RÖPORTAJ — 1 Ekim 2018 at 20:25

EGE BÖLGESİ SANAYİ ODASI YÖNETİM KURULU BAŞKANI ENDER YORGANCILAR: SANAYİ 4.0 EKONOMİMİZİN TEMEL EKSENİ OLMALIDIR!

 

Yaşanan sıkıntılara rağmen Sanayi 4.0 ikliminden uzaklaşmak gibi bir lüksümüz bulunmadığını söyleyen Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar, Sanayi 4.0’ın ekonomimizin temel ekseni olması gerektiğine dikkat çekti.

 

 

İçinden geçmekte olduğumuz zorlu süreci ülkemiz sanayisinin önde gelen temsilcilerinden birisi olan Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar ile konuştuk. Yeni Ekonomik Programı memnuniyetle karşıladıklarını dile getiren Yorgancılar, çıkış yolunu üretimin teşvik edilmesinde gördüğünü vurguladı.

 

Yeni Ekonomik Program hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyiz? Bu program Türkiye’nin yaşadığı ekonomik sorunlara çare olabilecek midir?

Oldukça zor ve belirsizliklerle dolu bir süreçten geçtiğimiz bu dönemde Yeni Ekonomik Programın açıklanmasını iş dünyası olarak memnuniyetle karşılıyoruz. Açıklanan Yeni Ekonomi Programın; Ekonomik DENGELENME, mali DİSİPLİN ve üretim ve ihracatta katma değer odaklı DEĞİŞİM olmak üzere 3 temel başlık üzerine kurulu olmasını ekonomik gerçeklerimizle UYUMLU olarak yorumlayabiliriz. Hedeflenen verilere baktığımızda kısmen tutarlı bir tablo ile karşı karşıya olsak da, kısmen de dolar kurunda, bütçe açığı ve işsizlik oranında iyimser bir yaklaşım gördük.

 

Ancak, paydaşlardan katkı alınması, kamu maliyesi dönüşüm değişim ofisinin kurularak, tasarruf tedbir önlemlerinin işletilmesi, reel sektörün finansmanı açısından Kalkınma Bankası ve Eximbank etkinliğinin artırılması gibi önemli eylem planları bulunmaktadır. Programda cari açığı düşürmek için ithalata bağımlılığın azaltılmasına ve ihracatın artırılmasına yönelik önlemleri de sanayi açısından anlamlı buluyoruz.

 

Programın uygulanabilirliğindeki yöntem ve kararlılık bundan sonraki süreçte esas olandır ve tam olarak göremediğimiz eylemler tarafımızca da izlenecektir. Uygulamada ihtiyacımız olan, reel döviz kurlarında istikrar, düşük enflasyon, düşük faiz ve yatırım çekişli ihracata yönelik büyüme modelinin temel alınmasını ümit ederiz.

 

Türk sanayicisinin gerçek gündemini hangi konular şekillendiriyor sizce?

Sanayiciler ve reel sektör, döviz darboğazından ve yaşadığımız diğer ekonomik sıkıntılardan en olumsuz etkilenen kesimdir. Finansal kesim dışındaki firmaların net döviz açığının 216 milyar Dolar’a ulaşmış olması, bu olumsuz durumu net bir biçimde ortaya koyuyor. Diğer taraftan, yurt içi ÜFE’nin yıllık bazda yüzde 30’u aşan düzeyde artışı, nasıl bir maliyet baskısıyla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.

 

Her platformda diyoruz ki; rakiplerimizle eşit şartlarda üretim yapmak istiyoruz. Bugün geldiğimiz süreçte, kur maliyetine, faiz, enflasyon ve enerji maliyetleri de eklenmiş, üretimi sürdürmek oldukça güçleşmiştir.

 

Oysa ki, gerçek gündemimiz Sanayi 4.0 kapsamında daha fazla katma değerli ve ileri teknolojili üretim olması gerekirken, maalesef konjonktürel olarak bu derece bir maliyet baskısı altında üretim yapmamız bekleniyor. Ancak, yıllardır dile getirdiğim üzere “Üretim yoksa kalkınmak hayaldir.” sözünü bir kez daha yineliyor ve çıkış yolunun üretimin teşvik edilmesinde görüyorum. Bu bağlamda, imalatın ve üretimin teşvik edilmesinin ana gündem maddesi olması gerektiğine inanıyorum.

