RÖPORTAJ — 15 Aralık 2013 at 16:30

GRANİTAŞ YÖNETİM KURULU BAŞKAN YARDIMCISI SEDEF SARISOY: “GRANİTTE İTALYANLARI GEÇTİK”

 

 _NSL0179

Birçok konuda olduğu gibi granit sektöründe de İtalyanların Rönesans mirasını kullanarak markalaştığını belirten Granitaş Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Sedef Sarısoy, markalaşma eksiği olsa da Türkiye’nin granit üretimi ve tasarımında İtalya’yı geride bıraktığını dile getirdi.

 

Türkiye doğal taş kaynakları itibariyle dünyanın önde gelen ülkelerinden birisi konumunda.  Doğal taş kaynakları ve üretiminde en önemli pay ise mermerde. Ancak mermerin rakibi olan granitte de son on yılda ocak sayısı ve üretim artışı oldu. Granit sektörünün lideri Granitaş’ın da yeni ocak yatırımları var. Granitaş Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Sedef Sarısoy ile mermer-granit rekabetinden tasarıma, dünyadaki rekabetten sektörün gelişimine kadar birçok konuyu konuştuk.

 

Mermer kaynaklarından zengin ülkemizde bir granit firması olarak Granitaş’ın sektördeki yerini anlatabilir misiniz?

Granit konusunda uzmanlaşmış bir firmayız. Türkiye mermer kuşağında çok zengin bir ülke.. Dünyanın ilk üç ülkesi arasına girecek kadar değerli mermer rezervlerimiz var. Güneydoğu Anadolu’dan tutun da birçok yere kadar.  Bursa’nın beji, Elazığ’ın vişnesi dünyaca ünlüdür. Örneğin Beyaz Saray’da konuşmacıların arkasındaki görünen Elazığ taşıdır. Granite gelince, şirketimizin de çabalarıyla her geçen gün yeni ocak açılıyor ülkemizde. Ocaktan alıp şantiyeye kadar götüren ilk entegre firmayız ve piyasanın lideri konumundayız. Türkiye’de ocaklarımızın yanı sıra daha fazla renk ve doku çeşitliğini sağlamak için bütün dünyadan blok getiriyoruz. Bunları fabrikamızda keserek her türlü renk ve zevke hitap edecek ürün gamında çalışıyoruz.

 

Son yıllarda granit kullanımı benimsenerek, evlerde de kullanılamaya başladı. Bunu neye bağlıyorsunuz?  

Granit doğadaki en sert yapı malzemesidir. Dolayısıyla çok dayanıklı ve doğal bir malzemedir. Bir sürü alternatifi çıktı. Hatta seramik desenlerinde taklit edildi ama hiç biri granitin yerini tutmadı. Sonuçta doğadan aldığınız kaya parçasını kesip, cilalıyorsunuz. Ve herhangi bir kimyasal kullanılmıyor. Dolayısıyla içinde ne renk, ne boya, ne de bir kimyasal var. Mesela ipek ve ketenler evlerde perdelerde, koltuk döşemelerinde kullanılıyor. Demek ki doğal sağlıklı ürünlere dönüş başladı. Sağlıklı ve dayanıklı malzeme olduğu için kullanımı yaygınlaşmaya başladı. Mutfaklarda mermer kullanılıyor ama üzerinde bir şey kesseniz leke yapıyor, matlaşma yapıyor. Granit öyle değil. Sert olduğu için ne çiziliyor ne de leke bırakıyor. Dolayısıyla çok kullanışlı… O nedenle hava alanlarında, Alışveriş merkezlerinde ve trafiği çok olan yerlerde kullanışlı olmasının yanında estetik bir malzeme olduğu için tercih ediliyor. Konutlarda da kullanılmaya başladı.

 

Granitte radyasyon olduğu yolunda iddialar gündeme geldi. Sizce iddia ne derece doğru?

