
Durak’ın yalnızca kaliteli iplik üreten bir şirket olarak bilinmesini yeterli bulmadıklarını söyleyen Durak Tekstil Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Yiğit Durak; “Teknolojisiyle, tasarıma bakışıyla, kültürüyle, fikirleriyle ve zaman içinde oluşturduğu kendine özgü dünyayla hatırlanan bir ‘Durak’ yaratarak iplikten beklenenin ötesine geçmek istiyoruz” dedi.
Durak Tekstil Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Yiğit Durak, tekstilde farklılaşmanın yalnızca ürün üzerinden değerlendirilemeyeceğini, marka algısının daha geniş bir çerçevede ele alınması gerektiğini düşünüyor. Teknoloji ve Ar-Ge’nin yanında sanat, tasarım ve kültürün de markaların geleceğinde önemli bir yeri olduğuna dikkat çeken Durak, “Kalite bizim için tartışılmaz bir temel. Ancak bugün asıl soru, bunun üzerine ne koyduğunuz” diyor.
Son dönemde üzerinde çalıştığınız projelerin arkasında nasıl bir düşünce var?
Uzun yıllardır endüstriyel ürünlerde rekabet ağırlıklı olarak fiyat, kalite ve servis üzerinden değerlendiriliyor. Bunların hepsi elbette vazgeçilmez. Ama belirli bir seviyeden sonra herkes aynı kavramlarla konuşmaya başlıyor ve farklılaşmak giderek zorlaşıyor.
Durak olarak biz biraz sonrasıyla ilgileniyoruz. “Bir markayı veya ürünü diğerinden ayıran başka neler olabilir? İnsan neden bir markayı hatırlar, onunla nasıl bağ kurar?” gibi standart üretimin ötesine geçen sorular soruyor ve kendi cevaplarımızı arıyoruz.
Son dönemde yaptığımız iki çalışma aslında bu yaklaşımımızı güzel anlatıyor. Sanat ve sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarıyla tanınan Deniz Sağdıç’la bir iş birliği gerçekleştirdik. Sağdıç, boyahanemizin arşivlerinde yıllardır saklanan ve artık geri dönüşüme ayrılmış malzemeleri kullanarak geri dönüşüm ve doğa üzerine bir eser üretti. Daha önce üretimin bir parçası olan malzeme, bu kez bir sanat eserinin parçası olarak karşımıza çıktı.
Bir diğer projemiz ise Da Poet’le gerçekleştirdiğimiz “Fibersonic Pulse” oldu. Fabrikamızdaki makinelerin ve üretim süreçlerinin gerçek seslerini kaydederek bu seslerden Durak’a özgü bir müzik eseri oluşturdu. Bildiğimiz kadarıyla, endüstriyel bir marka olarak kendi üretim seslerinden oluşturulmuş özgün bir müzik eserine sahip dünyadaki ilk örneklerden biriyiz. Bir anlamda Durak kendi “sesine” sahip çıktı ve bunu dünyayla paylaştı.
Endüstriyel dünyamıza kendi bakış açılarıyla bambaşka anlamlar kazandıran Deniz Sağdıç ve Da Poet’e ayrıca teşekkür etmek isterim. Bu iki çalışma, bundan sonra yapabileceklerimiz konusunda bize hem ilham hem de cesaret verdi.
Bu bakış açısıyla müşteriye yaklaşımınız değişti mi?
Aslında müşterilerimizi yalnızca satın alma işlemini gerçekleştiren kişi veya kurumlar olarak görmüyoruz. Tedarik zinciri içinde karşılıklı etkileşim içinde olduğumuz iş ortaklarımız olarak görüyoruz.
Bizim iplik tedarik ettiğimiz üreticiler de çoğunlukla nihai tüketiciye ulaşan daha geniş bir üretim sürecinin parçası. Dolayısıyla üreticiden tüketiciye giden tek yönlü bir yapıdan çok, farklı paydaşların birbirini etkilediği bir sistemden söz ediyoruz.
Yurt dışındaki ziyaretlerimde bunu daha net görmeye başladım. Bir satın almacı, mühendis veya tasarımcı aynı ürüne baktığında farklı şeyler görebiliyor. Bu da müşteriyi anlamanın yalnızca “Ne istiyor?” sorusuna cevap vermekten daha geniş bir konu olduğunu gösteriyor.
