RÖPORTAJ — 5 Nisan 2016 at 18:49

ACENDIS’İN KURUCUSU HASAN ŞAHİN: ACENDIS’İN HEDEFİNDE ÇİN VE AFRİKA VAR!

IMG_1988

 

Özel hastane projelerinde medikal cihaz tedarikçisi olarak lider olduklarını vurgulayan Acendis’in Kurucusu Hasan Şahin, bundan sonra Türkiye’ye olduğu kadar yüksek talep olan Çin ve Afrika pazarlarına odaklanacaklarını dile getirdi.

 

Sağlık yatırımlarında son 20 yılda özel sektörün de payını artırdığını görüyoruz. Bu yatırımların yetişmiş insan ve fiziki altyapı boyutu kadar önemli bir medikal cihaz boyutu da var. Medikal cihaz yatırımları da son yıllarda daha akılcı bir şekilde yapılıyor. Tabii burada anahtar teslim proje hizmeti sunan firmalar ön plana çıkmaya başladı. Almanya’da bir Türk girişimi olarak kurulan Acendis de bu alanda lider konumda bulunuyor. Firmanın kurucusu Hasan Şahin ile Acendis’in hedeflerini ve Türkiye’deki sağlık yatırımlarının geleceğini konuştuk.

 

Öncelikle firmanızın kurumsal yapısı ve sektördeki derinliği ile ilgili söyleşiye başlayalım isterseniz…

Acendis 1995 yılında Almanya’nın Hannover şehrinde kuruldu. 1997’de Türkiye’de şirketleştik. Konsantrasyonumuz ve hedefimiz hep özel sektörde oldu. 90’lı yıllarda özel sektöre teşvik çıktı. Bu teşviklerden birçok doktor faydalanarak hastane yapmaya karar verdi. Tekil cihaz satışı değil de komple bir konsept sunmak daha doğru geldi bize. Almanya’ya gelen müşteriler genelde tek doktor olduklarından hastaneyi A’dan Z’ye nasıl donatıp kuracaklarını, sistemin tam olarak nasıl çalışacağını bilemiyorlardı. Biz inşaat hariç anahtar teslim proje yapmayı düşündük. Artı bir de finansmanı sağladık. Almanya’da Hermes, Alman bankalarının kredilerini sigortalıyor. Bundan faydalandık. Ve elimizden geldiği kadar müşterilere komple konsept sunduk. Bu konseptle iyi yürümeye başladık. Beklediğimizden daha çok talep geldi. Daha çok ağızdan ağıza konuşuluyordu, internet bu kadar yaygın değildi. Yaklaşık 3-4 yıl içerisinde 15-20 hastane projesi yaptık. 2002 yılında İsviçre kardiyoloji cihazları firması Schiller ile ortaklaşa Schiller Türkiye’yi kurduk. Kardiyolojide ilk 2 firmadan biriyiz büyüklük olarak. Joint venture ortaklık yaptık: yüzde 60 pay onların yüzde 40 bizimdi. 2003 yılında Richard Wolf Endoskopi ile Türkiye’de şirket kurduk. Sürekli şirket kurarak hep sağlık sektöründe büyüdük. Acıbadem, Medicana, Medical Park, Dünyagöz gibi daha çok zincir hastanelerin projelerini yaptık.

 

Türkiye için ne düşünüyorsunuz sağlık yatırımlarına ilişkin?

Türkiye’de özel sektör büyümekte. Şu anda özel sektörün sağlık sektöründeki ağırlığı yüzde 18’e dayanıyor. Bizde özel sektörde A, B, C, D diye sınıflandırdığımız hastanelerde A sınıfında varız. B sınıfının çok azı, C’nin de yarısı bize müşteri oluyor. Burada pazarın daraldığını görüyoruz. Şu anda Türkiye’de 650 özel hastane var. Şu anda büyük gruplar hastane yatırımları yapıyorlar ama 2-3 sene sonra bunun hemen hemen biteceğini öngörüyoruz. Geriye kalan yüzde 80 pazarı devlet oluşturuyor. Devlette yokuz ama çok da talep geliyor bize. Şimdi PPP (Public Private Partnership) denilen özel sektör-kamu ortaklığı projeleri gündemde. Ama tüm şartları, çerçeveyi devlet belirliyor. Dolayısıyla mimari yapıdan tutun alınacak cihazlara kadar devletin onayı gerekiyor. Orada bizim biraz zorlandığımızı görüyoruz. Çünkü bizim sattığımız medikal cihazlar daha çok özelde biliniyor. İnşaat şirketleri çok tanımıyordu bizi. Ancak anahtar teslim paket sunabilmemiz ve Hermes finansmanı sağlayabilmemiz büyük bir avantaj oldu onlar için. Bu projelerde farklı gruplar var. Onların hepsi hizmeti artık bizden almak istiyorlar. Bazı inşaat şirketleri yurtdışında da proje yapıyorlar. Gerek Almanya’da gerekse Rusya’daki tecrübemiz ve bağlantılarımız ayrı bir kolaylık sunuyor bu firmalara. Kamu projelerine girmeye biraz geç başladık. Şu anda devlet hastaneleri özellerle rekabet edecek durumda. Devlet, teknolojiyi özel sektörden çok daha iyi takip ediyor. Tabii ki özelde A sınıfı hastaneleri ayrı tutuyorum. Biz de yeni bir yapılanmaya geçtik. Sektörde 30 yıl deneyimi olan ve en büyük rakiplerimizden biri olan Alman Draeger Medical’ı Türkiye’ye getiren Tulay Aslanoğlu ile Promedis adında yeni bir şirket kurduk. Burada da amacımız devlete hizmet vermek.