Biz konuyu konuştuk, soruşturduk, açıklamalar yaptık. Atom Enerjisi Kurumu ile görüştük, danıştık. Bu, bir deli kuyuya taş attı kırk akıllı çıkartamadı benzetmesine uyuyor. Bastığımız toprakta, soluduğumuz havada, kısaca her yerde radyasyon var, ama insan sağlığını etkileyecek sınırda değil. Granitte de aynı şekilde. Yılda bir iki kere gazetelerde yer verilen Atom Enerjisi Kurumu’nun açıklamalarında granitte radyasyonun insan sağlığını etkileyecek boyutta e olmadığı, kesinlikle korkulmaması gerektiği belirtiliyor. Tabii ki, biz anlatabildiğimiz kadar anlatıyoruz. Ne kadar duyurabiliyoruz, orasını bilemem. Ben 1996 yılından beri bu işi yapıyorum. Graniti evimde mutfağımda, ofiste, fabrikada, her yerde kullanıyorum. Allaha şükür kanser olmadım. Biz ihracat yapan firmayız. Özellikle yabancılar bu konuda çok hassas. İhracat yaptığımız firmalar öncelikle bizden radyasyon belgesi istiyor. Bu belgeyi Atom Enerjisi Kurumu’ndan alıp onlara gönderiyoruz. Bugüne kadar hiçbir üründe radyasyona rastlanmadı. Zaten öyle bir şey olsa ihracat yapamayız.

 

Sektörde girişimcilik anlamında gerileme olduğu söyleniyor. Siz buna katılıyor musunuz?

Girişimciliğin azaldığı görüşlerine katılmıyorum. Tam tersine sektör her bakımdan giderek gelişiyor. Granitte ocak sayısı çok değil, ama bu işin ticaretini yapan çok. Yani yurtdışından blok ithal edip satışını yapan çok.. Mermer konusunda her geçen gün organize bir şekilde hareket eden çok sayıda firma çıkıyor. Mermer ham maddesi Türkiye’de çok kaliteli ve yurtdışında kabul gören bir konumda.. Mesela New York’taki havaalanı Türk mermeriyle kaplı.. Yalnız bir şey var; özellikle Çinliler ocaklarda işlenmemiş mermerleri önemli miktarda satın alıyorlar. Ama alırken katma değeri de alıp götürüyorlar. Halbuki işleyerek katma değer yaratarak satılabilse daha fazla para kazanabilirler. Yani tasarlayarak, estetik katarak ihraç etmek lazım.. Yurt dışında fuarlar var oraya katılıyoruz. Ve giderek vizyonumuzu geliştiriyoruz.

 

Granitte modanın sektöre etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yavaş yavaş moda mermere kaymaya başlıyor. Çünkü dünyada minimalizm diye bir moda çıktı. Yani sakinlik, az ve küçük eşyalar… Dekorasyonda böyle bir trend var. Dolayısıyla mermerin granite göre genelde gri renkte, beyaz veya sade olmasından dolayı yeni modaya uymaması. Ama aynı yerde hem mermer hem de granit kullanılabiliyor. Moda konusunda İtalyanlar çok etkili oluyor. Onlar hala Rönesans’ın mirasını yiyorlar. Rönesans altyapıları var. Mesela dışarıda bir fuara gittiğinizde standından tutun da renklerin uyumuna kadar farklı olduklarını görebiliyorsunuz. Bana göre Türkiye İtalyanları geçti ama onlar marka oldukları için peşlerinden herkesi sürükleyebiliyorlar. Onlar markada ilk bilindiklerinden dolayı bazı ürünlerde o markayla hitap ediliyor. Ancak Türkiye bu sektörde çok ileriye gitti.

 

Granitaş moda ve özellikle tasarım noktasında nasıl bir çalışma içerisinde?

Bu konuda kendimize özgü hareket ediyoruz. Bir şeyi tasarlayıp satmadık ama mimarlarla işbirliği içinde hareket ediyoruz.  Özellikle butik tarzda çalışan firma olduğumuz için taleplere göre üretim yapıyoruz. Proje bazında mimarlarla çalışmalarımızda onların tasarladıklarını üretip, inşaatlara götürüp teslim ediyoruz. Mesela Ankara’da Başbakanlık konutu yapılıyor. Orada doğal taşlarla olacağız. Orada, bizden Hint yeşili mermerlerin içine pirinç işleme tarzı bir ürün istendi, onu üretip mimarlara teslim edeceğiz. Bu şekilde mimarların düşünüp tasarladıkları her şeyi üretme gücüne sahibiz. Aslında bu ar-ge ile ilgili bir konu. Bizim ar-ge bölümümüz de var, ama daha yolun başındayız diyebilirim. Şimdilik başkalarının tasarladıklarını yapıyoruz. Fakat kendimize özgü yüzey üzerine bazı çalışmalar var. Granit çok sert olduğu gibi çok da kaygan bir malzeme ve bina dışında tehlikeli olabiliyor. Şu anda peyzaj taşlarında pürüzlü yüzey oluşturuyoruz. Yeni tasarım için daha yapmamız gereken çok şey var.

