
Orka Holding Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Orakçıoğlu, “Gerek uluslararası ilişkilerden kaynaklı sorunlar gerekse sektörel sorunlar yerli firmalarımızı rekabetten uzaklaştırıyor. Bizim için iki önemli unsur var, ‘Ülke algısı ve İhracat’. İlkinde, ülke imajı ve algısını yükseltmemiz için markalarımızın etkinliğini globalde artırmamız gerek. İkincisi ise şu an kilogram değeri 1,5 dolar olan ülke ihracatımızı 3 ila 3,5 dolara çıkartmamız. Yani sadece emek değil, katma değer satmalıyız” dedi.
Erkek hazır giyim sektörüne 1986’da yüzde 100 Türk sermaye ile giriş yapan Orka Holding, bugün ilk markası Damat ve sonrasında Tween ve D’S damat ile global ölçekte devlerle yarışıyor. Moda kuruluşu, kaliteli kumaş, işçilik ve tasarımları ile hem şık hem de fonksiyonellik sunan markalarıyla Türkiye’de ve dünyada 400’den fazla noktada Türk moda sektöründe öncü olmaya devam ediyor.
Dünyadaki gelişmeler ışığında sürekli güncellenen, yenilikçi, çevre ve doğa dostu, sürdürülebilirlik ilkesi ile girişimci kimliğe sahip Orka Holding, son sekiz ayda dolar bazında yüzde 45 büyüme gösterirken; bu yıl da 50 milyon dolarlık ihracat rakamını yakalamayı hedefliyor. Başarılarının arkasında emek, özveri ve güçlü bir ekip bulunan erkek modasının lideri, kalite, inovasyon ve Yeşil Mutakabat çerçevesindeki girişimleri, AR-GE yönetimi üzerine stratejik ve disiplinli çalışmaları ile lüksü ulaşılabilir hale getiriyor.
“Ürün” değil, “değer” satmayı kendine amaç edinen Orka Holding, Doğu ve Batı sentezini mükemmel şekilde uyumlayıp, dünden bugüne modanın ötesinde erkeğin yaşam tarzının belirleyicisi… Türkiye ve dünya moda endüstrisinde zirvede bulunmasına karşın, “Her zaman daha iyisini yapmak için bir yol vardır” felsefesi ile gelişme ve büyüme hızını her türlü bariyere rağmen kesmeyen Orka Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Orakçıoğlu ile firmanın güncel faaliyetlerini, sektörü ve ülke gündemini konuştuk.
Türkiye’de hazır giyim sektöründe rüştünü ispat etmiş, yurt dışında da ciddi atılım içerisinde olan bir moda kuruluşusunuz /// marka topluluğusunuz. Neler söylemek istersiniz?
Orka Holding olarak şu anda sektörün nabzı gibiyiz. Çünkü hem fabrikalarımızla işin üretim tarafındayız hem yurt içi moda perakendesinde güçlü bir oyuncuyuz hem de globalde ülkemizi en iyi temsil eden markalardan birisiyiz. Globalde etkinliğimizi gün geçtikçe artırıyoruz. Ancak ihracatı kendi markalarımızla yaptığımız için dünya devleriyle rekabette halen birtakım sorunlarla boğuşuyoruz. Dünyada sektörün podyumu olan ülkeler var… Mesela etkinliğimizi artırdığımız İtalya Avrupa’yı, Dubai Orta Doğu’yu etkiliyor. Aslında bütün Körfez Dubai’ye bakıyor. Bağımsız devletlerin gözleri de Moskova’dadır. Buralarda markalarımızın imajını ortaya koyan çok önemli çalışmalarımız ve mağazalarımız mevcut.
Tanıtıma da büyük önem veriyoruz. Uluslararası alanda yaşadığımız en yeni ve önemli gelişmelerden biri, İspanya’nın en sevilen kulüplerinden Atletico Madrid ile geçen ay imzaladığımız moda partnerliği anlaşması oldu. Kendimizi ifade etmek adına iletişim mecralarında da çok güçlüyüz. Girişimlerimizin tamamı kendi içimizde birbirini etkileyen çalışmalar ve bunun için gelişmelerle birlikte güncellenen güçlü bir ekibe sahibiz. Üzerinde önemle durduğumuz konular, Kalite, İnovasyon ve Yeşil Mutabakatın getirdiği regülasyonlara uymak. Bu doğrultuda önemli adımları atmış bir firmayız ve adımları atarken alanımızda öncülük de yapmış oluyoruz.