Biz görüşmelerimizde “Birlikte neler yapabiliriz?” sorusunu daha fazla sormaya çalışıyoruz. Çünkü bazen yeni bir fikir, tam da bu farklı bakışların karşılaşmasından doğuyor.
Sanatın Durak’ın son dönem çalışmalarında daha fazla yer aldığını görüyoruz. Bunun nedeni nedir?
Sanatı bir pazarlama yöntemi veya kampanya biçimi olarak görmüyoruz. Bizi ilgilendiren tarafı, başka türlü anlatılması zor olan şeyleri anlatabilmesi.
Şöyle açıklayabilirim: Hepimiz hayatımızda farklı “şapkalar” takıyoruz. İş insanı, mühendis, tasarımcı, yönetici ya da tüketici olduğumuzda önceliklerimiz ve kararlarımız değişebiliyor. Sanat ise bütün bu şapkaların altında ortak kalabilen alanlardan biri.
Teknik bir özelliği sayfalarca katalogla anlatabilirsiniz. Ama bir düşünceyi, hissi veya dünyaya nasıl baktığınızı aynı yöntemle anlatmak her zaman mümkün değil.
Sanat bize başka bir dil sunuyor. Biz de bu yeni dili konuşmaktan büyük keyif alıyoruz.
Pazarlamaya bakışınızın temel noktaları nelerdir?
Pazarlamayı yalnızca reklam ve tanıtımla sınırlı görmüyoruz. Bir markanın ürünü, geçmişi, geliştirdiği teknoloji, anlattığı hikâye ve ilişki kurduğu kültür birbirinden bağımsız değil.
Bunların bütünü zaman içinde o markanın nasıl algılandığını oluşturuyor. Bizim ilgilendiğimiz şey de biraz bu bütünlük.
Durak’ın pazarlama çalışmalarında da marka hikâyemizin, yarattığımız farkındalığın ve katma değerin aynı bütüne hizmet etmesini önemsiyoruz.
İnovasyonu nasıl tanımlıyorsunuz?
İnovasyon kelimesinin bugün çok kolay ve sık kullanıldığını düşünüyorum. Yeni görünen her şey gerçekten “yeni” olmayabilir.
Bizim için önemli olan bir çalışmanın ne kadar teknolojik göründüğünden çok, hangi problemi çözdüğü veya hangi alışkanlığı değiştirdiği.
Bazen gerçek yenilik, herkesin doğru kabul ettiği bir şeyi yeniden sorgulamakla başlıyor. Paradigmayı değiştiren, oyunu yeniden kuran fikirleri gerçek inovasyon olarak görüyorum.
“İplikten beklenenin ötesine geçmek” tam olarak bunu mu ifade ediyor?
Bir anlamda evet. Kaliteli iplik üretmek zaten bizim temel işimiz. İplik doğru dikmeli, dayanıklı olmalı ve kendisinden beklenen performansı göstermeli. Bunlar farklılaşma değil, işimizin gereği.
Beklentinin ötesine geçebilmek için önce beklentinin ne olduğunu doğru anlamak gerekiyor. Önce sizden bekleneni eksiksiz yerine getirmelisiniz. Asıl soru bundan sonra başlıyor: Bunun üzerine daha ne koyabiliriz?
Bizim ilgilendiğimiz ve üzerine eğildiğimiz nokta da tam olarak burası: İplik başka ne olabilir?
Bu sorunun tek bir cevabı yok. Bazen teknolojiye, bazen tasarıma, bazen doğaya, bazen de hiç beklemediğiniz başka bir alana götürebiliyor. Çünkü farklı insanlar ve sektörler aynı iplikten çok farklı şeyler bekleyebiliyor.
“İplikten beklenenin ötesi” derken kastettiğimiz de biraz bu: Önce beklentiyi anlamak, sonra onun ötesinde ne yaratabileceğimizi düşünmek.
Morphose bu düşüncenin ilk örneklerinden biriydi sanırım.
Evet. 2022 yılında sergilediğimiz Morphose bizim için önemli sanatsal çalışmalardan biriydi. Metamorfozdan, yani dönüşümden yola çıkmıştık. Bir tırtılın kendi ürettiği lifle kozasını oluşturması ve ardından dönüşmesi fikri vardı.
