RÖPORTAJ — 8 Eylül 2013 at 22:57

DURAVİT YAPI ÜRÜNLERİ A.Ş. GENEL MÜDÜRÜ MÜFİT ÜLKE; “2013 SONU HEDEFİMİZ YÜZDE 30 BÜYÜME”

Müfit Ülke

Duravit Türkiye olarak, her şeye rağmen 2012 yılını %7 bir büyümeyle Türkiye’nin ve inşaat sektörünün büyümesinin üzerinde kapattığını söyleyen Duravit Yapı Ürünleri A.Ş. Genel Müdürü Müfit Ülke, “2012 yılının Kasım ve Aralık aylarında konut faizlerinin düşmesi sektörümüz açısından da olumlu yönde etki yarattı ve bu etki 2013 yılının Ocak, Şubat ve Mart ayına kadar devam etti. Ama Nisan ve Mayıs da etki artık biraz yavaşlamaya başladı, piyasalar tekrar durağanlığa girdi. Kısacası, 2013 yılının ilk çeyreği muhteşemdi diyebiliriz. 2013 yılı ile ilgili beklentimiz %30 civarlarında bir büyümedir” dedi.

 

“Duravit modayı takip etmez, modayı yaratır” diyen Müfit Ülke, sektörde trendi Duravit’in oluşturduğunu söylüyor ve ekliyor: “Dolayısı ile biz sektörü değil, sektör bizi takip ediyor. Biz, ürünlerimizle sektörde her zaman fark yaratıyoruz. ‘Biz modayı yaratırız’ derken de Duravit’in yaklaşımı moda tarzı ürünlerden daha ziyade, klasikleşebilecek ürünler yaratmaktır. Bizim bugün çok iyi sattığımız ürünlerin çok ciddi bir bölümü en az yirmi sene önce çıkmış ürünlerdir.”

Tasarım ekibinizden bahseder misiniz?

Duravit’in kendi bünyesindeki tasarım ekibi çok büyük bir ekip değil. Daha çok dışarıdan hizmet alarak yapıyoruz ki farklı bakışlar olsun. Ekibimizde Türk tasarımcı olmasına kapalı değiliz, ama öyle bir tasarım önerisi de gelmiyor maalesef… Biz istiyoruz ki genç Türk tasarımcılar ile bir şeyler yapılsın ama tamda öyle ortaya çıkmış bir genç Türk tasarımcı henüz kapımızı çalmadı.

Türkiye hala tasarım anlamında rüştünü ispatlamış değil deniliyor, sizce bu doğru mu?

Doğru. Türkiye’nin bir tasarım ülkesi olduğunu söylemek şimdilik abartılmış bir söz olur. Ama o yönde Türkiye’nin çabaları var.

Sizde proje odaklı üretim yapan bir firmasınız. Projelerin dönemsel olarak üreticileri zorladığı söylenir, siz bu tarz ciddi sorunlarla karşılaşıyor musunuz?

Biz bu anlamda çok ciddi sorunlarla karşılaşmıyoruz. Çok büyük hacimli projelerde bazen fiyat ön plana çıkıyor. Biz biraz daha kendiside farklılaşan projelerin ürünüyüz. Her projenin ürünü değiliz, biz biraz üst segmentte kalıyoruz. Tabii ki ekonomik ürünlerimizde var, ama bizde ekonomik seçeneği daha az, üst ürün seçenekleri daha fazla. Bu bir kulvar, aynı sektörde herkes aynı kulvarda koşmuyor, herkes kendine has bir kulvar yaratmaya çalışıyor. Bazısı ben çok üretirim uygun fiyatlı veririm, tasarım benim için önemli değil diyor. Biz diyoruz ki; biz öyle çok üretmeyiz, az üretiriz, ama en özgün, en kaliteli ürünü yaparız.

İnovasyon-imitasyon bugün ne kadar geçerli, bu öylesine ortaya atılmış bir ‘cümlemidir’, yoksa bunun geçerlilik payı var mıdır?

Geçerlilik payı var. Benzerini yapmak ille kötü bir şey değil, ama sadece onu yapmak değil onun üstüne bir şey koymak lazım. İmitasyononun üzerine bir şey koyularak yapılan inovasyon çalışmaları iyi çalışmalar, hoşumuza gitmeyen imitasyonlarsa üstüne hiçbir şey koymadan birebir aynısı yapılan çalışmalar. Hatta bir kısım imitasyonlar markayı dahi üzerine yazıyor.  Bunlar kötü ve karşı çıktığımız imitasyonlar. O başka birinin hakkını gasp etmek, çalmak oluyor. O hırsızlık ve bu maalesef Türkiye’de de var, dünyanın başka yerlerinde de var.

Peki, burada otokontrol mekanizması neden istenilen seviyede değil, farklı göz yummalar mı var?

