoruz sizce?
Bu konuda öncelikle ülke kooperatifçiliğinin yeniden tanımlanması, kurumsal yönetim kabiliyetlerinin güçlendirilmesi, yönetim kalite ve kapasitesinin baştan tanımlanması gerek. Dünyadaki gelişmiş ülkelere baktığımızda; tarım, hayvancılık ve tarımsal sanayii çok büyük oranda kooperatif yapılar üzerinden planlayarak dizayn ettiğini görüyoruz. Bu yapıları doğru şekilde planlayıp örgütlemiş ülkelerin olduğunu görüyoruz. Hesap verilebilir, finansal ve fiziki altyapısı güçlendirilmiş kooperatifçilik yapıları, ülke tarımının geleceği ve büyümesinde tek çıkış yolu. Ülke olarak bu bağlamda çalışma, tanımlama ve reorganize gerçekleştirmeliyiz. Aslında hem ticaret hem tarım bakanlığımız tarafında bu hususta ciddi çalışmalar da başladı. Önümüzdeki 2 ila 3 yıl içerisinde bu yapıların ülke ihtiyaçlarına göre şekillenip, yapılandırıldığını görebiliriz, tüm arzumuz da bu.
Örnek modellere sahip Trakya Birlik olarak, bu konudaki çalışmalarınız neler?
Trakya Birlik, yaklaşık 60 yıldır üretici ortakları için sözleşmeli tarımın en güzel örneğini uyguluyor. Hem çiftçimizin tüm ihtiyaç duyduğu tarımsal girdileri tedarik ediyoruz hem de ürettikleri ürünlere alım garantisi vererek en iyi fiyatı sağlamaya çalışıyoruz. Bu manada ilgili bakanlıklarımız ve hükümetimizle yoğun çalışma ve istişareler gerçekleştiriyoruz.
Belirttiğim kooperatif yapıların da hayvancılık ve tarımsal alanda ürün uzmanlıkları çerçevesinde güçlendirilmesi gerek. Çünkü Ayçiçek, fındık, zeytin, pamuk, üzüm, incir gibi çok stratejik ve ihracata yönelik ürünlerimiz var. Yalnız narenciyede şu an çok ciddi bir sıkıntı söz konusu. Bu konuda da güçlü kooperatifçilik yapısı tesis edilirse sıkıntıları yaşamayız. Üretimin sürdürülebilirliği için kooperatif organizasyonlarının sağlıklı çalışması ve işlemesi şart. Çalışmalarını çiftçisine katma değer yaratacak şekilde sürdüren, üretici ve tüketici lehine regülasyon görevi ifa eden, ihracat kapasiteleri çok yüksek olan Trakya Birlik, Tariş Birlik, Marmara Birlik, Tariş Birlikleri, Fisko Birlik gibi iyi örnekleri alıp, ihtiyaçlarını yeniden tanımlayıp, güçlendirip, artırmamız lazım.
2024’ü Trakya Birlik özelinde konuşacak olursak, neler söyleyebilirsiniz?
Biz bunu 2024-2025 üretim sezonu olarak adlandıralım. Çiftçimiz için başta çok kritik bir yıl. Tamamladığımız hasat dönemindeki tarımsal girdilerime bugün baktığımızda neredeyse yarı yarıya bir maliyetle gerçekleşti. Örneklersek; bu yıl çiftçimiz ayçiçek üretimini 16 ila 17 TL seviyesinde mazot, 10 ila 12 TL bandında gübre fiyatı, 4.000 ila 4.500 TL gibi torba tohum fiyatı ile elde etti. Ancak mart-nisan 2024 aylarındaki ekilişlerin önümüzdeki sezon için 40 ila 45 TL/litre mazot, 16 ila 17 TL gübre, 9.000 ila 10.000 TL bandında da tohum fiyatı ile gerçekleşeceğini, buna ek olarak da girdilerin temininde kullanılan finansmanın ciddi faiz maliyeti ile karşılaşılacağını ön görüyoruz. Yani sezonda bizleri hububattan yağlı tohuma, mısırdan çeltiğe kadar tüm üretimlerde ciddi maliyet artışı ve karşılığında önemli çiftçi fiyat artışı ve refah payı ihtiyacı bekliyor. Bu bağlamda yıl çiftçimiz için çok kritik ve birim fiyatlarda bizim gibi çiftçi örgütlerinin çiftçilere sunduğu alım garantisi çerçevesinde ihtiyaç duyduğu finansmanın tedariği noktasında ciddi zorluklarla karşılaşabileceğimiz bir yıl.
