
TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) Yönetim Kurulu Başkanı Saim Özakalın; tarihi, kültürel zenginliği, stratejik konumu ve girişimcilik ruhuyla Erzurum’un yeniden bir kalkınma sürecinin eşiğinde olduğunu vurguluyor.
Başkan Özakalın, kentin sanayi, turizm, eğitim ve sağlık eksenlerinde şekillenen vizyonunu, yürütülen büyük ölçekli projeleri ve Erzurum’un artan yatırım potansiyelini Business News için değerlendirdi.
Erzurum, tarih boyunca İpek Yolu üzerinde yer alması, köklü geçmişi ve güçlü kültürel mirasıyla bölgenin en önemli ticaret ve üretim merkezlerinden biri olmuştur. Küresel ekonomik zorluklara ve bölgesel gelişmelere rağmen şehir, belirlediği dört temel öncelik doğrultusunda emin adımlarla ilerlemektedir: Sanayi, turizm, eğitim ve sağlık.
Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) Yönetim Kurulu Başkanı ve TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Saim Özakalın, kentin ekonomik yapısını, yatırım teşviklerini, göç dinamiklerini ve devam eden projeleri anlatarak Erzurum’un üretim, ticaret ve istihdam alanlarında yeniden yükseliş sürecine girdiğini ifade ediyor.
“ERZURUM, KADİM GELENEĞİNİ MODERN KALKINMA VİZYONUYLA BULUŞTURUYOR”
Sayın Başkan, öncelikle Erzurum’u sizden dinleyelim. Şehri nasıl tanımlarsınız?
Erzurum, tarih boyunca “kadim şehir” olarak anılmış, İpek Yolu üzerindeki konumuyla ticaretin en önemli merkezlerinden biri olmuştur. Saltuklu Devleti’ne başkentlik yapmış, Osmanlı döneminde ise bir uç beyliği olarak stratejik bir rol üstlenmiştir. Devlet geleneği güçlü, insanı güvenilir, vefalı ve merttir. Bu yönleriyle Erzurum, geçmişinden aldığı mirası bugün de onurla taşımaktadır.
Pandemiyle birlikte dünyada üretim, ticaret ve sanayi dengeleri yeniden şekillendi. Ardından gelen Rusya-Ukrayna savaşı bu değişimin etkilerini daha da derinleştirdi. 11 ilimizi etkileyen büyük deprem felaketi ise ülke ekonomisini derinden sarstı ve bu dalga, Erzurum’da da kısmen hissedildi.
Tüm bu küresel ve ulusal gelişmelere rağmen biz, Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası olarak, yıllar önce belirlediğimiz dört temel hedef doğrultusunda kararlılıkla ilerliyoruz:
Erzurum’un bir sanayi, turizm, eğitim ve sağlık kenti haline gelmesi...
Erzurum; tarihi, kültürel dokusu, doğal güzellikleri, sanat ve düşünce insanlarıyla Türkiye’nin her dönemine değer katmış, köklü şehir kimliğini bugün de güçlü biçimde korumaktadır.
“ERZURUM, TURİZMİ 12 AYA YAYABİLECEK ZENGİNLİĞE SAHİP”
Az önce birçok değerden bahsettiniz. Peki, kentin turizm potansiyelini dikkate aldığımızda, yılın 12 ayına yayılmasına yönelik sürdürülebilir bir politika var mı?
Elbette var. Henüz arzu ettiğimiz seviyeye ulaşamamış olsak da Erzurum’da kültür, inanç ve doğa turizmini belli bir noktaya taşıdık. Turizmde sürdürülebilirliğin temel şartı çeşitliliktir. Yalnızca tek bir alana dayanan şehirler, uzun vadede turizm potansiyellerini koruyamıyor. Erzurum bu anlamda ciddi bir zenginliğe sahip. Kış turizmine ek olarak yüksek irtifa kamp merkezlerine gelen futbol başta olmak üzere bir çok spor klübü liglerine bu kamp merkezlerinde hazırlanıyor.
Sayın Recep Akdağ’ın Sağlık Bakanlığı döneminde şehrimize önemli sağlık yatırımları kazandırıldı.
Bugün geldiğimiz noktada, Erzurum yalnızca ülkemizin farklı şehirlerinden değil, aynı zamanda yurtdışından da sağlık hizmeti almak üzere ziyaretçileri ağırlıyor. Bu durum, şehrimizin sağlık turizmi alanındaki yükselen potansiyelini açıkça ortaya koyuyor. Biz de bu süreci desteklemek, çeşitlendirmek ve geliştirmek adına çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz.
