
Golda Gıda Genel Müdürü Fatih Doğan, “Tarımın gelişmeden gıda sanayisinin sürdürülebilir olması mümkün değil. Bizim önerimiz, havza bazlı üretim ve sözleşmeli tarım modeline geçilmesidir. Tarım sadece il bazında değil, su kaynakları, iklim koşulları ve toprak yapısı gibi kriterlerle bölgelere göre planlanmalı” dedi.
Türkiye’nin önde gelen tarıma dayalı sanayi kuruluşlarından biri olan Golda Gıda, Karaman’ın Kazımkarabekir ilçesindeki dev üretim kampüsünde un, makarna, irmik, bakliyat, bisküvi ve gofret üretimi gerçekleştiriyor. Entegre tesislerinde yaklaşık 400 kişiye istihdam sağlayan Golda, güçlü lojistik ağıyla yurt içinde 50’den fazla ilde, yurt dışında ise 70’i aşkın ülkede tüketicilere ulaşıyor.
Yerel market zincirleriyle iç pazarda güçlü bir konum edinen şirket, inovatif ürün geliştirme vizyonuyla tüketici beklentilerini yakından takip ediyor. Genel Müdür Fatih Doğan ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide, sektörün güncel durumunun yanı sıra ihracattaki fırsat ve engeller hakkında konuştuk.
Golda’nın kuruluş hikâyesini ve bugün geldiği noktayı anlatabilir misiniz?
Golda Gıda, Bera Holding bünyesinde faaliyet gösteren 18 firmadan biridir. Şirketin temelleri 1997 yılının sonlarında atıldı ve 2000 yılında un üretimiyle faaliyetlerine başladı. Kuruluşumuzun temel vizyonu, 21 gıda fabrikasından oluşan bir “gıda şehri” oluşturmaktı. Bu hedef doğrultusunda Konya’ya 80 kilometre, Karaman’a ise 25 kilometre uzaklıktaki Kazımkarabekir ilçesinde yaklaşık 1 milyon 100 bin metrekarelik bir alan üzerine kuruldu.
Ancak çeşitli finansal ve yapısal nedenlerle bu hedefin tamamı hayata geçirilemedi. Bugün, söz konusu alan üzerinde beş büyük gıda fabrikamız aktif olarak faaliyet gösteriyor: Un, irmik, makarna, bakliyat, bisküvi ve gofret üretimi gerçekleştirdiğimiz bu tesislerde, yaklaşık 400 kişilik bir istihdam söz konusu. Ana markamız Golda. Bunun yanı sıra Melda ve Anatoli markalarımız da var. Bunları distribütör taleplerine göre kullanıyoruz.
“İHRACATTA 70’TEN FAZLA ÜLKEYE ULAŞTIK”
Golda bugün hangi pazarlarda yer alıyor? Türkiye içindeki konumunuz nasıl?
Golda Gıda olarak Türkiye genelinde 50’den fazla ilde yer alıyoruz. Ulusal market zincirlerinde bulunmak ciddi operasyonel yük getiriyor. Bunun yerine yerel market zincirleriyle çalışıyoruz. Örneğin Erzurum’da 5 şubeli, Trabzon’da 7 şubeli, Konya’da 20’ye yakın şubesi olan yerel zincir marketlerde ürünlerimiz mevcut. Ayrıca kurumsal satış kanallarında da aktifiz; kamu kurumları ve cezaevlerindeki yemekhanelere toplu yemek hizmeti veren firmalara ürün tedarik ediyoruz. İstanbul Sanayi Odası’nın ilk bin listesine daha önce birçok kez girdik. Son iki yılda listede yer alamadık ama bu yıl tekrar ikinci 500 sıralamasına girmeyi hedefliyoruz. Altyapımız, kapasitemiz ve vizyonumuz bu hedefleri gerçekleştirebilecek düzeyde.
İhracat tarafında ise 5 kıtada 70’ten fazla ülkeye ulaşmış durumdayız. Ürünlerimiz Türk Cumhuriyetleri’nden Ortadoğu’ya, Avrupa’dan Güney Amerika’ya, Uzak Doğu’dan Afrika’ya kadar geniş bir coğrafyada tüketiciyle buluşuyor. Hollanda, Belçika, Norveç gibi Kuzey Avrupa ülkelerinde ve Japonya, Malezya, Tayland, Çin gibi Asya pazarlarında da varız. Güney Amerika’da Şili ve Venezuela gibi pazarlarda yer alıyoruz. Afrika kıtasında da önemli bir varlık gösteriyoruz.
İç pazar ve ihracat arasındaki dağılım nedir?
Şu an üretimimizin yaklaşık %60-65’lik kısmını ihracata ayırıyoruz. Özellikle bisküvi grubunda ihracatın payı daha yüksek: %80 civarında. Makarna grubunda ise yine ihracat ön planda. İhracatın toplam içindeki payı zaman içinde artış gösterdi. Türkiye’nin genel ekonomik yapısı ve iç tüketimde yaşanan daralma, ihracatın önemini daha da artırdı. Ancak ihracat yapmak da kolay değil. Girdi maliyetlerimiz dövizle değil, Türk lirası üzerinden artıyor. Elektrik, doğal gaz, işçilik, taşıma giderleri ve diğer operasyonel maliyetler ciddi anlamda yükseldi. Buna karşın dünya genelinde gıda enflasyonu düşük seyrediyor. Bu da bizi fiyat rekabetinde zorlayan temel faktörlerden biri.