Dolayısıyla hem çiftçi refahının korunması hem de alım garantisi veren kurumların ihtiyaç duyduğu nitelikli finansman ihtiyacının tanımlanması gerektiği konusunda ilgili bakanlıklarımızla istişarelerimiz ve çalışmalarımız sürüyor. Kısaca çiftçilik, tarım ve hayvancılık tarafında çiftçi refahının korunması, doğru fiyatlamanın yapılması, hasatın doğru şekilde kaldırılması birinci öncelik ve risk olarak karşımıza çıkıyor. Bu konunun da cari anlamda en doğru şekilde çözüleceğine dair umudumuz ve çalışmalarımız var. Diğer yandan da ülkemiz ve kurumumuz büyüyor, pazar payımızı korumamız ve artırmamız gerekiyor, bununla da alakalı yapmamız gereken yatırımlar söz konusu. Bu yönde de yatırım ikliminin iyileşmesini, yatırım kredilerinde iyi bir paket oluşturulmasını bekliyoruz ki büyümeye ve hizmetlerimizi artırmaya devam edebilelim.
Şunu unutmayalım ki; tarım, milli güvenlik kadar önemli. Bu konuda iradenin oluşacağını düşünüyorum. Tarımın ihtiyaç duyduğu bütçe aslında devasa bütçelere sahip değil. Türkiye’nin toplam tarımsal istihsali belli ve ürünlerin doğru üretilmesi ve hasat edilmesi için gereken bütçe de belli. Devletimiz çok büyük ve güçlü. Bu konuda model ve finansman iradesi oluştuğunda büyük bir zorlukla karşılaşılmadan çözüm sağlanabilir. Zaten malumunuz tarımsal üretim ve tarımsal döngü çok hızlı ve uzun vadeli yüksek finansman ihtiyacına gerek yok. Kendi içerisinde doğal döngüsünü sağlayabilecek yapısı var. Bu manada farkındalığın oluşacağına ve işini iyi yapan kurumları destekleyecek imkanların sağlanacağına güvenimiz tam.
Kurum olarak sizde, finansmana erişimde sorun yaşıyor musunuz?
Finansman erişim sıkıntısı, işletme sürekliliği açısından risk oluşturuyor. Yaşanan maliyet artışlarına paralel olarak işletme sermayesini ticari yönde kazanmak mümkün değil. O yüzden mutlaka finansman modelinin alım, işleme, satış, kazanç ekseninde faizi karşılayabilecek seviyede uygun maliyette olması gerek. Yoksa bizim gibi kurumlar, çiftçiye verdiği alım garantisini, sunduğu tarımsal girdi hizmetini küçültüp, daraltmak zorunda kalacak. Bu da ülke tarımının zarar görmesi anlamına gelir. Sonuç olarak, iyi bir alım ve finansman modeli gerekli.
Son olarak neler söylemek istersiniz?
Tarım, hayvancılık, gıda arzı ve güvenliği artık dünya çapında bir mesele. Küresel iklim krizi kapsamında da ülkemizin uçtan uca yepyeni bir sürdürebilir üretim modeline ihtiyacı var. Bu model için tecrübe, bilgi birikimi, ilim başta olmak üzere her türlü imkana sahibiz. Gelecekte tüm bunları başarmış olmak ve değerlendirmek dileğiyle.