“TARIM VE HAYVANCILIK, ERZURUM’UN GENETİK KODLARINDA VAR”
İnsanlar neden tarım ve hayvancılıktan uzaklaştı sizce?
Cumhuriyetin ilk yıllarında Erzurum, ülkemizin hayvancılıkta en güçlü illerinden biriydi.
O dönemde ihraç edilen hayvan oranı yüzde 10 seviyesindeydi; Erzurum’dan Rusya, Ukrayna ve hatta Uzak Doğu’ya kadar ihracat yapılırdı. Ancak son yıllarda bu alandaki cazibe maalesef azaldı.
Oysa Erzurum ve çevresi, geniş coğrafyasıyla çok büyük bir potansiyele sahip. Türkiye’deki meraların yaklaşık %12’si bu bölgede yer alıyor. Bu çok ciddi bir avantaj. Ancak tarım ve hayvancılık politikalarında yaşanan değişimler, insanımızı bu sektörlerden bir miktar uzaklaştırdı. Oysa bu alanlarda faaliyet gösterenlerin büyük bölümü aile işletmeleridir; onları desteklemek, korumak ve üretimde tutmak ülkemiz açısından stratejik bir öneme sahiptir.
Son yıllarda gıda arzının ne kadar kritik bir konu haline geldiğini hep birlikte gördük. Bu nedenle Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası olarak, bu alandaki üretimi güçlendirmek amacıyla Tarım ve Hayvancılık İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’ni kurduk. Yaklaşık 3 milyon 700 bin metrekarelik bir alanda hayata geçirdiğimiz bu proje için müteşebbis heyetimizi oluşturduk, teklifleri topladık ve süreci planlı bir şekilde yürütüyoruz.
Bugün Erzurum, büyükbaş hayvan varlığı bakımından Türkiye’de Konya’dan sonra ikinci sırada yer alıyor. Ancak burada yetiştirilen hayvanlar çoğu zaman canlı veya karkas olarak satılıyor; katma değer başka şehirlerde, başka markalar üzerinden oluşuyor. Bizim amacımız, üretimden elde edilen değerin Erzurum’da kalmasını sağlamak. İşte bu nedenle Tarım İhtisas OSB projemiz, şehrimiz adına son derece stratejik bir öneme sahip. Bu çalışmalarla Erzurum’u, tarım ve hayvancılıkta yeniden öncü şehirlerden biri haline getireceğiz.
“ERZURUM, SANAYİDE BÖLGESEL ÜRETİM ÜSSÜ OLMA YOLUNDA”
Erzurum’daki Organize Sanayi Bölgeleri ve Teşviklerin Belirleyici Rolü…
Erzurum, sanayi yapılanması açısından son yıllarda dikkat çekici bir ivme yakalamış durumda. Ancak bu ivmenin sürdürülebilir hale gelmesinde belirleyici unsur, devletin sağladığı güçlü ve istikrarlı teşvik mekanizmalarıdır. Yatırım ortamında kamu desteği yeterince güçlü değilse, ne kadar çaba gösterilirse gösterilsin girişimciyi bölgeye çekmek kolay olmuyor. Bu nedenle devlet teşvikleri, üretim altyapısının kurulması ve yatırımcının güven duygusunun tesis edilmesi açısından hayati bir işlev görüyor.
Erzurum bu bakımdan önemli bir avantaja sahip. Kentteki tüm Organize Sanayi Bölgeleri (OSB’ler), 6. Bölge Teşvikleri kapsamında yer alıyor. Bu durum; vergi muafiyetlerinden sigorta primi desteklerine kadar geniş bir yelpazede yatırımcıya ciddi avantajlar sağlıyor. Devletin bu güçlü destek sistemi, Erzurum’u Doğu Anadolu’da üretim için cazip bir merkez haline getiriyor.
Kümelenme Yaklaşımı ve Yerel Sanayi Dinamikleri…
Kümelenme, gelişmiş sanayi ekosistemlerinde sinerji yaratabilen önemli bir modeldir. Ancak sanayisi yeni gelişen illerde, bu yaklaşım her zaman istenen sonucu doğurmayabilir. Çünkü henüz ölçek ekonomisini yakalayamamış, tedarik zinciri olgunlaşmamış bölgelerde, kümelenme çoğu zaman verimlilikten çok bağımlılık yaratabilir. Bu nedenle Erzurum gibi üretim altyapısını güçlendirme sürecinde olan şehirlerde, karma OSB modeli daha doğru bir zemin oluşturur. Farklı sektörlerin aynı alanda faaliyet göstermesi; yatırım riskini dağıtır, istihdam çeşitliliği sağlar ve bölgeye daha geniş bir yatırım profili kazandırır.