Var, tabii ki. O memleketin ekonomik durumundan kaynaklanıyor. Genellikle herhangi bir memlekette bir sektör imitasyon yoluyla da olsa ürün yapıp, istihdam sağlıyorsa onu bir anda ortadan kaldıramıyorsunuz. Diyorsunuz ki biz bu istihdama şimdilik müsaade edelim. Ama devletin şunu yapması lazım; onu bıçakla keser gibi durdurmak yerine bunu yapanların bakış açılarının değişmesine, inovasyon fikirlerinin yayılmasına yönelik sektörü yavaş yavaş farklı bir kanala sokmalı, o yönlendirmeyi yapmalı. Devlet o manda kendi haline bırakmamalı, çok yasaklayıcıda olmamalı, vizyon açıcı bir şekilde yönlendirici olması lazım. Bunu yapan ülkeler var. Mesela Güney Kore, Çin, Japonya bu tarz yönlendirmeleri iyi yapan ülkeler, yaptıkları içinde oraların büyüme potansiyeli çok yüksek. Bizde de yönlendirmeler aslında yapılıyor. Devlet bunu gördü TURQUALITY diye bir şey başlattı ki devletin teşvikiyle bir Türk ürünü markası olsun.  Bu iyi bir girişim, üstüne benzer girişimlerde gelmesi lazım. Devletin ar-ge teşvikleri de başladı ama bunların yerine oturması zamanla olur. Firmaların bu konuda yeniden düşünmeye teşvik ettiği bir gerçek.

Yeşil bina konseptiyle ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Yeşil bina konseptini çok doğru buluyorum, bunu sadece binayla kısıtlamamak lazım, bu dünyanın artık çevreyle ve sürdürülebilirlikle ilgili geldiği yeni bir aşama. Sürdürülebilirliğin bir parçası da çok harcamamak, tasarruflu davranmak. Biz sektöre ilk girdiğimiz zamanlar klozetler 9lt ile fonksiyon yaparlardı sonra dünyadaki enerji krizinin yoğunlaşmasıyla birlikte su tasarrufu da gündeme geldi ve zorlamalarla 6lt’ye indi. Şimdi o adım daha ileriye götürülüyor 4-4,5lt’ye düşürülüyor. Avrupa da 4,5lt, bizde Türkiye de 4,5lt ile hareket edeceğiz. Bu oran 3lt’ye kadar da düşürülebilir ancak Avrupa ve Türkiye’deki kanalizasyon sistemi buna uygun olmadığından tercih edilmiyor. Dolayısıyla yeni bir bina yapıyorsanız, yeşil bina yapıyorsanız ve bu konuda iddialıysanız seçtiğiniz her ürünü bu gözle seçiyor olmanız lazım.

Duravit’in 2013 de piyasaya sunduğu başlıca ürünler nelerdir?

Bu sene fuarda iki yerli seri piyasaya sunduk. Bir tanesi bizim Happy D serimizin yenilenmiş versiyonu Happy D.2 adıyla çıktı. Temel ‘D’ harfi çizgisi duruyor ama çok daha ince, zarif ve feminem bir çizgi, dolayısıyla fuarda özellikle hanımların beğenisini çok kazandı, kazanmaya da devam edeceğini inanıyoruz. Onun mobilyası ilave küvetiyle beraber çıktı, mobilyasında da farklı dokunuşlar var.  Diğer ürünümüz Dura Plus dediğimiz ekonomik ürünler grubunun önemli bir ürünüydü, onu yeniledik ama daha da farklı bir ürün ortaya çıktı, ismini de DuraStyle olarak değiştirdik. Oda bizim bugünkü bakış açımızla proje segmentinde klasik olacağını düşündüğümüz ve çok iddialı olduğumuz yeni bir ürün. Son derece genç, dinamik ama abartıları olmayan bir ürün. Küvetinin çok özgün bir tasarımı var. Bu iki ürünün yanı sıra bir kısım mobilya ürünlerinin tasarımları değişti.

Sektörün 2013 sonrasını nasıl görüyorsunuz?

Türkiye de yapı sektörü 15-20 yıl hiç zorlanmadan büyüyerek gidecektir. Nüfus artışı ve kentsel dönüşüm bunu kolaylaştırıyor. Sektör dünya rekabetine çok açık, dünyayla rahat boy ölçüşecek bilgiye sahip olduğumuz bir sektördeyiz. Türkiye’de de insanlar artık daha iyinin farkındalar ve firmaları daha iyi ürünler yapmaya zorluyorlar. Oda bizim zaten istediğimiz bir şey.  Çünkü bizim istediğimiz insanlar bizim ürünümüzü almaya fiyatıyla değil de fiyat dışındaki özellikleriyle baksınlar. İnsanların refah düzeyinin artması o sırf fiyata bakma sığılığından çıkartıyor. O açıdan da sektörün ilerisine yönelik ben şahsen çok umutluyum.