 

Sadece kamuya mı hizmet verecek?

Evet, kamu ağırlıklı hizmet vereceğiz. Ancak özel sektörde hastane projeleri dediğinizde ilk akla gelen isim Acendis’tir. Türkiye’de özel sektörde en çok projeyi biz yaptık. Örneğin; radyolojide 3 büyük isim var: GE, Siemens ve Philips. Finans Almanya’da olduğu için Siemens ile ve Hollanda’dan Philips ile beraber çalışıyoruz hizmet paketlerini tamamlamak için. Burada özel bir proje yapılırken radyoloji sorulduğunda, diğer cihazlar sorulduğunda bize yönlendirirler. Tabii sadece finansmanın uygun olması değil, cihazların da ihtiyaca uygun getirilmesi önemli. Bu sektörde Acendis bir devrim yaptı. Yüksek fiyatlı olarak bilinen cihazları kalite düşürmeden çok uygun fiyatlara getirdik. Şunu söyleyebilirim ki son 20 yılda Türkiye’ye giren özel sağlık sektöründeki cihazlar yüzde 20 daha ucuza gelmiştir. Bu sadece bizim için değil, ülke için de kazançtır. Kendimizi bu açıdan da özel sektörün lideri olarak görüyoruz.

 

Dünya genelinde nasıl bir strateji ile hareket ediyorsunuz?

Birincisi, kriz zamanlarında ne yapabiliriz, ikincisi ise know how birikimi ile neler yapabiliriz diye düşünüyoruz. Bu amaçla Azerbaycan’da, Malta’da ofis açtık. Şu anda Afrika’ya ağırlık veriyoruz. Gana’da bir ofis açtık, yakında Cibuti’ye açacağız. Batı ve Doğu Afrika diye ayırıyoruz. Bunun yanında Acendis Çin’i kuruyoruz. Çünkü Çin’de de çok talep var hastane projeleri için. Aslında dünyanın her tarafında özel sektöre talep var ve her tarafta özel hastaneler açılıyor.

 

Son 20 yıldır Türkiye’ye giren cihazların doğru kullanılmayışı, atıl olması gibi bir sorun var. Bu sizce büyük bir sorun mudur, yoksa piyasada çok küçük oranda mıdır?

Türkiye’de serbest piyasa ekonomisi var. Bu nedenle de dünyanın her tarafından cihaz gelebiliyor. Doğru bir uygulama olarak CE belgesi olmayan cihazlar hastanelerde kullanılmıyor. Bir zamanlar 2. El serbestti. O büyük bir sorundu pazar için. O yasaklandı. Hastanelerimiz artık JCI belgesi alıyor, ISO belgesi alıyor. Son yıllarda hastaneler biyomedikal mühendisleri bulunduruyorlar. Pozitif bakarsak iyiye gittiğini görüyoruz. Ticarette en sağlıklısı serbest rekabettir. Rekabet de doğru yola götürüyor insanları. Sonuçta faydalanan toplum oluyor. Eğer bir teknolojiyi bir hastane sağlıyorsa uygun hizmet sunabilir. İkincisi, hizmetin kalitesinin artışıdır. Eksikler var mıdır? Vardır. Bünyemizde Acendis Akademi diye bir bölüm açtık. Medikal cihazların kullanımındaki eksikleri gidermek için insanlara hem kendi bünyemizde hem hastanelerde eğitim hizmeti veriyoruz. Bizim gibi şirketlerin sadece satış ve hastane projeleri için değil, cihazların kullanımı için de belli sayıda insanı yetiştirmemiz gerekiyor.

 

Sizin gibi firmalar olmazsa, hastaneler tıbbi cihaz yönetimini, planlamasını sağlıklı bir şekilde yürütebilir mi?

Tabii, mütevazı konuşmak gerekiyor. Hastanelerin yeterli olduğunu düşünmüyorum. Onlara elimizden gelen katkıyı sağlamaya çalışıyoruz. Bizim gibi firmalar sadece bu işe konsantre… Know-how ve deneyim birikmiş… Bir de medikal cihazların teknoloji merkezi olan Almanya’da bulunduğumuz için teknolojiyi buraya getirebilmek açısından avantajlıyız.