 

İçinde bulunduğumuz konjonktürde Sanayi 4.0’a ilişkin çalışmaları yeterli buluyor musunuz? Bu konuda EBSO’nun çalışmaları hangi aşamadadır?

Yaşadığımız sıkıntılara rağmen Sanayi 4.0 ikliminden uzaklaşmak gibi bir lüksümüz bulunmuyor. Bu denli hızlı bir teknolojik ilerleme karşısında bir anın dahi kaybedilmesi, telafisi zor ve maliyeti yüksek etkilere sebep oluyor. Bu bağlamda, uzun vadeli bir ele alımla Sanayi 4.0’ın ekonomimizin temel ekseni olması gerektiğini düşünüyorum. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’mızca açıklanan “Dijital Türkiye Yol Haritası” başlıklı raporu ile dijital ekonomi dönüşümü ve model fabrika kurulması ile ilgili diğer çalışmalar, konunun üst düzeyde ele alındığını göstermesi açısından sevindiricidir. Ama daha hızlı yol almamız gerektiği de bir gerçektir.

 

Ege Bölgesi Sanayi Odası olarak, 2015 yılından bu yana kesintisiz olarak Sanayi 4.0’ın takipçisi olduk ve oluşturduğumuz kamuoyu ile Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek çıkardığımız “Sanayi 4.0: Uyum Sağlayamayan Kaybedecek” yayını ile ülke genelinde farkındalık yaratmış olmaktan dolayı çok mutluyuz. Odamızda üyelerimizi bilgilendirmeye yönelik, toplantılar, sunumlar gerçekleştirdik.

 

Diğer taraftan, üye firmalarımızın Sanayi 4.0’a yönelik yaklaşımlarını ve yeterliliklerini ölçmek için “Sanayi 4.0 Eğilim Anketi” gerçekleştirdik. Odamız bünyesinde oluşturduğumuz Dijitalleşme Çalışma Grubu da Sanayi 4.0’a verdiğimiz önemi gösteren diğer detaylardır. Odamız, Sanayi 4.0’ın işyerlerinde uygulamalı olarak hayata geçirilmesi yönünde de çalışmalarını sürdürmektedir.

 

Ekonomik hedefleri de düşündüğümüzde Türkiye, eğitim sistemini nasıl şekillendirmelidir sizce?

Bizim Oda olarak, sanayinin dışında en çok konuştuğumuz, dile getirdiğimiz, öneri sunduğumuz konu eğitimdir. Çünkü sistemde yaşanan sorunlara yönelik uzun vadeli çözümler sunulmamaktadır. Oysa demografik penceremiz bizim en büyük fırsatımız diyoruz ama çocuklarımızı geleceğe hazırlayamıyoruz.

 

O nedenle, Sanayi 4.0’ı anlatırken Eğitim 4.0 kavramını getirdik ve dedik ki: çocuklarımızın küçük yaşlardan itibaren dijitalleşme-teknoloji odağında yetiştirilmesini ve sadece teorik bilgiyle sınırlı kalmayıp, mesleki ve teknik eğitimle uygulamaya da geçmelerini, üniversitelerde atıl bölümlerin kaldırılıp, geleceğe dönük mesleklere ilişkin bölümlerin açılmasını, kodlama eğitiminin anaokulundan itibaren zorunlu olmasını rapor olarak da, yayınımızda da kamuoyu ile paylaştık. Bununla birlikte, mesleki eğitimde yaşanan sorunlar ve işgücündeki arz-talep dengesizliğinden dolayı meslek liselerinin özel sektöre devrinin savunucusu olduk. Almanya’da, Avusturya’da benzer başarı modelleri de bizi haklı çıkarmaktadır.

 

Türkiye’deki toplumsal uzlaşma ve birlikteliğe ilişkin görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?

