
Türkiye’nin Avrupa’ya açılan en önemli kapılarından biri olan Edirne, tarih boyunca taşıdığı stratejik konumunu bugün yeni bir ekonomik hikâyeye dönüştürmeye hazırlanıyor. Bir tarafta Bulgaristan ve Yunanistan ile kurduğu güçlü ticari ve sosyal bağlar, diğer tarafta tarımsal üretim gücü, tarihi mirası ve giderek büyüyen gastronomi ve turizm potansiyeli, kentin gelecek vizyonunun temelini oluşturuyor.
Avrupa’ya açılan stratejik konumu, güçlü tarımsal üretimi, hareketli sınır ticareti ve köklü tarihiyle Edirne, ekonomik ve sosyal açıdan yeni bir dönemin eşiğinde. Edirne Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı H. Sezai Irmak, turizmden gastronomiye, tarımdan sanayiye uzanan kentin mevcut potansiyelini ve hızlı trenle birlikte şekillenecek yeni büyüme sürecini değerlendirerek Edirne’nin gelecek vizyonuna ışık tutuyor.
Edirne Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı H. Sezai Irmak ile Edirne’nin geçmişten bugüne ekonomik dönüşümünü; ticaret ve sanayinin mevcut durumunu, Balkanlarla kurulan ekonomik ilişkiyi, gastronomi ve turizmdeki potansiyeli, istihdam ve nitelikli iş gücü sorununu, tarım ve hayvancılığın geleceğini ve hızlı trenle birlikte şekillenecek yeni Edirne vizyonunu ele aldık. Sezai Irmak’ın ortaya koyduğu tablo, kentin yeni bir kimlik arayışından çok, yıllardır sahip olduğu ancak yeterince görünür kılamadığı değerleri ortaya çıkarma sürecinde olduğunu gösteriyor.
Öncelikle, kentin sanayi ve ticareti ile ilgili neler söylemek istersiniz?
1970’li yıllarda sağlanan teşviklerle Edirne’ye önemli tekstil yatırımları geldi. Kilim Mensucat’ın fabrikaları, Meriç Tekstil ve döneminin en kaliteli ipliklerini üreten fabrikalar bunların arasındaydı. Edirne’de üretilen iplikler Denizli’den Bursa’ya kadar Türkiye’nin önemli dokuma merkezlerine gönderiliyordu. Ancak zaman içerisinde bu işletmelerin bir kısmı kapandı veya faaliyetlerini sonlandırdı. Sonrasında Edirne çok büyük sanayi yatırımları alamadı. Bunda sınır kenti olmasının önemli bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Fakat artık dünya değişti. Günümüzde savaşların biçimi bile farklılaştı. Dolayısıyla İstanbul’a, İzmir’e veya başka bir şehre yatırım yapmakla Edirne’ye yatırım yapmak arasında geçmişte düşünüldüğü kadar büyük bir risk farkı yok. Hatta Edirne bugün Avrupa’ya açılan kapı olması nedeniyle lojistik açıdan son derece avantajlı.
Edirne, sınır kenti olması nedeniyle yatırımlar açısından uzun yıllar geri planda kalmış bir şehir. Geçmişte savaşların ve sınırda olmanın yarattığı endişeler bunda oldukça etkili olmuş. İkinci Dünya Savaşı yıllarında kentin nüfusunun 30 binlere kadar düştüğünü biliyoruz. İnsanlar savaş korkusuyla İstanbul’a ve Anadolu’nun iç kesimlerine göç etmiş; bir kısmı daha sonra geri dönse de önemli bir bölümü gittikleri yerlerde kalmış. Ancak özellikle son 20-30 yılda Edirne önemli bir değişim gösterdi. Bugün Edirne’yi tarım, turizm ve ticaret kenti olarak tanımlayabiliriz. Sanayimiz de var ancak bana göre Edirne’nin asıl gücü sahip olduğu konum, tarımsal potansiyel, turizm ve sınır ticaretidir. Son dönemde Uzunköprü, İpsala ve Keşan’da yeni organize sanayi bölgelerinin hayata geçirilmesine yönelik çalışmalar da kentin ekonomik gelişimi açısından önemli.