Erzurum OSB’lerinde Büyüme Perspektifi…
Erzurum’daki 1. Organize Sanayi Bölgesi, 126 hektarlık yani yaklaşık 1 milyon 260 bin metrekarelik bir alana sahip. Ancak zaman içinde hak sahipliklerinin tamamlanmasıyla, üretim odaklı karakterinden kısmen uzaklaşmış durumda. Buna karşılık 2. Organize Sanayi Bölgesi, 152 hektarlık (1 milyon 520 bin metrekare) bir alana kurulmuş olup sadece bir yıl içinde tamamen doluluk oranına ulaşmıştır. Bu hızlı doluluk, bölgeye duyulan yatırım iştahının somut göstergesidir. Şu anda öncelikli gündemimiz, 2. OSB’nin yaklaşık 1 milyon metrekarelik ek alanla genişletilmesidir. Bu süreçte Büyükşehir Belediyemizle yakın koordinasyon yürütülmektedir. Nihai hedef, genişlemeyi tamamlayarak Erzurum’un toplamda 5,5 milyon metrekarelik üretim alanına ulaşmasıdır.
“SANAYİ, İSTİHDAM VE İHRACATIN TEMEL DİNAMİĞİ”
Erzurum’daki organize sanayi bölgeleri yalnızca üretim merkezleri değil; aynı zamanda istihdam, ihracat ve yerel kalkınmanın çekim noktalarıdır. Her yeni fabrika, hem kent ekonomisine hem de bölgesel ticaret ekosistemine önemli katkı sağlıyor. Bu yatırımlar sayesinde Erzurum’un sanayi altyapısı güçlenirken, genç nüfus için yeni istihdam alanları da oluşuyor. Amacımız, bu potansiyeli daha da geliştirerek Erzurum’u bölgesel bir üretim üssü haline getirmek.
“İHTİSAS OSB’LER, VERİMLİLİK VE KATMA DEĞERİN ANAHTARIDIR”
İhtisas OSB’ler konusunda farklı görüşler var. Siz bu yapıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Aslında mesele, ihtisas OSB’lerin uygun olup olmaması değil; bu yapıların nasıl planlandığı ve hangi amaca hizmet ettiğidir. Doğru bir vizyonla, bölgenin potansiyeline uygun temelde kurgulanan ihtisas OSB’ler; üretimi, verimliliği ve markalaşmayı aynı anda destekleyen güçlü modellerdir. Biz de Erzurum’da tarım ve hayvancılığa dayalı bir İhtisas OSB kurarken bu anlayışla hareket ettik.
Erzurum, Türkiye’nin mera varlığının yaklaşık %12’sine sahip, geniş tarım arazileri ve güçlü hayvancılık geleneğiyle bu alanda doğal bir merkez konumunda. Dolayısıyla burada kurulacak bir Tarım İhtisas OSB, yalnızca üretim kapasitesini değil; katma değerli ürün geliştirme, markalaşma ve ihracatı da destekleyecek bir altyapı sunacaktır.
Bizim amacımız sanayiyi zorlamak ya da yönlendirmek değil; zaten güçlü olduğumuz bir sektörü daha organize, daha verimli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturmaktır. Erzurum Tarım ve Hayvancılık İhtisas OSB’yi bu yaklaşımla planladık.
Üretimden markalaşmaya uzanan entegre model…
Bu OSB, klasik sanayi bölgelerinden farklı olarak; üretimden işleme, markalaşmadan lojistiğe kadar tüm zinciri kapsayan entegre bir model olarak tasarlandı. Hedefimiz, dışarıya yalnızca hammadde değil, işlenmiş ürün göndermek. Böylece her bir ürünün veya hayvanın katma değeri Erzurum’da kalacak. Ayrıca ihtisas OSB’miz yalnızca üretim alanı değil; AR-GE, eğitim ve teknoloji transferiyle desteklenen bir merkez olacak. Tarım ve hayvancılıkla uğraşan aile işletmelerinin bilgiye, modern üretim tekniklerine ve pazara erişimini kolaylaştıracağız.
Kısacası Erzurum’daki bu model, yalnızca bölgesel değil, ulusal ölçekte örnek alınabilecek bir tarım ihtisas OSB olacaktır. Çünkü bu topraklar yüzyıllardır üretimin, emeğin ve bereketin merkezidir. Bizim hedefimiz, bu potansiyeli 21. yüzyılın koşullarına uygun biçimde yeniden canlandırmak.
