RÖPORTAJ — 1 Nisan 2021 at 20:45

MESBAŞ GENEL MÜDÜRÜ EDVAR MUM: “TİCARET HACMİMİZİ 3 MİLYAR DOLARA ÇIKARACAĞIZ”

MESBAŞ GENEL MÜDÜRÜ EDVAR MUM

TİCARET HACMİMİZİ 3 MİLYAR DOLARA ÇIKARACAĞIZ!

Yeni yatırım tahsis sürecini tamamladıklarını dile getiren MESBAŞ Genel Müdürü Edvar Mum, 2021 yılında 3 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşmayı hedeflediklerini söyledi.

Mersin’de 625 bin metrekaresi kapalı toplam 860 dönüm arazi üzerine kurulan, 301’i yerli 112’si yabancı olmak üzere toplamda 413 firmanın üretim ve ticaret yaptığı Mersin Serbest Bölgesi, 533 bin metrekarelik yeni yatırım alanları tahsis sürecini tamamladı. Yeni ruhsat alacak 25 firmanın 2021 yılında üretime başlaması ile birlikte bölgedeki toplam firma sayısı 438’e çıkacak. 2021 yılındaki ticaret hacmini yıllık 2,8 milyar dolar olarak hedeflediklerini dile getiren Mersin Serbest Bölge İşleticisi A.Ş. (MESBAŞ) Genel Müdürü Edvar Mum ile Mersin Serbest Bölgesi’nin hedeflerini ve serbest bölgelerin sıkıntılarını konuştuk.

Geçtiğimiz günlerde Dünya Gazetesi’ne verdiğiniz demeçte önemli konulara değindiniz. Kısaca orada konuşulanların ana temasını aktarabilir misiniz?

Türkiye’de 1985 yılında 3218 Sayılı Kanun çıkarılarak serbest bölgeler kurulmasının yasal temeli atılmış oldu. Bu kanun çerçevesinde belli hedefler tayin edildi. Türkiye’de istihdamın, yatırımın ve ihracata dönük faaliyetlerin artırılması ön plandaki hedeflerdi. Peki, bugüne kadar geçen süreçte ne oldu? Uygulamalar nasıl geçti? Dünya üzerinde serbest bölge modelleri ülkeler arasında dışa dönük bir modeldir. Serbest bölgeleri, sanayi bölgeleri ve benzeri yerler olarak düşünmemek gerekir. Çünkü burada yapılan faaliyetlerin hepsinin dışsal hedefe ulaşması gerekiyor. Zaman içerisinde serbest bölge modelleri çoğaldı. Serbest bölgeler, yabancı serbest bölgelerle rekabet edecek seviyede ve istikrarlı bir mevzuatla ve zaman içerisinde iyileştirmeler yaparak devam ettirilecek bir ekonomik modeldir. Dolayısıyla olaya bu gözle bakmamız gerektiğini her zaman savundum. Bunu neden söyleme ihtiyacı hissediyorum? Bugüne kadar bakanlıklar düzeyinde yaptığımız toplantılarda, ikili görüşmelerde serbest bölgelerin Türkiye’deki diğer uygulamalara rakip gibi gösterildiğini gördük. Bu çok yanlış… Türkiye’deki serbest bölgeler hiçbir zaman şahsa münhasır bölge değildir. Buradaki kriterlerine uyacak ve bu yönde hareket edecek her yerli, yabancı veya yerli-yabancı firma ortaklığı burada faaliyet gösterebilir. Dolayısıyla olaya böyle bakmak lazım.

Diğer yandan mevzuat istikrarının önemini vurgulamak isterim. Çünkü özellikle yabancı yatırımcılar bir yerde yatırım yaparken önlerindeki yol haritalarına bakarlar. “Hangi ülkede mevzuat düzgün uygulanır?” sorusunu sorarlar. Cevabın belirsiz olduğu yerlerde yatırım yapmazlar kesinlikle.

Peki, bu algı neden değişmiyor?

Organize sanayi bölgelerinin gücünü, bu ülkeye katkılarını hiçbir zaman küçümseyemeyiz ve devam etmelerini ve gelişmelerini isteriz. Ancak serbest bölgelere tanınan bazı vergi teşvikleri sebebiyle sanki ülke içerisindeki sanayicilere karşı haksız rekabet yapılıyor gibi bir algı yaratılmasını da doğru bulmuyoruz. Serbest bölgelerin dünyadaki gelişimine bakıldığında;  1800’lü yılların sonunda Avrupa’nın belli limanlarına taşınan ürünlerin iç bölgelere ulaştırılmasında yaşanan gümrük sorunlarının “Free Port” dediğimiz “serbest liman” modelini ortaya çıkardığını görüyoruz. Daha sonraki süreç içerisinde 1900’lü yılların başından sonra serbest ticaret imkanları ortaya koyulmuş. Daha sonra bu modele üretim faaliyetini de bağlamışlar. O zaman adına “free zone” (serbest bölge) demişler. Model biraz gelişmiş ve “export processing zone” dönemi başlamış. Bunu yapan tek bir ülke değil, birçok dünya ülkesi bunu uygulamış. Günümüze geldiğimizde ise bu modellerin kapsamı biraz daha genişletilerek ülke çapında “özel ekonomik bölge” kurulması sağlanmıştır. Bugün Çin’in ekonomik başarısının arkasında “Özel Ekonomik Bölge” modeli vardır. Özellikle son 10 yılda Latin Amerika ülkeleri inanılmaz bir çıkış yaptılar. Şimdi dünya bu modele yönelirken biz “Serbest bölgeler Türkiye içerisindeki sanayi bölgeleriyle rakip midir, değil midir?” diye uğraşıyoruz.  Dünya üzerinde 130’dan fazla ülkede 3 bin 500’e yakın serbest bölge var. Bu ülkelerden hiçbiri serbest bölgeleri kendi ülkeleri içerisinde rekabet etsin diye kurmadı.

