
Türkiye’nin mevcut koşullarda üretici açısından zorlu bir dönemden geçtiğini ancak uzun vadeli potansiyelini koruduğunu söyleyen Kocaeli-Gebze VI. (İMES) Makina İhtisas Organize Sanayi Bölgesi Bölge Müdürü Onur Kesici, “Bugün ayakta kalanlar, fırsat oluştuğunda çok hızlı büyüyebilecek. Türkiye’nin başka bir çıkış yolu yok; üretmeden bir gelecek tasarlamak mümkün değil” dedi.
Türkiye sanayisi; yüksek finansman maliyetleri, kur baskısı, enerji ve ham madde fiyatları ile küresel gelişmelerin yarattığı belirsizliklerin aynı anda hissedildiği zorlu bir dönemden geçiyor. Bir yandan enflasyonla mücadele devam ederken diğer yandan ihracatçı şirketlerin rekabet gücünün korunması, üretimin sürdürülebilirliği ve yatırımların devam etmesi sanayicinin temel gündem maddeleri arasında yer alıyor. Açıklanan yeni Orta Vadeli Program da ekonomi politikalarının önümüzdeki dönemde izleyeceği yol açısından sanayi dünyası tarafından yakından takip ediliyor.
Türkiye’nin önemli üretim kümelerinden Kocaeli-Gebze VI. (İMES) Makina İhtisas OSB’de ise gündemin merkezinde üretim, ihracat, teknoloji, nitelikli insan kaynağı ve yeşil dönüşüm bulunuyor. Kocaeli-Gebze VI. (İMES) Makina İhtisas Organize Sanayi Bölgesi Bölge Müdürü Onur Kesici ile yeni açıklanan Orta Vadeli Program’ın sanayiye verdiği mesajlardan Türkiye’de üretimin geleceğine, ihracatçının kur ve finansman sorunundan yatırım iştahına, teknolojik dönüşümden Yeşil OSB sürecine ve İMES OSB’nin 2027 vizyonunu konuştuk.
Öncelikle, yeni açıklanan Orta Vadeli Programı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yeni OVP açıkçası bir anlamda “malumun ilanı” gibi oldu. Fakat bunu olumsuz anlamda söylemiyorum. Aksine ayağı yere basan bir orta vadeli plan okuduğumu düşünüyorum ve bu yönüyle değerli buluyorum. Çünkü sorunu doğru teşhis etmeden tedavi uygulamak yanlış olur. Geçmiş orta vadeli planlarda özellikle enflasyon konusunda piyasanın inanmakta zorlandığı hedefler gördük. Buna ne biz ne de piyasa yeterince inanıyordu. Böyle olduğunda ister istemez “Acaba bu planı hazırlayanlar sorunu doğru teşhis edebiliyor mu?” endişesi oluşuyor. Bu da daha büyük bir güvensizlik yaratıyor.
Yeni OVP’de ise en azından sorunun teşhis edildiğini, enflasyonun çok hızlı düşemeyeceğinin kabul edildiğini ve daha rasyonel bir yaklaşımın plana yansıdığını görüyoruz. Enflasyon hedefinin yüksek olmasından mutlu değiliz elbette. Keşke böyle bir tabloyla karşı karşıya olmasaydık. Fakat mevcut durumun doğru tanımlanması önemli. Doğru teşhis, uygulanacak tedaviye olan inancı da artırıyor.
Kur politikası ve yüksek maliyetler sanayide rekabetçiliği ne ölçüde zorluyor sizce?
Bu, şu anda en büyük sıkıntılarımızdan biri. Sanayinin uygulanan programa yönelik en önemli eleştirilerinden biri kurun baskılandığı düşüncesiydi. Enflasyon yeterince hızlı dizginlenemiyor, maliyetler sürekli yükseliyor ancak kur buna rağmen düşük kaldığında bizim gibi ihracatçı yapılar ciddi anlamda zorlanıyor. Birçok firma pazar kaybetti, bazı alanlarda ihracat yapmak çok zor hale geldi. Özellikle düşük teknolojili üretim alanlarında bunun etkilerini daha fazla gördük. Tekstil bunun çok bariz örneklerinden biri. Ancak sorun yalnızca tekstille sınırlı değil; otomotiv yan sanayinde de ciddi kayıplar görüyorum. OVP’de ve yapılan açıklamalarda dalgalı kur rejiminin devam edeceğine yönelik mesajları bu nedenle önemsiyoruz. Enflasyon gerçeğinin kabul edilmesiyle birlikte kur tarafında da daha gerçekçi bir yapının oluşmasını bekliyoruz. Elbette bunun uygulamada nasıl karşılık bulacağını göreceğiz.
