RÖPORTAJ — 1 Aralık 2015 at 00:58

VIESSMANN TÜRKİYE GENEL MÜDÜRÜ DR. CELALETTİN ÇELİK: VIESSMANN, TEKNOLOJİSİYLE DAİMA ÖNDE!

IMG_1836

 

Viessmann’ın kendisini ısı ve enerjiye adamış bir aile şirketi olduğunu vurgulayan Viessmann Türkiye Genel Müdürü Dr. Celalettin Çelik, ısıyla ilgili her konuda sektörü forse eden bir Ar-Ge yapılanması içinde olan Viessmann’ın Türkiye’de de her ülkede olduğu gibi üstün teknolojili ve verimli ürünleriyle daima bir adım önde olduğunu dile getirdi.

 

Viessmann1917 yılında kurulmuş bir aile şirketi. Isıtma, soğutma ve havalandırma sistemlerinde lider bir firma olan Viessmann, yıllık 2.2 milyar avro ciroya, 11 ülkede 22 üretim tesisine ve 11.500 çalışana sahip bulunuyor. Üretim tesislerinden birisi de Manisa’da bulunuyor. Ailenin üçüncü kuşağını temsil eden Prof. Dr. Martin Viessmann şu anda şirketin CEO’su. Biz de 100. Yılını kutlamak üzere olan Viessmann’ın Türkiye Genel Müdürü ve aynı zamanda DOSİDER’in Başkan Yardımcısı olan Sayın Dr. Celalettin Çelik ile Viessmann’ın vizyonunu ve ısıtma sektöründeki gelişmeleri konuştuk.

 

Türkiye’de ısıtma sektörünün yapısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sektörü daha geniş kapsamlı değerlendirecek olursak; doğalgaz cihazları üreten, satan, dağıtımını yapan firmaların oluşturduğu DOSİDER (Doğal Gaz Cihazları Sanayicileri ve İşadamları Derneği) isminde bir derneğimiz var. Bu dönem ben de Başkan Vekiliyim. Uzun yıllardır bu dernekte aktif olarak çalışıyoruz. Şimdi esasen bu derneğin üyelerinden 12 tanesi şu anda kombi satışı yapıyor. Fakat bunlardan 9 tanesi Türkiye’de üretim yapıyor. Türkiye’de aslında bir üretim var. Genel olarak Avrupa potansiyelinin yüzde 25’i Türkiye’de üretiliyor diyebiliriz. Türkiye özellikle duvar tipi ve doğalgazlı ısıtma cihazlarında Avrupa’nın üretim merkezlerinden biri. Tabii soğutmada da bazı yatırımlar var. Radyatör konusunda Türkiye’de çok fazla üretim vardı. Kombide de pek çok uluslararası marka Türkiye’de ya yatırım yaptı ya da firma satın alarak pazara girdi. Dolayısıyla Türkiye merkez olma noktasına gidiyor. Bu da Türkiye’de yerli komponent sanayisini geliştirmek açısından önemli bir konu. Aslında Türkiye’de şu anda tüketilen cihazların yüzde 80’i Türkiye’de üretiliyor. Türkiye’de 800 bin adetlik bir kombi pazarı var. Şu anda Türkiye’de 2-2,5 milyon adet üretim potansiyeli olduğu tahminiyle ihracat potansiyelinin oldukça yüksek olduğunu söyleyebiliriz.

 

Viessmann’ın Türkiye’de üretim kararı almasında bu potansiyelin etkisi oldu mu?

Viessmann, 2013 yılında gösterdiğimiz çalışmaların sonucu olarak Türkiye’de üretimin gerekliliği konusunda bir karar verdi. Tabii kararda Türkiye’nin potansiyeli etkili oldu. Türkiye Avrupa’nın önde gelen ve gelişmekte olan kombi pazarıdır. Sanırım İngiltere’den sonra en büyük birkaç pazardan biri. Dolayısıyla Viessmann böyle büyük bir pazarda üretici olarak varlığını perçinlemek istedi. Türkiye’de üretim kararı almadan önce yaptığımız araştırmalarda gördük ki ülkemizde gerçekten çok güçlü altyapıları olan organize sanayi bölgeleri var. Gerek mavi yaka gerek beyaz yaka olarak insan gücü çok ileri ve yan sanayi de çok gelişmiş durumda. Bu avantajları da değerlendirmek istedik. Bu yaptığımız çalışmalar sonucunda Manisa fabrikamızı 2013 yılında açtık. Gururla söyleyebilirim ki buradaki üretimimizin yüzde 70’i ihracat ediliyor şu anda. Tabii ki Türkiye pazarı ve komşu ülkelerdeki potansiyel her zaman önemli olacaktır ama bu fabrika sadece bölgesel ihtiyaca karşılık vermek için değil, Viessmann’ın belli ürün gruplarını Avrupa, hatta dünya bazında Manisa’ya çekmek açısından verilmiş stratejik bir karardı.