“EDİRNE’NİN GELECEĞİNİ AĞIR SANAYİ ÜZERİNDEN KURMAMALIYIZ”
Edirne Organize Sanayi Bölgesi’nin konumu zaman zaman eleştiriliyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Mevcut organize sanayi bölgemizin lokasyonunun çok doğru olduğunu düşünmüyorum. Şehre uzak ve sosyal yaşamdan kopuk bir noktada bulunuyor. Özellikle nitelikli ve beyaz yakalı çalışanlar açısından ulaşım, eğitim ve sosyal yaşam önemli kriterler. İnsanlar yalnızca çalışacakları fabrikaya değil, yaşayacakları şehre de bakıyor. Ancak sonuçta elimizde mevcut bir yatırım var ve bize düşen bunu daha iyi hale getirmek. OSB’ye yaklaşık 1.500 dönümlük ilave alan kazandırıldı ve büyüme devam ediyor. Burada benim tercihim ağır ve bacalı sanayiden ziyade çevreye zarar vermeyen, orta ve hafif ölçekli sanayinin gelişmesi yönünde. Edirne’nin geleceğini ağır sanayi üzerinden kurmamamız gerektiğine inanıyorum.
Edirne’nin ekonomik geleceğinde ticaret ve turizmi sanayiden daha öncelikli görüyorsunuz galiba…
Kesinlikle. Ben Edirne’nin ağırlıklı olarak turizm ve ticaret kenti olmasını istiyorum. Sanayi elbette olsun fakat ağır sanayiye dönüşmesin. Çünkü bizim çok önemli başka avantajlarımız var. Balkan ülkelerinden Edirne’ye ciddi bir ziyaretçi hareketliliği bulunuyor. Özellikle Bulgaristan ve Yunanistan’dan gelen ziyaretçiler kent ekonomisine önemli katkı sağlıyor. Gurbetçi sezonu dışında, özellikle 15 Eylül’den itibaren bazı dönemlerde günde 25-30 otobüsün şehre geldiğini görüyoruz. İnsanlar alışveriş yapıyor, restoranlara gidiyor ve esnafımızdan ürün satın alıyor. Böylece şehre sürekli taze para girişi oluyor ve ekonomi canlı kalıyor.
Ramazan döneminde de inanç turizmi açısından çok güçlü bir hareketlilik yaşıyoruz. Marmara Bölgesi başta olmak üzere farklı şehirlerden yüzlerce otobüs geliyor. Buna gastronomiyi, tarihi ve kültürel değerlerimizi de eklediğinizde Edirne’nin çok güçlü bir turizm ekonomisi oluşturabileceğini görüyorsunuz.
“GASTRONOMİ KONUSUNDA KENTTE CİDDİ BİR ALTYAPI OLUŞUYOR”
Edirne’nin gastronomisiyle ilgili neler söylemek istersiniz?
Edirne yalnızca ciğerden ibaret değil. Köftemizden peynirimize kadar çok güçlü lezzetlerimiz var. Hatta iddialı konuşayım; gastronomide Gaziantep’in arkasından koşar adım gidiyoruz. Onlar biraz durursa geçebiliriz. Burada önemli olan gastronomiyi yalnızca yemek satmak olarak görmemek. Nitelikli insan kaynağı da yetiştirmeliyiz. Oda bünyesinde bir Gastro Akademi ve eğitim mutfağı kurduk. Kuruluş aşamasında Kalkınma Ajansı’ndan yüzde 75 oranında hibe desteği aldık. Bulgaristan Başkonsolosluğu ve Burgaz Ticaret ve Sanayi Odası ile de ortak bir çalışma gerçekleştirdik. Burada mutfak personeli yetiştirdik, ardından Bulgaristan’da iş imkânı sağlandı. Batman’dan internet üzerinden projeyi görüp Edirne’ye gelen bir gencimiz kursu tamamladı ve bugün Burgaz’da bir otelde çalışıyor. Adana’dan gelen katılımcımız oldu. Bir insanın Edirne’de aldığı eğitimle başka bir ülkede yeni bir hayat kurabilmesi bizim için çok değerli. Valiliğimizin de Karaağaç’ta mutfak akademisi bulunuyor. Türkiye’nin önemli şefleri Edirne’ye geliyor, eğitimler ve gastronomi etkinlikleri gerçekleştiriliyor. Dolayısıyla gastronomi konusunda ciddi bir altyapı oluşuyor.