Yüksek faiz ve finansmana erişim konusunda OVP sanayiciye nasıl bir perspektif sunuyor?
Bu konuda temkinli iyimserim. Önümüzdeki dönemde kredi faizlerinin görece düşmesini ancak yine yüksek seviyelerde kalmasını bekliyorum. Enflasyonun da görece gerileyeceğini düşünüyorum. Kredi kanallarının daha fazla açılması mümkün ancak piyasanın bazen beklediği gibi çok yoğun bir kredi ortamına geçileceğini düşünmüyorum. İhracatçılara yönelik mekanizmaların ve desteklerin artırılacağına ilişkin işaretler var. Dolayısıyla bugün bulunduğumuz noktadan daha iyi bir yere gelebileceğimizi düşünüyorum. Fakat burada toz pembe bir tablo çizmek de doğru olmaz. Piyasanın bütün beklentilerinin karşılanacağı bir dönemden ziyade, mevcut şartların görece iyileştiği bir süreç bekliyorum.
Küresel gelişmelerin enerji fiyatlarını yukarı taşıması sanayici açısından nasıl bir risk oluşturuyor?
Enerji krizi bütün dünyada fiyatları etkiliyor ve Türkiye’nin bundan tamamen ayrışması mümkün değil. Enerji arz güvenliğinin sağlanması için mücadelemizi aralıksız sürdürmemiz gerekiyor. Sanayiciyi küresel enerji fiyatlarındaki bütün hareketlerden korumak ne yazık ki mümkün değil. Dünyanın geri kalanında olduğu gibi biz de bundan etkileneceğiz. Enerji maliyetindeki artış sanayicinin üzerine ek bir yük olarak biniyor. Üstelik bunun enflasyon üzerinde de ciddi bir etkisi var. Ekonomi de bir taraftan toparlanmaya yönelik adımlar atmaya çalışırken diğer taraftan bizim dışımızda gelişen bu tür sorunlarla mücadele etmek zorunda kalıyoruz. Bu nedenle üretimin dış şoklara karşı dayanıklılığını artırmamız gerekiyor.
Enerji, işçilik, ham madde ve finansman maliyetleri düşünüldüğünde bugün Türkiye’de üretim yapmak hâlâ cazip mi?
Üretim uzun soluklu bir süreç. Yalnızca bugünün şartlarına bakarsanız, bugün üretim yapmak çok cazip görünmeyebilir. Üretici açısından ciddi belirsizlikler ve maliyet baskıları var. Fakat üretim yapan insanlar hiçbir zaman yalnızca bir günü düşünmez; uzun vadeli bir perspektifle hareket eder. Şu anda dayanma dönemindeyiz. Bu sancılı süreçte ayakta kalanlar, yeni bir fırsat oluştuğunda çok hızlı büyüyebilecek. Çünkü o gün yatırım açısından şartlar daha uygun olduğunda pazara sıfırdan girmek de kolay olmayacak. Geniş ölçekte baktığımda Türkiye’nin hâlâ cazip olduğunu düşünüyorum. Uluslararası pazarlara yakınız. Nüfus, coğrafya ve sahip olduğumuz ekosistem açısından önemli avantajlarımız var. Türkiye ciddi bir geçiş noktası ve burada büyük bir ekonomik hareketlilik bulunuyor. Dolayısıyla Türkiye yatırıma uygun bir ülke. Sadece mevcut şartlar altında üretim yapmak bugün oldukça zor.
Sanayide sürdürülebilir bir yapı kurulabilmesi için sizce nelerin değişmesi gerekiyor?
Türkiye’nin geçmişte yaptığı hatalardan ders çıkarması gerekiyor. Özellikle COVID sonrasında uygulanan bazı ekonomi politikalarının sonuçlarını yaşadık. Bugün gelinen noktada geçmişte izlenen düşük faiz politikasından farklı bir noktaya geçildiğini görüyoruz. Ekonomi politikalarında popülizmden uzak durmak gerekiyor. Ülkenin kaynaklarının doğru ve verimli kullanılması şart. Bunun yanında herkesi kapsayan ve gerçek saha verilerine dayanan bir iktisadi politikaya ihtiyacımız var. OVP’yi değerli bulmamızın nedenlerinden biri de mevcut durumun daha gerçekçi biçimde tanımlanması. Enflasyon hedefindeki rakamdan memnun olmamız başka bir şey, sorunun doğru teşhis edilmesini önemli bulmamız başka bir şey. Teknolojimizin eski kaldığı alanlar var, üretim altyapımızı yenilemek zorundayız. Yapay zekâda ve yeni teknolojilerde dünyanın bazı rakiplerinin gerisinde kaldığımız noktalar bulunuyor. Öncelikle bunları bir gerçeklik zeminine oturtmalıyız. Bunu başarırsak buradan nasıl çıkacağımızı da daha sağlıklı biçimde bulabiliriz. Gerçek veriye dayanmayan planlar sonuçta geri teper. Ülkeye ve topluma hem enerji hem zaman kaybettirir, ciddi maliyetler oluşturur. Bu nedenle uygulanabilir politikaları ve bunların arkasında duracak güçlü bir iradeyi önemsiyorum.