“ÇİN’İN KUŞAK-YOLU PROJESİNİN STRATEJİK MERKEZİNDEYİZ”
Erzurum’un 6. Bölge teşvikleri kapsamında olması yatırımcı için önemli bir avantaj. Ancak yatırımcılar lojistik maliyetlerini de dikkate alıyor. Bu konuda neler söylersiniz?
Erzurum’un 6. Bölge Teşvikleri kapsamında yer alması, yatırımcılar için büyük bir cazibe oluşturuyor. Elbette teşvikler tek başına yeterli değil; yatırımcılar aynı zamanda lojistik maliyetlerini ve tedarik zinciri güvenliğini de dikkate alıyor.
Sayın Cumhurbaşkanımızın özellikle üzerinde durduğu konulardan biri, OSB’lerin demiryolu bağlantılarının güçlendirilmesi ve üretim bölgelerinin limanlarla entegre edilmesidir. Çünkü şehre gelen hammadde bir şekilde mamule dönüşüyor ve bu ürünün pazara güvenli biçimde ulaşması gerekiyor. Üretim kalitesi ve sürekliliği sağlandığında bu süreç kendiliğinden istikrarlı hale geliyor.
Erzurum’un lojistik avantajı oldukça yüksek. Şehri merkez kabul edip 250 kilometrelik bir yarıçap çizdiğinizde, tam sekiz sınır kapısına erişim mümkün. Bu durum, yatırımcılar için hem hesaplanabilir hem de güvenli bir lojistik altyapı anlamına geliyor.
Erzurum’da sadece hafif sanayi değil, ağır sanayi yatırımları da gerçekleştiriliyor. Dahası, şehir “Asrın Projesi” olarak adlandırılan Çin’in Kuşak-Yolu Projesinin stratejik merkezlerinden biri konumunda. Bugün, lojistik imkânlar geçmişe kıyasla çok daha gelişmiş durumda. Bu da yatırımcıların dikkatini Erzurum’a yöneltiyor.
“ERZURUM’DA İŞSİZLİK TÜRKİYE ORTALAMASININ ALTINDA”
Erzurum’da işsizlik oranı ne durumda?
Erzurum’daki işsizlik oranı, Türkiye ortalamasının altında seyrediyor. Son dönemde gerçekleştirilen yatırımlar, şehre yeni iş alanları kazandırdı. Özellikle çağrı merkezi sektörü bu gelişmenin en somut örneklerinden biri.
Bugün Erzurum, ülke genelinde çağrı merkezi alanında önemli bir üs haline geldi. Ulusal bir firmanın faaliyet gösterdiği merkezimizin yanında, Bakanlık destekli yeni projeler de yürütülüyor. Yıl sonuna kadar bin kişilik yeni bir çağrı merkezi daha hizmete girecek. Ayrıca tekstil sektörü de ciddi bir ivme kazandı; bu alanda deneyimli marka firmaların Erzurum’daki yatırımları devam ediyor.
“SÜRDÜRÜLEBİLİR EKONOMİ, DOĞRU PLANLAMA VE İLETİŞİMLE MÜMKÜNDÜR”
Sizce Türkiye, sürdürülebilir bir ekonomi modeline nasıl geçebilir?
Sürdürülebilir bir ekonomi inşa etmek için dünyayı izlemek, başarılı örnekleri incelemek ve bu deneyimlerden doğru dersler çıkarmak gerekir. Türkiye’nin birçok avantajı var; geçmişte işçilik, enerji ve girdi maliyetleri büyük bir rekabet üstünlüğü sağlıyordu. Ancak bugün, işçilik maliyetleri Avrupa ortalamasına yaklaştı ve yaklaşık 1.400 dolar seviyesine ulaştı. Dolayısıyla yatırımcılar bu yeni koşulları dikkatle değerlendiriyor.
Bürokrasi ile iş dünyası arasındaki doğrudan iletişim son derece kritik. Karar vericilerin, sahadaki aktörlerin görüşlerini duyması, sorunları doğrudan dinlemesi gerekiyor. Yakın zamanda gerçekleştirilen 2030 Yerel Kalkınma Hamlesi toplantısı, bu açıdan güzel bir örnekti.
Türkiye, her bölgesiyle kendine özgü değerlere sahip bir ülke. Bu potansiyelin ortaya çıkarılması, zorlamayla değil, doğru fizibilite ve planlama ile mümkündür. Biz Erzurum olarak bu yaklaşımı benimsedik ve söz konusu projeyi doğru bir adım olarak görüyoruz. Bölgemize sağlanan üst düzey teşvikler de bu süreci güçlü biçimde destekliyor.