Yeşil Mutabakata bakış açınız ve grup olarak bu anlamdaki çalışmalarınız hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Doğru kullanılırsa faydasının olduğunu ancak bariyer oluşturacaksa bazı ülkeleri de kısıtlamaya götüreceğini düşünüyorum. Bu konuda aradaki dengeyi çok iyi kurgulamak lazım. Mesela Giresun’daki üretim tesislerimizde önemli yatırımlara imza atarak yenilenebilir enerji kaynakları kullanmaya başladık. Fabrikalarımızda güneş enerjisi kullanılıyor. Kolilerimiz dahil iş süreçlerimizde geri dönüşüm malzemeleri kullanıyor, çevreye ve doğaya faydası olan her şeyde varız diyoruz. Ancak kuralları ve regülasyonları koyanların uygulama noktasında işletmeyip, sadece ticari dayatma olarak ortaya koyup, haksız rekabeti yaratmaları da söz konusu olabilir.
Zamanla göreceğiz durumlar tabii çünkü süreçleri var. Uyum süreçlerinde denetimler kimler tarafından nasıl yapılacak, önemli. Mesela sosyal denetim dediğimizde şirketler tamamen yabancı şirketlerdi. Üretimde Türkiye’deki firmaların denetimini yaparlar, hazırlanan raporlara göre de alıcılar hareket ederdi. Dolayısıyla hepsi kendi içerisinde bir denge… Tabii ülkelere göre değişiyor. Örnek olarak; Avrupa Birliği’nde PMI’ın yüzde 44’lere, yani eşik değerin altında yüzde 43 ila 44’lere düştüğünü görüyoruz.
Öte yandan dünyanın birçok ülkesinde artık ekonomik ve sosyal problemlerin olduğunu gözlemliyoruz. Bunlara rağmen pazar çeşitliliğimiz ile ihracatta büyümeyi sürdürüyoruz. Bu yıl yaklaşık 50 milyon dolarlık ihracat hedefliyoruz. Ülke olarak yaşadığımız olumsuzluklara rağmen sekiz ayda dolar bazında yüzde 45 büyümüş bir firmayız. Bu başarının arkasında büyük emek, özveri ve ekip gücü var.
“DÜNYADA TREND SESSİZ LÜKS”
Sürdürülebilirlik konusunda neler yapıyorsunuz?
Dünya genelinde tüketici profili artık değişti, kalite, inovasyon ve tasarım çerçevesinde birtakım talepleri mevcut ve çok para harcamak istemiyor. Strateji de buna göre kurgulanırsa, boşluk daha farklı yönde yakalanabiliyor. Dünya genelinde rakip markalara baktığımızda çoğunu hayal markalar olarak görüyoruz çünkü 3 ila 4 bin euroya takım elbise ya da en az 400 ila 500 euroya tişört satıyorlar. Ülkemizdeki ithal markalarla fiyatlarımızı karşılaştırdığımızda aynı standartlarda kumaş kalitesi, işçilik ve tasarım bileşenlerimiz ile Türkiye’ye gelen bilinçli yabancı turistler tarafında büyük avantaja sahibiz. Bu noktada kısaca ‘Lüksü ulaşılabilir hale getirdik’ diyoruz. Markanın statü kattığı düşüncesi ile daha çok para ödendiği zamanların ardından şimdi dünyada trend sessiz lüks… Çünkü artık insanlar, ütopik rakamları vermeden ürünün kalitesine ve fonksiyonelliğine bakıp, akıllı alışveriş yapmak istiyor. Bir günde birçok farklı ortama girenler, ürünün markasının bağırmamasına da dikkat ediyor.
Giyimde fonksiyonelliği biraz açabilir misiniz?