Organize sanayi bölgelerinin bu dönüşümdeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’de yatırım yapılabilirlik açısından baktığınızda organize sanayi bölgeleri son derece kıymetli yapılar. Sanayicinin işlerini ve süreçlerini mümkün olduğunca kısaltıyor, şeffaflık ve öngörülebilirlik sağlıyor. Ancak artık yalnızca altyapı, elektrik, doğal gaz ve çevre hizmetleri sunmak yeterli değil. İnsan kaynağının yetiştirilmesi konusunda ciddi çalışmalar yapıyoruz. Mesleki eğitimin geliştirilmesi gerekiyor. Bu konuda bakanlıkların çalışmaları ve Milli Eğitim Bakanlığı ile yürütülen protokoller de önemli. OSB’ler ayrıca üniversite-sanayi iş birliğinde daha güçlü rol üstlenebilir. Teknoparkları, teknoloji transfer ofislerini, yapay zekâ şirketlerini ve yeni teknolojiler geliştiren firmaları sanayiciyle bir araya getiren katalizör yapılara dönüşebilir. Kümelenme stratejileriyle bu süreç daha fazla beslenebilir.
İMES OSB’nin Türkiye sanayisinde nasıl bir rol üstlenmesini hedefliyorsunuz?
İMES bir makine ihtisas organize sanayi bölgesi. Türkiye’nin en büyük makine kümelerinden biriyiz. Makine sektörü, otomotiv yan sanayi ve ana metal sektörlerinde öncü rolümüzü sürdürmek istiyoruz. Odak noktamız, bulunduğumuz yapının gelişimini ve dönüşümünü sağlamak, firmalara sunduğumuz katkıyı artırmak. Üretimden pazarlamaya kadar bütün süreçlerde firmalarımızın yanında olmaya gayret ediyoruz. İMES içerisindeki her firmanın belirli bir disiplin kazanmasını istiyoruz. İhracat disiplini, personel niteliği, personel eğitimleri, kalite eğitimleri ve yalın üretim eğitimleri gibi alanlarda firmalara mentörlük sağlamaya çalışıyoruz. Temel motivasyonumuz içinde bulunduğumuz ekosistemi geliştirmek ve dönüştürmek. Firmalarımızı dünyada kabul gören üretim pratikleriyle buluşturmak istiyoruz.
Birazda Mükemmeliyet Merkeziniz ile ilgili konuşalım…
Mükemmeliyet Merkezimiz aracılığıyla personel ve kalite eğitimleri veriyoruz, ortak Ar-Ge ve danışmanlık hizmetleri sunuyoruz. Firmalarımızın teknolojik üretim ve teknolojik gelişim açısından daha iyi bir noktaya gelebilmesi için çalışıyoruz. Makine parkımıza sürekli yatırım yapıyoruz. Çekme ve kopma testlerinden CNC teknolojilerine, farklı tezgâhlardan verimlilik ölçüm yazılımlarına kadar ihtiyaç duyulan altyapıyı güçlendirmeye gayret ediyoruz. Temel motivasyonumuz hem personeli eğitmek hem fabrikayı güçlendirmek. Firmalarımızın ihtiyaç duyduğu yapıyı organize etmiş durumdayız ve yeni teknolojileri sürekli ekosistemimize adapte ediyoruz. Bu konuda öncüydük, öncü rolümüzü sürdürmek için de çalışıyoruz.
Türkiye’nin sanayide ithalata bağımlılığını azaltmasında İMES OSB nasıl bir rol oynuyor?
Türkiye’nin ithal ettiği ürünlere baktığımızda ham maddeler, ara mamuller ve farklı sanayi ürünleri öne çıkıyor. Bizim temel motivasyonumuz da önemli ithalat kalemlerinin yerli üretimine katkı sağlamak. Türkiye makine ithal ediyor ama biz burada makine üretiyoruz. Otomotiv sektörünün ihtiyaç duyduğu birçok ürünü bölgemizde üreten firmalarımız bulunuyor. CNC uçlarından çeşitli komponentlere kadar geçmişte ithal edilen birçok ürünün ülke içerisinde üretilmesine katkı sağlıyoruz. Bunun iki önemli sonucu var: Hem ihracat gerçekleştiriyoruz hem de ithalatın önüne geçiyoruz. Teknoloji üretip teknoloji ihraç ediyoruz. Türkiye’nin ihtiyacı olan modelin de bu olduğunu düşünüyorum.