Toplumsal birlikteliğimizin bazı kötü niyetli odaklarca özellikle son yıllarda ciddi bir kutuplaşma içerisine itilmeye ve vatandaşlarımızın provoke edilmeye çabalandığını maalesef üzülerek gözlemliyoruz. Ekonomiden siyasete, eğitimden kültür sanata kadar farklı alanlarda insanlarımızın ayrıştırılmaya çalışılması, sonu şiddete kadar uzanan geri dönülmez bir sarmal yaratmaktadır. Tabii ki, jeopolitik açıdan yaşadığımız riskler, sınır coğrafyamızdaki sıkıntılar, mülteci meselesi, üst üste yaşanan seçimlerdeki rekabet ortamı, vb. faktörler de bu süreci körüklemiştir.

 

Ancak, her türlü zorluğa rağmen ülkemiz ve siyasilerimiz 15 Temmuz hain darbe girişimi gibi olaylar karşısında birlikteliğini koruyarak, ortak bir kararlılık sergileyebilmiştir. Nitekim geçmişte olduğu gibi günümüzde de her türlü zorluğun üstesinden gelmenin birincil adımı birlik ve beraberliğin korunmasına dayanmaktadır.

 

Dünyadaki giderek hız kazanan ticaret savaşlarına bakışınız nedir? Türkiye bu konuda nasıl bir yol izlemelidir?

ABD’nin TTIP anlaşmasından çekildiğini açıklamasıyla ve ardından Çin’le ticaretinde kısıtlamalara gitmesiyle başlayan bu sürecin kısa sürede diğer ülkeler nezdinde de yayılması ve bu ölçüde derinlik kazanması, adeta küresel bir savaş ortamını deneyimlememize sebep olmaktadır. Küresel ticaret hacmini ve ekonomik büyümeyi yavaşlatacak kadar derin bir etki yaratması öngörülen savaşlar, dünyanın tekrar içe kapalı ekonomik modele dönmesi gibi tehlikeleri de beraberinde getirmektedir. Ticari savaşların uzun yıllara yayılabileceği ve Dünya Ticaret Örgütü’nün işlevinin yenilenmesi gerekebileceği şeklindeki öngörüler, konunun düşünülenden çok daha ciddi yerlere gidebileceğini ortaya koyan bir diğer detaydır.

 

Ancak, ben küreselleşme ve bilgi iletişim teknolojilerinin bu denli hızla ilerlediği bir çağda, ticaret savaşlarının da fazla sürdürülebilir olmadığını düşünüyorum. Ticaret kısıtlamalarının artmasının uzun vadede hiçbir kazananı olmayacağı gibi, kaybedeni de çok olacaktır. Bu süreçte ülkemiz açısından da, küresel ekonomik liderlik ve ihracatımızı artırma yönündeki iddialı hedeflerimiz, ticaret savaşlarının karşısında durmamızı gerektirmektedir. Milli çıkarlarımız doğrultusunda elbette ülkemiz de kısıtlamalara, benzer kısıtlamalarla yanıt vermektedir ve vermeye de devam etmelidir. Diğer taraftan da, farklı ülke ve bölgelerle yeni serbest ticaret anlaşmaları yönünde girişimlerde bulunmamızın bu süreçte ülkemiz adına yeni fırsat ve kazanımlar yaratacağına inanıyorum.

 

Başta AB ile ilişkiler olmak üzere dış politikamızda nasıl bir değişim bekliyorsunuz?

Dış politikamızda, özellikle Batı dünyası ve AB ile olan ilişkilerimizde son yıllarda oldukça gergin bir dönem geçirilmektedir. Uluslararası ilişkilerdeki dengelerin oldukça kaygan bir zeminde bulunduğu ve jeopolitik risklerin bu denli arttığı bir konjonktürde, ülkemizin konumu itibariyle yaşadığı sıkıntılar, dış politikamıza da hızla sirayet ediyor ve ilişkiler kolaylıkla gerginleşebiliyor. Ancak,  ülkemizin başta ekonomik çıkarlarını düşünerek bu süreçte çok dikkatli ve özenli olması gerektiğini baştan beri ifade ediyoruz. Siyasetin ekonomiden ayrıştırılamadığı bir dönemde, söz konusu uzlaşı dilinin korunması, yatırımcıların ve yabancı sermayenin güveninin korunması bağlamında büyük önem taşımaktadır. Bu açıdan, son dönemde ülkemiz ile AB arasında karşılıklı olarak tekrar uzlaşı dilinin benimsenmesini ve ilişkilerin revize edilmesine yönelik açıklamaları memnuniyetle karşılıyoruz. AB ile olan ilişkilerimiz başta Gümrük Birliği Anlaşması’nın yenilenmesi ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi yönündeki girişimlerin, ivedilikle sürdürülmesini temenni ediyoruz.