Kentin istihdamı ve nitelikli iş gücü konusuna nasıl değinirsiniz?
İşsizlik açısından Türkiye ortalamasına yakın bir durumdayız. Ancak bazı sektörlerde ekonomik koşulların etkisi hissediliyor. Özellikle ihracat ağırlıklı çalışan tekstil işletmeleri döviz kuru ve artan maliyetler nedeniyle zorlanıyor. Bazı işletmelerde istihdam kayıpları yaşandı fakat kent genelinde çok ağır bir tablo olduğunu söyleyemeyiz. Asıl mesele kalifiye personel. Bu yalnızca Edirne’nin değil, Türkiye’nin sorunu. İş arayan insan var fakat belirli bir işi nitelikli şekilde yapabilecek çalışan bulmak zorlaşıyor. Ben kendi şirketimde dahi zaman zaman eleman arıyorum. Başvuru oluyor ama işi başarıyla sürdürebilecek nitelikte personel bulmak kolay değil.
Üniversite – Sanayi işbirliği ile ilgili Edirne özelinde neler söyleyebilirsiniz?
Üniversiteyle ilişkilerimiz iyi. Ortak projelerimiz ve iş birliklerimiz var. Üniversitenin kent için önemli bir güç olduğunu düşünüyorum. Ancak üniversitenin sahip olduğu akademik bilgi ile şehrin ekonomik ihtiyaçlarını daha fazla buluşturabilirsek bunun Edirne’ye sağlayacağı katma değer de artacaktır.
Edirne göç alan mı, yoksa göç veren bir kent mi?
Edirne özellikle son 30 yılda kırsaldan ciddi göç verdi. İnsanlarımız iş bulabilmek için Çorlu ve Çerkezköy gibi sanayinin yoğun olduğu bölgelere gitti. Çünkü bir ailede birkaç çocuk olduğunda, hepsine Edirne’de yeterli istihdam alanı oluşturmak kolay değildi. Bugün geçmişteki kadar hızlı göç vermiyoruz ama çok güçlü bir göç de almıyoruz. Bununla birlikte sınır ticaretinden yararlanmak isteyen farklı şehirlerden esnafın Edirne’ye geldiğini görüyoruz. Ayrıca, deprem sonrasında Hatay’dan da kentimize gelen vatandaşlarımız oldu.
“HIZLI TREN EDİRNE İÇİN ÇOK ÖNEMLİ BİR KIRILMA NOKTASI OLACAK”
Edirne için yakında faaliyete geçmesi beklenen hızlı tren ile ilgili düşüncelerinizi aktarır mısınız?
Hızlı trenin Edirne için çok önemli bir kırılma noktası olacağına inanıyorum. Faaliyete geçmesiyle birlikte kentin nüfusunda 10-20 bin civarında bir artış olabileceğini düşünüyorum. Halkalı-Edirne arasının yaklaşık bir saate kadar düşmesinden söz ediliyor. Böyle bir ulaşım imkânı Edirne’nin İstanbul ile ilişkisini tamamen değiştirebilir. İstanbul’da çalışan bir insan akşam trenle Edirne’ye gelip burada yaşayabilir. Haftanın birkaç günü İstanbul’da, kalan bölümünü Edirne’de geçirebilir. Ayrıca Edirne’nin deprem riski açısından İstanbul’a kıyasla daha avantajlı olması da önümüzdeki dönemde kente ilgiyi artırabilir. Edirne’nin lokasyonu zaten çok özel. Burada yaşayan biri arabasına binip öğle yemeğini Yunanistan’da, akşam yemeğini Bulgaristan’da yiyip gece evine dönebilir. Türkiye’de çok az şehir böyle bir avantaja sahip.
“TÜRKİYE TARIM VE HAYVANCILIKTA UZAKLAŞMAMALI”
Tarım hâlâ Edirne ekonomisinin en güçlü ayaklarından biri mi?