Sanatçı Özgür Özcan’ın string art tekniğiyle ürettiği üç boyutlu eser, ahşap çerçeveleri dışında tamamen ipliklerden oluşuyordu. Çalışmada toplam 18.720 metre, 97 farklı renkte iplik kullanıldı.
Bizim açımızdan önemli olan, ipliğin burada yalnızca sergilenen bir ürün değil, anlatmak istediğimiz fikrin bir parçası olmasıydı.
Morphose daha sonra birçok etkinlik ve fuarda sergilendi ve büyük ilgi gördü. Bu ilgi bizim için önemliydi. Çünkü insanların ipliği alıştıkları bağlamın dışında görmeye açık olduklarını gösterdi.
Tekstil ile sanat arasında nasıl bir ilişki görüyorsunuz?
İplik insanlık tarihinin en eski malzemelerinden biri ve yalnızca işlevsel değil, kültürel bir karşılığı da var. Bu nedenle ona sadece endüstriyel bir ürün olarak bakmanın eksik olduğunu düşünüyorum.
İnsanın örtünme ihtiyacıyla başlayan tekstil hikâyesinde işlev ve estetik binlerce yıldır iç içe. Geleneksel giysilerdeki motiflerden günümüz tekstil sanatına kadar bunun sayısız örneğini görüyoruz.
Beni asıl ilgilendiren ise farklı disiplinlerin aynı malzemede farklı şeyler görebilmesi. Bir mühendis, sanatçı veya tasarımcı aynı ipliğe baktığında bambaşka sorular sorabiliyor.
Yeni fikirler de bazen tam olarak bu farklı bakışların kesiştiği yerde ortaya çıkıyor.
Fabrikada farklı bir sergi veya deneyim alanı oluşturma düşünceniz de var mı?
Evet, üzerinde çalıştığımız projelerden biri bu. Fabrika bizim için yalnızca üretimin gerçekleştiği fiziksel bir alan değil; Durak’ın geçmişini, bugününü ve geleceğe bakışını anlatabileceğimiz güçlü bir mekân.
Sanat, tasarım, teknoloji ve tekstilin bir arada olduğu farklı bir deneyim üzerinde çalışıyoruz. Ancak detaylarını paylaşmak için henüz erken. Proje son şeklini aldığında sektörle ve kamuoyuyla paylaşacağız.
Bir tarafta Ar-Ge, diğer tarafta sanat, müzik, tarih ve farklı projeler var. Bunları birbirine bağlayan şey ne?
Bunlar farklı alanlar gibi görünse de ben birbirlerinden çok ayrı olduklarını düşünmüyorum.
Doğada gördüğünüz bir yapı teknik bir ürün fikrine, bir sanat eseri başka bir bakış açısına, geçmişte yapılmış bir çalışma gelecekle ilgili yeni bir soruya dönüşebiliyor.
Biz biraz bu görünmeyen bağlantılarla ilgileniyoruz.
Belki yaptığımız işlerin ortak noktası da bu: Birbirinden bağımsız görünen şeyler arasında yeni ilişkiler kurmak. İpliğin yaptığı gibi, farklı fikirler ve dünyalar arasında bağlar kurmaya çalışıyoruz.
Uzun vadede nasıl bir Durak hayal ediyorsunuz?
Durak’ın yalnızca kaliteli iplik üreten bir şirket olarak bilinmesini yeterli bulmuyoruz. Kaliteli üretim geçmişte olduğu gibi gelecekte de temelimiz olacak. Ama bir markanın bundan daha fazlasını ifade edebileceğine inanıyoruz.
Teknolojisiyle, tasarıma bakışıyla, kültürüyle, fikirleriyle ve zaman içinde oluşturduğu kendine özgü dünyayla hatırlanan bir Durak yaratmak istiyoruz.
Marka kültürü ve kurumsal kimlik bir kampanyayla oluşmuyor. Yıllar boyunca yaptığınız işlerin üst üste birikmesiyle ortaya çıkıyor. 50 yılı aşan geçmişimizden aldığımız güçle bugün bu parçaları bir araya getirerek geleceğin Durak’ını oluşturmaya çalışıyoruz.
Uzun vadede insanların Durak’ı yalnızca ürettiği iplikle değil, iplik hakkında düşündükleriyle de tanımalarını istiyoruz.