 

Bölgesel olarak ocaklardaki taşlarda farklılıklar var mı?

Aslında bölgesel olarak çok fazla fark yok. Mesela en büyük ocağımız olan Aksaray Yaylak’taki ocağımızda çıkan taşlarda renk farklılıkları oluyor. Piyasada 30 dolara da taş var 480 dolara da. Aslında kalitesinde bir fark yok. Ama rezervi az olan, zor bulunup zor çıkartılan taşlar doğal olarak yüksek fiyatlı oluyor. Bir örnek daha verecek olursak. Giresun Bulancak’ta bir ocağımız var. Oradan kamyonlarla aşağı inmesi 5-6 saat sürüyor. Sonuçta oradan Bilecik’teki fabrikamıza gelmesi için ödediğimiz nakliye ücreti İspanya’dan getirttiğimiz ürünün nakliye ücretinden daha pahalı.

 

Dünya pazarlarındaki rekabet anlamında bugün kendinizi hangi noktada görüyorsunuz?

Tabii ki bu alanda dünyada birçok ülke söz sahibi konumda… Bu nedenle rekabet etmek kolay değil. Bilindiği gibi nakliye ücretleri,  fiyatları belirleyen önemli bir unsur.. Bu yüzden Granitaş olarak Türkiye’ye yakın yerlere ihracat yapıyoruz. Ağırlıklı olarak Rusya ve Türki Cumhuriyetlerine ihracat yapıyoruz. Özellikle Rusya’da iş yapan çok büyük Türk müteahhit firmalar var. Onlarla iyi ilişkilerimiz var. Bu sayede önemli miktarlarda satış yapıyoruz. Yani kalkıp Brezilya gibi uzak bir ülkeye ihracat yapma şansımız yok. Üretimimizin yaklaşık yüzde 20’sini ihraç ediyoruz, yüzde 80’ini iç piyasaya veriyoruz.

 

Sektörde yaşanan sorunlar nelerdir?

En büyük sıkıntımız yetişmiş insan eksikliğidir. Bununla ilgili eğitim veren meslek okullarının sayısı çok az. Okuldan çıkanlar da istenilen düzeyde değil.  Üretimi attırmak istiyoruz ama işçi bulma sorunu yaşıyoruz. Örneğin Bilecik ve Kırşehir’deki fabrikalarımızda şu an yeterli işçi bulamıyoruz. Bir taraftan da ülkede işsizlik var deniyor. Ben bunu anlamıyorum.

 

Yatırım ve istihdam konusunda bugün hangi düzeydesiniz?

Bugün itibariyle Türkiye genelinde 5 ocağımız ve ikisi büyük olmak üzere 5 fabrikamız var. Bunun yanında çeşitli şehirlerde 17 satış ofisimiz var. Ve toplamda yaklaşık 470 kişi istihdam ediyoruz. İnşaat sektörünün büyümesine bağlı olarak yatırımlarımızı giderek arttırıyoruz.

 

Malum, belli bir gelişim gösteren firmalar şirket evlilikleri yapıyor. Siz firma olarak buna sıcak bakıyor musunuz?

Tabii ki bu konuda yapılacak her teklife açık bir firmayız. Ancak bu sektörde olanların tamamına yakını aile şirketleridir. Sektörün genel yapısı böyle. Bu İtalya’da da aynı şekilde.. Yani işin gereği olarak üretimin her aşamasında başında olmak gerektiği anlayışı var. Şimdilik bu şekilde devam ediyoruz. Ama ileride daha güçlü konuma gelme adına teklif geldiğinde şartlara göre değerlendirme yaparız.