Kesinlikle. Edirne tarımda çok güçlü. Buğday ve ayçiçeğinde önemli bir üretim merkeziz. Son yıllarda kanola da yaygınlaşmaya başladı. Bu yıl yağışların iyi olması nedeniyle buğdayda oldukça yüksek verimler aldık. Dekarda 600-650 kilogramdan başlayıp 900 kilogram hatta bir tona yaklaşan üretimler oldu. Ayçiçeğinde de son birkaç yıla kıyasla daha iyi bir sezon bekliyoruz. İpsala bunun en güzel örneklerinden biri. Pirinç üretiminde Türkiye’nin en önemli merkezlerindeniz. Sofralardaki iki tabak pilavdan birinin pirincinin bu bölgeden geldiğini söyleyebilecek kadar güçlü bir üretim kapasitemiz var. İpsala’daki gıda ihtisas organize sanayi bölgesinin dolmuş olması da bu potansiyeli gösteriyor.
Tarımsal destekler konusu ile ilgili görüşlerinizi aktarır mısınız?
Tarımda ürün çeşitliliğini ve katma değeri daha fazla artırmamız gerekiyor. Tıbbi ve aromatik bitkilerde bazı girişimler başladı fakat henüz yeterli seviyede değil. Buğday, ayçiçeği, kanola ve mısır ağırlıklı geleneksel yapı devam ediyor. Örneğin mısır çok yüksek endüstriyel değere sahip bir ürün. Şekerden alkole kadar çok farklı ürün elde edilebiliyor. Biz ise çoğunlukla hayvan yemi olarak değerlendiriyoruz. Tarımsal üretimi işleme teknolojileriyle birleştirirsek Edirne çok daha fazla katma değer üretebilir.
Türkiye’nin tarım ve hayvancılıkta uzaklaşmaması gerekiyor. Çünkü gelecek burada. Ben bile 60 yaşımdan sonra çiftçiliğe başladım, birkaç yıl önce de hayvancılığa girdim. Çünkü birçok meslek zaman içerisinde ortadan kalkabilir ama insanların temel gıdaya ihtiyacı hiçbir zaman bitmez. Un, ekmek, et ve süt her zaman gerekli olacak. Burada özellikle aile tipi işletmelerin desteklenmesi gerektiğine inanıyorum. Eskiden bir köylü 10 hayvan ve 50 dönüm araziyle ailesini geçindirebiliyordu. Bugün ölçek ekonomisi nedeniyle küçük üretici çok daha fazla zorlanıyor. Büyük işletmeler finansmana ve avantajlı kredilere daha kolay erişebiliyor. Oysa köyün devamlılığını sağlayacak olan aile işletmeleridir. Küçük üreticiyi ayakta tutabilirsek insanların yeniden köye dönmesini de teşvik ederiz. Bir gencin başka şehirde düşük gelirli bir işte çalışması yerine kendi toprağında üretim yapabilmesini sağlamamız gerekiyor.
Son olarak, geleceğin Edirne’sini nasıl görüyorsunuz?
Edirne’yi seviyoruz. Elbette herkes kendi memleketini sever ama Osmanlı’ya başkentlik yapmış Edirne’miz gerçekten çok özel bir şehir. Mimar Sinan’ın ustalık eseri ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan dünya incisi Selimiye Camii burada… Kırkpınar gibi somut olmayan kültürel mirasımız var. Kentin neredeyse her sokağında tarihle karşılaşıyorsunuz. Son yıllarda tarihi eserlerin restorasyonu konusunda da önemli çalışmalar yapıldı. Bu değerleri koruyarak turizmle, gastronomiyle, tarımla, ticaretle ve doğru yatırımlarla birleştirmeliyiz. Edirne için “üzerinde bir karış toz bulunan elmas” benzetmesi yapılır. Bana göre artık o tozu üflemeye başladık. Elmas yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Bundan sonrası Edirne’nin kıymetini bilmek, sahip olduğumuz değeri doğru anlatmak ve doğru değerlendirmek. Çünkü Edirne, Türkiye’nin yükselen değerlerinden biri olmaya aday.