 

Manisa fabrikasında hangi ürünler üretiliyor?

Şu anda Manisa fabrikamızda yoğuşmalı ve konvansiyonel kombiler üretilmektedir. Üretilen ürünlerin yüzde 70’i başta Avrupa olmak üzere bütün tüm Viessmann ülkelerine ihraç ediliyor.

 

Viessmann Türkiye bugün nasıl bir pazarlama stratejisine sahip?

Öncelikle biz Viessmann olarak faaliyet gösterdiğimiz her ülkede algımızı kaliteyle paralel yaratmaya çalışırız. Ürünlerimiz üst seviyede teknolojik özelliklere ve en iyi verimlilik derecelerine sahip ürünlerdir. Viessmann’ı tercih eden tüketicimizin her türlü memnuniyeti için bütün ekip maksimum çaba sarf eder. Diğer taraftan sektörümüzde en yaygın satış ekibine sahip olduğumuzu düşünüyoruz. Türkiye’de 10 bölge müdürlüğümüz var. Çalışanlarımız ağırlıklı olarak makine mühendisidir. Yani biz merkezde ve birkaç dağıtıcı üzerinden değil, bilakis sahaya inerek ve sahanın problemleriyle bire bir temas halinde projelerimizi geliştiriyoruz. Her bölgede o bölgenin özelliklerine göre, iklim şartlarına göre ve projenin ihtiyacına göre en doğru çözümü üretmek ve bunun doğru bir şekilde uygulamasını ve satış sonrası hizmetlerini sunabilmek için gelişmiş, yetenekli kadrolara ihtiyacınız var. Viessmann olarak Türkiye’deki yapılanmamızla burada bir farklılık yarattığımızı düşünüyoruz.

 

Küresel rekabette Viessmann kendini nasıl konumlandırmış durumda?

Viessmann kendisini ısı ve enerjiye adamış bir aile şirketi. Viessmann Grubu ve Ailesi bu konuda kendini öncü olarak görüyor. Bunun en güzel göstergesi Frankfurt’ta 2 yılda bir düzenlenen dünyanın en büyük ısıtma, soğutma ve havalandırma fuarı olan ISH’tır. Viessman ağırlıklı olarak vizyonunu ve geleceği bu fuarda sergiler. Rakipleriyle olan fark fuar ziyaretçileri tarafından net olarak görülür. Tabii ki çok değerli uluslararası markalar da bu konuda çalışıyorlar. Ancak Viessmann’ın hep bir adım önde olduğunu görüyoruz. Isıyla ilgili aklınıza gelebilecek her konuda Viessmann, aktif ve sektörü forse eden bir Ar-Ge yapılanması içinde. Bu anlamda Viessman Grubu kuruluşunun 100. yılını kutlayacağı 2017 yılında Almanya merkezinde çok büyük bir Ar-Ge merkezi açacak. Bunun projesi devam ediyor.

 

Son dönemde doğa dostu, tasarruflu cihazlar ön planda. Bu cihazlar gerçekten vaat ettiği tasarrufu sağlayabiliyor mu?

Fosil yakıt kullanan cihazlarda yoğuşma tekniği ile birlikte yakıtın üst ısıl değerinden faydalanarak yüzde 15’lere varan ilave bir verim artışı sağlanabiliyor. Eğer eski tesisat yenilenirse yüzde 15’in üzerine çıkılabilir. Modernizasyondan dolayı artı bir verim sağlayabiliriz. Ama sadece konvansiyonel cihazla yoğuşmalı cihaz yer değiştirdiğinde yüzde 15’i geçmeniz mümkün değil.

 

Müşterilerinize, hedef kitlenize yönelik böyle bir pazarlama diliniz var mı?