İMES OSB’deki firmaların küresel pazarlardaki rekabet gücünü bugün nasıl değerlendiriyorsunuz?
Rekabet gücümüz ne yazık ki kur baskısı nedeniyle önemli ölçüde düşmüş durumda. Firmalarımızdan bu konuda ciddi şikâyetler alıyoruz. Kur bizim için çok önemli bir bileşen. Firmalar yeni pazarlar bulabilmek ve eksiklerini kapatabilmek için önemli ölçüde gayret gösteriyor. Özellikle otomotiv sektöründe zararına yapılan işlerden dahi söz edildiğini duyuyoruz. Uygulanan para politikası diğer ihracatçı yapılar gibi bizi de etkiledi. Şu anda direniyoruz. Daha iyi günlerin geleceğini düşünüyoruz ve bunun için mücadele ediyoruz. Bu süreci mümkün olan en az sancıyla yönetmeye çalışıyoruz.
Peki, sanayicinin yatırım iştahı nasıl?
Türk sanayicisinin yatırım iştahı yüksek. Yatırım yapmak istiyor. Dinamik bir sanayimiz var; dünyada yeni pazarlar elde etmek, yeni işler yapmak ve büyümek isteyen bir girişimci yapımız bulunuyor. Bugünkü şartlar sanayiciyi ciddi şekilde sınırlıyor. Buna rağmen yatırım yapma hevesinin ve niyetinin devam ettiğini görüyorum. Yeter ki alan olsun, yeter ki yatırımcının önü açılsın.
Yeşil OSB belgesi almaya hak kazandınız, duygu ve düşüncelerinizi aktarır mısınız?
Çok mutluyuz. Uzun süredir Yeşil OSB olmak için gayret ediyorduk. Kriterleri oldukça zorlu bir süreç. Firma sayımız ve firmalarımızın ölçeği nedeniyle zaman zaman destek alma noktasında zorlandık. Buna rağmen ekibimiz çok ciddi çalıştı ve bunu başardık. Yeşil dönüşüm artık bir realite. Pazarın yeni regülasyonu ve yeni kuralı. Türkiye bu sürecin dışında kalamaz. Özellikle en büyük pazarlarımızdan biri olan Avrupa Birliği’nin getirdiği regülasyonlara adapte olmak zorundayız. Üstelik bu yalnızca bir zorunluluk değil. Çevresel sürdürülebilirlik, verimlilik ve üretimin geleceği açısından da son derece kıymetli. Bugün dünyanın temel mottolarından ikisi verimlilik ve sürdürülebilirlik.
Yeşil dönüşüm politikaları sanayici açısından fırsat mı, yoksa yeni bir maliyet dalgası mı?
Her regülasyon kendi içerisinde fırsatlar ve riskler barındırır. Yeni yatırımlar gerekiyor, mevcut dengeler değişiyor. Bunun için kaynak, zaman ve ciddi bir finansman gerekiyor. Ancak diğer tarafta yeni oluşacak pazarda yeni regülasyonlara hızlı adapte olanların öne geçme şansı var. Bu nedenle ben yeşil dönüşümü bir tehditten çok fırsat olarak görüyorum. Tam rekabet çağındayız. Verimli bir iş yapmıyorsanız, sürdürülebilir bir üretim gerçekleştirmiyorsanız ayakta kalmanız giderek zorlaşıyor. Evet, kaynak harcayacağız, yatırım yapacağız, insan kaynağımızı geliştireceğiz. Fakat bunun uzun vadede bizim için bir fırsat oluşturacağını düşünüyorum.
Son olarak eklemek istedikleriniz…
İMES OSB büyütmeye, çalışmaya ve değer üretmeye devam edecek. Biz hep “Türkiye’nin sanayi gücüyüz” diyoruz. Türkiye için değer üretmeyi, üretimimizi ve üretim ölçeğimizi sürdürmeyi hedefliyoruz. Biz her şartta üretim yapacağız. Başka bir çıkış yolumuz yok. Türkiye’nin de başka bir çıkış yolu yok. Üretmeden bir gelecek tasarlamak mümkün değil. Türkiye gibi bir toplum için üretim aynı zamanda bağımsızlıktır. İktisadi bağımsızlığın temeli üretimden geçer. Atatürk’ün fabrikaları birer kale olarak gören yaklaşımı bu nedenle çok kıymetli. Her fabrika gerçekten bir kaledir. Bu kaleleri korumalı, güçlendirmeli ve üretmeye devam etmeliyiz.