Serbest bölgelerin ülke ekonomisi içinde etkisi ve önemi nedir?

Günümüzde Türkiye’deki 18 serbest bölgede 500’ü yabancı toplam 1.900 civarında firma vardır. Serbest bölgelerde yıllık ortalama ticaret hacmi 22 milyar dolardır. Bu bölgelerde doğrudan 80 bin, dolaylı olarak 100 bin kişilik istihdam sağlanmaktadır. Bu bölgelerde bulunan yerli ve yabancı firmalar üretimde kullandıkları hammaddeyi Türkiye’den alıyorlar. Başlangıçta bu hammadde daha çok yurt dışından geliyordu. Bu anlamda serbest bölgeler Türkiye’nin ihracat ve üretimine de katkı sağlıyor.

Türkiye’de yeni serbest bölgelerin kurulmasına ihtiyaç var mı, varsa kurulması için nasıl bir yol izlenmeli?

Türkiye’de ölçekleri birbirinden farklı 18 serbest bölge var. Her modelde de tercih edilen bazı özellikler ve kuruluş kriterleri vardır. Bu kriterler; kuruluş bölgesinin hinterlandındaki işgücü desteği, sınai ürün desteği, hizmet sektörü, dış ticaret tecrübesi, ulaşım imkânları vb. ölçütlerdir. Bu kriterler açısından Mersin Serbest Bölgesi doğru kararla kurulan bir serbest bölgedir. Dolayısıyla başarılı bir serbest bölge olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Özetle; eğer yeni bir serbest bölge, yukarıda sözünü ettiğim kriterlere uygun değilse kurulması bir anlam teşkil etmez. Belirtilen kriterlere uygun seçim yapılması ve bölge alan tercihi yapılırken, genişlemeye müsait alanların da bulunması gerekmektedir.

Serbest bölgeler özel girişim tarafından mı, kamu tarafından mı yoksa karma olarak mı kurulmalı sizce?

Şu anda dünya üzerinde değişik modeller var. Çok büyük araziler söz konusu olduğu zaman arazi tahsisine yönelik olarak Devlet desteğinin her zaman olması gerekiyor. Türkiye’deki ilk modelde serbest bölgeler Devlete ait alanlarda kuruldu. Daha sonra özel alanlarda da serbest bölge kurulması söz konusu oldu. Her iki modelde de başarılı uygulamalar söz konusudur.

MESBAŞ özelinde büyüme hedefinizde son durumu konuşalım biraz da…

Bugüne kadar sahip olduğumuz alanlarda genişlememizi yaptık ve büyüdük. Son olarak 533 bin metrekarelik yeni yatırım alanları tahsis sürecini tamamladık. Yeni ruhsat alacak 25 firmanın 2021 yılında üretime başlaması ile birlikte bölgemizdeki toplam firma sayısı 438’e çıkacak. Onun dışında Bölgemizin doğusunda yer alan 400 dönümlük özel şirket mülkiyetindeki alanı Bölgemize katıp daha da büyüme hedefimizi vardı. Ancak bu alana Özel Endüstri Bölgesi kapsamında petrokimya tesisi kurulmasına yönelik Cumhurbaşkanlığı kararı çıktı. Böyle olunca orada bizim bir yatırım yapma imkanımız kalmadı. Artık biz buradaki Hazine arazilerinde tarımsal faaliyetleri etkilemeyecek şekilde ikinci bir serbest bölge oluşturabilir miyiz diye çalışmalar yapıyoruz şu anda.

Peki, MESBAŞ pandemiyi nasıl karşıladı ve nasıl yönetti?

Pandeminin başlarında bütün piyasalar hem uluslararası hem ulusal düzeyde son derece olumsuz etkilendi. Serbest bölgemiz de çok olumsuz etkilendi bundan. Dolayısıyla ticaret hacmindeki yavaşlamalar, bazı firmaların sipariş iptalleri ve benzeri olumsuzluklarla karşı karşıya kalınan sıkıntılı bir süreç oluştu. Bizler de yönetsel olarak firmalarımıza destek vermeye çalıştık bu anlamda. Sonraki aylarda ve 2020 yılının ikinci yarısından itibaren yavaş yavaş toparlanma sürecine girildi.

Bizim unuttuğumuz sizin belirtmek istediğiniz son mesajınızı da almak isteriz…

Kurumların uyum içerisinde çalışması ve ortak akıl ortaya koymaları bir kent için çok önemlidir. Bunları yapabilirsek Mersin sosyal, ticari ve sınai olarak ileriye gidecektir. Şu anda içinde bulunduğumuz durum bunu biraz sağlıyor. Bundan sonraki süreçte de Mersin daha iyi seviyelerde olacaktır.