Fonksiyonellik anlayışımız; günün her anında hizmet edebilen kıyafet demek. Yani bir kombinin mevsim fark etmeksizin iş ortamında kullanılıp, ceket çıkartıldığında bir tişörtle yürüyüşte giyilebilmesi, altına spor veya klasik ayakkabı tercihi yapılabilmesi, giyimde fonksiyonelliği sunuyor. Akıllı Gardırop sistemini Türkiye’de yerleştirmeye çalışan tek markayız. Ürünlerimiz bu yönden de avantajlı çünkü süreçlerimizi çok ciddi bir Ar-Ge ile yönetiyoruz. Örneğin kumaşlarımızın terletmemesine ve iyi hissettiren rahat dokularda olmasına önem veriyoruz. Böylece insanların özellikle pandemiden sonra şıklığın yanı sıra rahat ve fonksiyonel giyinme taleplerine de çözüm getirmiş bulunuyoruz.
Yapay zeka ile kumaş ve tasarım üretimleri konusunda ne düşünüyorsunuz?
Enteresan olsa da hepsi mümkün… Burada en önemlisi, bu tarz ürünlerin kullanımında abartıya kaçmamak. Yani ‘Farklılaşırken acayipleşme, sadeleşirken sıradanlaşma.’ sözündeki gibi farklılaşırken dengeleri de kurmalıyız. Tabii işin finansal boyutunu ele alırsak; ülkemiz dönemsel birtakım sorunları yaşayabiliyor, o yüzden bunlara da hazırlıklı olmak gerekiyor. Dünyadaki gelişmeleri kendi içimizde kurgulayıp, ona göre pozisyon almalıyız. Avrupa’da bu işin lokomotifi olan ülkelere baktığımızda enerjilerini kaybetmişler, çünkü markaları ve firmaları fonlar yönetiyor. Oysa işi duygularla ve insan zekasıyla yönetenler daha başarılı…
Marka ve etiketin aksine nitelik ve nicelik enstrümanları ile irili ufaklı firmaların yurt dışında varlık gösterebilmesi mümkün mü sizce?
Üreticiler; öncelikle alan seçip, bu alanı daraltmalı. Hedef kitlesini belirleyip, kitlenin de ne istediğini bulup, ona göre ürün oluşturmalı… ‘Herkese satayım’ denildiği anda hiç kimseye ürün satılamaz. Bugün online satış platformlarından sadece marka ve markanın kimliğiyle ürün satmak yerine; ürünün farklı içeriği ile ön plana çıkarak başarı elde eden birçok örnek var. Mimar Sinan Üniversitesindeki öğrencilerime de söylüyorum. Kişi yeter ki seçtiği alanda kendisini doğru ifade etsin, bilgi, deneyim ve birikimini artırsın ve hedef kitlesi ile ürününü nasıl buluşturacağı konusunda ilgi çekebilecek varyasyonların içine girebilsin…
Günümüzde işlerin kolaylıkla yürütülebileceği argümanlara da sahibiz. Mesela bizim beden ölçüleri ile ürünün ölçülerini birleştirebilen “you size” dediğimiz online bir sistemimiz mevcut. Online satıştaki iade oranını azaltma konusu dahil birçok anlamda fayda sağlıyor. Yazılım altyapımızı güçlendirmek ve özgün bir sistem ortaya koymak adına Bilişim Vadisinde de faaliyetlere başladık. Hatta bu sistemi daha sonra tüm sektöre açabilecek yazılım sistemleri ve teknolojileri kapsamında geliştirmeyi amaçlıyoruz. Daima yaşarken öğrenen organizasyonların içerisindeyiz.
Gümrük Birliğinin güncellenmesi gündemde… Konuyla ilgili neler söylemek istersiniz?