 

Ancak, diğer taraftan ülkemizin sınır coğrafyasındaki yaşadığı gerginlikler başta olmak üzere, jeopolitik açıdan yüzleştiği riskler de Avrasya ile olan ilişkilerini de denge politikası düzleminde sürdürmesini zorunlu hale getiriyor.

 

Ege Bölgesinde sanayinin gelişimini ve sanayicinin performansını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bölgedeki sanayicinin gelişimi için öngördüğünüz hedefler nelerdir?

Ege Bölgemizi ve Bölgemizin lider kenti İzmir’i, her zaman ülkemiz ekonomi ve sanayisinin lokomotiflerinden olarak gördük. Bölgemizin yüzyıllar öncesine uzanan ticaret ve sermaye kültürü, bereketli topraklarından güç alan tarımsal zenginliği, Batı ile olan kuvvetli ilişkileri, geniş hinterland ağı ve zengin turistik değeri, sahip olduğumuz temel avantajlardır. İzmir’in imalat sanayisine yatırım yapan yabancı sermaye boyutunda ülkemizde lider konumda bulunması da, sanayi konusunda gördüğümüz ilgiyi gösteren bir diğer detaydır.

 

Bölgemiz sanayi performansımızın artırılması için ise, gelişmiş sanayi yapılarıyla ön plana çıkan Manisa, İzmir ve Denizli illerimizde başta teşvikler olmak üzere fırsat eşitliği yaratılmasını, bunun yanında iller arası işbirliği kültürünün ve kümelenme çalışmalarının geliştirilmesini uzun bir zamandır dile getiriyoruz. Bununla birlikte, sahip olduğumuz avantajlarla dijitalleşme ve Sanayi 4.0 çalışmalarına hız kazandırılması halinde de İzmir’in ve Bölgemizin önemli fırsatlar barındırdığını düşünüyorum.

 

EBSO’nun güncel projeleri hakkında bilgi verebilir misiniz?

Firmalarımızın kur, faiz, enflasyon, enerji zamlarından kaynaklanan maliyet artışları karşısında, faaliyetlerini kesintisiz idame ettirebilmeleri için TOBB, ilgili bakanlıklarımız ve ilgili bankalarımızın katılımı ile Nefes Kredisinin devamı niteliğinde Kobi destek kredisi yenilendi. Bu aşamada Odamız da söz konusu kredi için bütçe ayırarak, üyelerimizin aylık %1,85 faizle, 6 ay anapara ödemesiz, 18 ay vadeli kredi imkanından yararlanabilmesini sağlamaktadır.

 

Odamız 2015 yılından bu yana kesintisiz olarak Sanayi 4.0 konusunda farkındalık yaratmak amacıyla başladığı çalışmalarını, bugün İzmir’de gerçekleştirilecek olan Model Fabrika Projesi’nin bir ortağı olarak sürdürmek istemektedir. Şu anda çalışmalar devam etmektedir.

 

Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi kurulması ile ilgili Bakanlık tarafından çıkartılan yönetmelik sonrası, Oda olarak Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi kurulmasına yönelik bir düşüncemiz oluştu. Üniversitelerimiz, sektör temsilcileri ve tarım üzerine çalışmalarını yürüten kişiler ile birlikte konuyu değerlendirmek üzere ilk toplantımızı  31.01.2018 tarihinde gerçekleştirdik. Seçim sonrası Hükümetimizin talebi doğrultusunda 3 oda ortak çalışmalara başladık. İlk projemiz İzmir’de 3 odanın girişimi ile TDİOSB kurulması oldu.

 

Bugün geldiğimiz noktada, hayvancılık, çiçekçilik için de Tarıma Dayalı İhtisas OSB kurma projemiz oluştu. Borsa, İZTO, EİB de proje ortaklarımızdan. Henüz yer bulma aşamasındayız ama gerçekleştiği takdirde, İzmir için, ülkemiz için çok önemli bir açık kapatılmaya çalışılacak.