 

Bir de Türkiye’de önce bina yapılıyor sonradan da bunu nasıl hastaneye çevirebiliriz diye çalışmalar oluyor…

Evet, bahsettiğiniz önemli bir konu. Zamanında bu yapılmış binalar var. Bitti diye düşünsek de halen karşımıza çıkıyor ne yazık ki. Bu da ülkemizin kaderi sanıyorum. Türk deyimiyle kervan yolda düzelir. Burada çok zorlanıyoruz. Sağlık hizmetinin iyi olması için öncelikle iyi doktorlar, iyi teknoloji, iyi altyapı, iyi bir ortam olması gerek. Türkiye’de sağlık sektörüne yatırım yapan büyük gruplar var. Onların sektöre getirdiği rekabet bu sorunu düzeltecek diye düşünüyorum.

 

İnsan kaynakları ve eğitim konusundaki görüşleriniz nelerdir?

Gördüğüm kadarıyla Türkiye’de ne yazık ki üniversiteler ile sanayi arasında bir birlik yok. Yurtdışında genelde sanayiyi üniversiteler besler ve sanayi de üniversitelere sponsor olur. Türkiye’de böyle bir çalışma yoktur. Gençler mezun olduktan sonra sektörle tanışıyorlar. O zaman da sanayicinin ilk tespiti “ülkede nitelikli iş gücü eksikliği var” oluyor. Biyomedikalde de aynı şekilde oluyor. Tabii ki ülkenin imkanları Almanya’daki gibi değil. Almanya’daki üniversitelerde çok büyük tesisler var. Ar-Ge çalışması yapabilmeniz için, 24 saat çalışabilmeniz için çok büyük imkanlar sunuyorlar. Büyük bir firmada en az 6 ay staj yapmanız gerekiyor. Hatta burada özel hastane sahiplerinin çocukları bize başvuruyor. Ya bizim şirketimizde ya da Almanya’da büyük bir şirkette onlara staj yaptırıyoruz. Bize, Türkiye’de yaptığımız stajla Almanya’da yaptığımız staj çok farklı diyorlar.

 

Konuşmanızın başında Gana’daki faaliyetlerinizden bahsettiniz. Afrika’ya yöneliminizin bundan sonraki stratejinizde ağırlığı ne olacak?

Şu anda kuşatılmamış, keşfedilmemiş en önemli kıta Afrika. Afrika büyüyecek, gelişecek. Afrika’da hammadde var. Bunlar değerlendirildikçe oradaki toplumların refah düzeyi artacak ve altyapıdan sanayiye, üniversitelerden sağlık merkezlerine kadar birçok alanda yatırımlar artacak. Şu anda Afrika’da gelir düzeyi iyi olan insanlar İngiliz kökenliyse İngiltere’ye; Fransız kökenliyse Fransa’ya gidiyorlar. Bunu zaman içerisinde onlar da önleyecektir. Öte taraftan çok hızlı büyüyen pazarlardan biri Çin pazarı. Çin’de birçok sağlık kampüsleri yapılacak. Çin devleti de Türkiye gibi özel sektörü teşvik ediyor, büyük hastaneler yapılıyor. Bizde özelde 200-250 yatak yapılırken, Çin’de 500-1000 yataklı özel hastaneler yapılıyor. Biz bu iki pazara ağırlık vereceğiz. Onun için gelecek yıl buradaki işi arkadaşlara devrederek o bölgelere yöneleceğim.

 

Son olarak genel mesajınızı da almak isteriz…

Ülkemizdeki sağlık sektörünün ilerlemesi çok gurur verici. Bunu da ülke politikasıyla sağlık turizmine yansıtabilirsek, daha büyük destek verebilirsek sadece gelir değil, ülkedeki sağlık hizmetlerinin kalitesi de artacaktır. Bir de sağlık sektörünün know-how’ı yüksektir. Yurtdışından insanların buraya gelip ameliyat olması gurur verici bir şey. Ben de Almanya’da Türkiye’nin sağlık reklamını yaptığımda, onları buraya davet ettiğimde hayretler içerisinde kalıyorlar; Türkiye’de otel gibi hastaneler, iyi doktorlar, teknoloji varmış diyorlar. Gurur duyduğumuz, Türkiye’nin en büyük markası Türk Hava Yolları da önemli bir adım attı. Tüm dünyaya ulaşabilmemizi, dünyanın da bize ulaşabilmesini, insanların buraya gelmesini sağlıyor. Sağlık hizmetine ulaşabilmek önemlidir. Direkt uçuşlar çok önemli. İstanbul bundan daha çok yararlanacaktır. Aynı şekilde Antalya da… O nedenle de Avrupa’dan şu anda başta plastik cerrahi, saç ekimi, göz ameliyatları, küçük ameliyatlar için gelen insanlar yakında büyük ameliyatlar için de gelmeye başlayacaklar.