Konu hakkında Ticaret Bakanımız büyük mücadele veriyor fakat bu misyonu Dışişleri Bakanlığının da yüklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Dünyada eşitliği ve adaleti savunan Avrupa’nın baskı ile haksız rekabeti Türkiye’ye karşı kullanmasını hak etmiyoruz. Bugün Avrupa çifte standart uyguluyor. Karşılıklı ticareti kolaylaştırma amacındaki Gümrük Birliği Anlaşması çerçevesinde AB Ülkeleri ile ticari ortaklığa imza atmış olsak da, ürünlerimizi başka ülkelere nazaran gümrüksüz gönderemiyoruz. Rakamları da tahmin edilenden çok daha yüksek. Türkiye, Avrupa Birliğinin imza attığı 76 ülke içerisinde 24’ü ile karşılıklı ticaret yapabiliyor. Diğer 52’si ülkemize ürün satarken; biz 52 ülkeye gümrüksüz ürün satamıyoruz ve yüzde 10’dan yüzde 50’lere varan gümrük bariyerleriyle karşı karşıyayız. İkincisi ise vize konusu… Bu bariyerlerle ticari kolaylığı yakalamamız mümkün değil…
Peki, ülkemiz ekonomisindeki değişim ve dönüşümü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ekonomi alanında olumlu adımların atıldığını düşünüyorum. Tabii bu adımların geri dönüşlerinde sabırlı olmamız gerekiyor. Konulara tek açıdan bakıp, eleştirmemek lazım. Koltukta olanlar, birçok parametreye bakmak ve ona göre karar vermek zorunda… Sayın Mehmet Şimşek, dünyada başarı elde etmiş bir ekonomist ve ekibiyle birlikte gerekeni yapacaktır. Dünyada konjonktürel olarak büyük problemler var. Tüm konularda Türkiye’de yeterli aklın ve deneyimin olduğu kanaatindeyim.
Türkiye’de üretim çarkların devam edebilmesi için nasıl bir yol izlenmeli sizce?
Ülkemizde üretimin ve ihracatın önemsenmesi gerektiğini düşünüyorum. Tamam finans tarafında faizleri artıralım, regülasyonlar ona göre olsun ama aynı heyecanı ve enerjiyi üretim ve ihracat için de gösterelim. Kısaca; bir tarafı inşa ederken diğer tarafı yıkmayalım, dengeler çok önemli…
Dengeyi de sadece faiz artırımı olarak görmeyelim. ‘Her an faizlerle ya da piyasadaki sıkılaştırma ile ilgili kararı alabilirim’ mesajını vermek bile faiz hamlesi kadar önemli diye düşünüyorum. Türkiye’de üreticinin en çok üzerinde durduğu konu ise artan asgari ücretle birlikte devletin aldığı vergi ve prim oranının da artması… Bu maliyetlerde üretim ve ihracatı destekleyecek regülasyonların olması lazım. Yatırım heyecanını ve enerjisini kaybetmemeli. Çünkü faiz artırımı, pansuman tedbirlerle dengelerin sağlanması sadece geçici çözümler olur.
Son olarak, Hükümetten beklentileriniz neler?
Gerek uluslararası ilişkilerden kaynaklı sorunlar gerekse sektörel sorunlar yerli firmalarımızı rekabetten uzaklaştırıyor. Bizim için iki önemli unsur var, ‘Ülke algısı ve İhracat’… İlkinde, ülke imajı ve algısı için markalarımızın etkinliğini globalde artırmamız gerekiyor. İkincisi, şu an kilogram değeri 1,5 dolar olan ülke ihracatımızı 3 ila 3,5 dolara çıkartmamız. Yani sadece emek değil, katma değer satmalıyız. Yolumuzun bu şekilde olması gerek.
Bugün hazır giyim sektörü ihracat kilogram değeri 15 ila 20 dolar, Orka Holding markalarımız ise 40 ila 80 dolara ürün satışı ile sektörde ayrışmış durumda. Genel olarak sektörümüz katma değerin nerede olduğunu iyi gözlemlemeli, ona göre ihracat desteklerinde pozisyon almalı… Bizim için adet değil, kalite ön planda olmalı. Bugün değerler ekonomisine giden dünyada Türkiye’nin de değer satması lazım.
Her zaman daha iyisini yapmak için bir yol vardır. Başarı kendini güncellemektir. İş mirasına güvenip, yola devam edilmez, edilmemeli. Yaptıklarınız değil, yapacaklarınız her zaman ön planda olmalı.