Ürünümüzün orijinal kataloglarında hangi veriler varsa mühendis olarak onları ön plana koyuyoruz. Ama mevcut sistemde ne gibi iyileştirmeler yapılabileceğini, ilave ne gibi kazançlar olabileceğini, gerektiği zaman mühendislerimiz, uzmanlarımız, partnerlerimiz müşterilerimize anlatabilirler. Ancak tüm avantajların tamamıyla yeni cihazın performansından kaynaklandığını söylemek doğru değil.

 

Eylül ayı itibariyle Avrupa Birliği’nde yoğuşmalı cihazların kullanımına yönelik bir zorunluluk getirildi. Türkiye bu kuralları bugün uygulayabilir mi?

İGDAŞ’ın açıkladığı son verilere göre birim konut başına tüketim düşüyor. Yani ürün verimliliği, tesisatlarda yapılan geliştirmeler ve ısı yalıtımının da etkisiyle bu noktaya gelindi. Türkiye lider uluslararası markaların aktif olarak faaliyet gösterdiği bir pazar olarak teknolojik gelişmeleri yakından takip edebiliyor. Bu bağlamda ErP (EnergyRelated Product) Yönetmeliği’nden elbette bahsetmek gerekir. Avrupa Birliği Eylül ayında bu yönetmelikle yoğuşmalı cihazların kullanımını 400 kW’a kadar olan kapasitelerde zorunlu hale geldi. Ve bunları 70 kW’a olan kapasitelerde etiketleme zorunluluğuna tabi tuttu. Aynı beyaz eşyalarda olduğu gibi… Biz bunu DOSİDER olarak değerlendirdik. Özellikle ulusal kökenli üreticilerimizin işaret ettiği bir konu vardı: Türkiye’nin yoğuşma tekniğine hemen geçmesi halinde cihazlarda lokalizasyon oranları azalacaktır. Şu anda normal konvansiyonel cihazlarda yüzde 70-80’leri bulan lokalizasyon oranı var. Yani komponentlerin büyük bir kısmı Türkiye’de üretilebiliyor. Yoğuşmalı sisteme geçiş halinde ithal komponentler ağırlık taşıyor ve lokalizasyon oranı yüzde 20’lere düşüyor. Burada yerli komponent üreticilerinin yeni yoğuşmalı tekniğe tam ayak uydurabilmeleri için belirli bir süreç geçmesi gerekiyor. Bunu Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızla da paylaştık. Bakanlığımız bunu anladı ve birlikte Gaz Yakan Cihazlar Mükemmeliyet Merkezi kurulmasına yönelik bir projeye başladık. Komponent üreticilerini de bu projeye dâhil edeceğiz.  DOSİDER’in de burada ciddi katkıları olacak. Bu projeyi yürürlüğe sokabilirsek, iki sene içinde yoğuşmalı kombilerdeki yerlileşme oranını arttıracağız.

 

Sanayi-üniversite işbirliği konusunda sektörünüzün ve Viessmann’ın yürüttüğü çalışmalar konusunda neler söylemek istersiniz?

Sektörümüzde sanayi-üniversite işbirliği yönünde ciddi çalışmalar yapılıyor. Örneğin; Yıldız Teknik Üniversitesi’nde bir iklimlendirme bölümü açıldı. Bu, sektörümüzün üniversite ile ortaklaşa geliştirdiği bir faaliyettir. Yine sektörde biz dahil pek çok firmada üniversite öğrencileri staj yapma imkanına sahip olabiliyorlar. Doktora çalışmalarını yapabiliyorlar. Az önce dile getirdiğim Gaz Yakan Cihazlar Mükemmeliyet Merkezi’ni Yıldız Teknik Üniversitesi ile birlikte geliştiriyoruz. Bir Ar-Ge merkezi olacak; bütünüyle üniversite-sanayi işbirliğinin güzel bir örneği olacak. Aynı zamanda üniversite öğrencilerine belirli periyotlarda seminerler, dersler veriyoruz. Kendi eğitim merkezimizle Almanya’da Viessmann Akademi’nin ortaklaşa yıllık eğitim programları var. Bu eğitim programlarımız kapsamında bayilerimize ve sektördeki diğer partnerlerimize yıllık plan çerçevesinde periyodik eğitimler veriyoruz.