Sektörünüzün genel gidişatını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye, makarna üretiminde yaklaşık 2,1 milyon ton ile dünyada üçüncü sırada yer alıyor. İtalya ve Amerika Birleşik Devletleri’nin ardından geliyoruz. İhracatta ise yaklaşık 1,5 milyon ton ile ikinci sıradayız. Avrupa Birliği’nin uyguladığı kota nedeniyle bu bölgeye yalnızca 20 bin ton makarna satabiliyoruz. Bu kotanın üzerine çıktığınızda %30’a varan gümrük vergileri devreye giriyor. Amerika pazarına ise anti-damping vergileri nedeniyle neredeyse hiç giremiyoruz. Orada uygulanan %60’lık vergi, rekabet etmeyi imkânsız hale getiriyor. Bu nedenle Türkiye’nin dünya lideri olma ihtimali şimdilik sınırlı.
Türkiye’de şu anda kurulu makarna üretim kapasitesi 3 milyon ton civarında. Ancak fiili üretim 2 milyon 100 bin ton. Önümüzdeki yıllarda 950 bin tonluk yeni yatırımın devreye girmesiyle kapasite yaklaşık 4 milyon tona çıkacak. Ancak iç ve dış talep bu hızda artmadığı sürece, kapasite kullanım oranı %50’lere kadar düşecek. Bu durum, geçmişte un sektörünün yaşadığı sıkıntıların aynısını makarna sektörü için de doğurabilir.
Sizce tarımsal verimlilik nasıl araştırılabilir?
Hem un hem makarna sektörü buğdaya tamamen bağımlı. Türkiye’de tarıma dayalı sanayi büyük ölçüde girdi maliyetlerine ve ürün kalitesine bağlı. Dolayısıyla tarımın gelişmeden gıda sanayisinin sürdürülebilir olması mümkün değil. Bizim önerimiz, havza bazlı üretim modeline geçilmesidir. Tarım sadece il bazında değil, su kaynakları, iklim koşulları ve toprak yapısı gibi kriterlerle bölgelere göre planlanmalı. Örneğin Karaman’da 10 yıl önce 300 bin ton buğday üretilirken şimdi bu rakam 150 bin tona düştü. Buna karşılık mısır üretimi 160 bin tondan 450 bin tona çıktı. Ancak mısır, su tüketimi açısından çok daha maliyetli. Bizim bölgemiz buğday için daha uygunken yanlış planlamalarla verimliliği düşürüyoruz. Ayrıca sözleşmeli tarımın yaygınlaştırılması gerekiyor. Sanayiciyle çiftçi arasında güvene dayalı, yasal çerçevesi net şekilde tanımlanmış bir model kurulmalı. Bu sistem hem üreticiyi ve sanayiciyi korur hem de tarımsal verimliliği artırır.
Golda’nın inovatif ürün çalışmaları hakkında bilgi verir misiniz?
Özellikle yeni nesil tüketicilerin hızlı ve pratik ürünlere olan ilgisini göz önüne alarak bazı yenilikçi ürünler geliştirdik. Makarna çeşitlerimizde baharatları toz formda üretim aşamasında hamura entegre ediyoruz. Böylece tüketiciye yalnızca haşlayıp üzerine tereyağı gezdirerek tüketilebilecek pratik çözümler sunuyoruz. Bu ürünlerde katkı maddesi kullanılmıyor. Acı biber ve pesto aromalı çeşitlerimiz mevcut.
Ayrıca toplumda yaygın olan bir yanlışı da düzeltmek istiyorum: Makarna, sanıldığı gibi unla değil, irmikle yapılır. İrmik ise durum buğdayından elde edilir. Durum buğdayının glisemik indeksi düşüktür, enerji değeri yüksektir; dolayısıyla ekmeklik buğdayla aynı kefeye konulmaması gerekir.
“HALKA ARZ GELİRİ YATIRIMA GİDECEK”
Halka arz sürecinizden bahseder misiniz?
Halka arz için başvurularımızı yaptık. SPK ve Borsa İstanbul tarafından fabrikalarımızda saha denetimleri gerçekleştirildi. Süreç olumlu şekilde ilerliyor. İzahnamede de bahsettiğimiz gibi buradan elde edilecek gelirin yarısını yeni yatırımlarımıza ayıracağız. Örneğin yeni bir makarna hattı ve vakumlu irmik paketlemeye dair yatırımlar planlıyoruz. Diğer yarısını ise işletme sermayesi olarak, yani özellikle buğday gibi hammadde alımlarında kullanacağız.
Son olarak eklemek istedikleriniz nelerdir?
Yaklaşık 37 yıldır tarım ve gıda sanayisinde çalışıyorum, 25 yıldır da üst düzey yönetici olarak görev yapıyorum. Geçmişte daha iyimserdim ancak son dönemde yaşanan gelişmeler ve belirsizlikler nedeniyle iş dünyası olarak kaygılar taşıyoruz. Sanayicinin üretimden kazanma şansı giderek azalıyor. Yüksek faiz ortamında birçok işletme üretim faaliyetlerini azaltıp birikimlerini faize yönlendiriyor ancak bu durum sürdürülebilir değil. Dövizin üzerindeki baskı ihracatı olumsuz yönde etkiliyor. Enflasyonla mücadele tek başına faizle yapılmaya çalışılıyor, ama bu politika hem yatırım iştahını hem de üretim motivasyonunu olumsuz etkiliyor. Bize göre, tarımsal üretimin desteklenmesi, sözleşmeli tarımın yaygınlaştırılması ve ihracat kotalarının ve anti-damping vergilerinin diplomatik yollarla çözülmesi gerekiyor. Bu alanlarda atılacak yapısal adımlar hem sanayiyi hem de tarımı ayağa kaldıracaktır.
