RÖPORTAJ — 9 Eylül 2014 at 00:09

TUNA ÇELİK KAPI 10 MİLYON DOLAR İHRACAT HEDEFLİYOR!

IMG_0705

 

Üretimlerinin yaklaşık yüzde 65’ini 30’dan fazla ülkeye ihraç ettiklerini ve bu sayede 2013 yılında 7 milyon dolar hedefine ulaştıklarını dile getiren Tuna Çelik Kapı Genel Müdürü İsmail Tuna, bu yıl yurtiçinde ve yurtdışındaki sıkıntılar nedeniyle hedeflemede temkinli davrandıklarını ancak yine de 2014 ihracat hedefini 10 milyon dolar olarak belirlediklerini vurguladı.

 

Kayseri’nin mobilyadan sonra gelen önemli bir üretim alanı da çelik kapı.. Kayseri çelik kapı sektöründe irili ufaklı 400’e yakın firma faaliyet gösteriyor. Bu alanda üç markayla faaliyet gösteren Tunalar Grup, hem butik hem de seri üretim yapabilen bir yapıya sahip. Ağırlıkla ihracata dönük üretim yapan Tuna Çelik Kapı’nın Genel Müdürü İsmail Tuna ile çelik kapı sektöründeki hedeflerini ve yeni başladıkları konut projelerini konuştuk.

 

Tuna Çelik Kapı’nın çelik kapı sektöründeki gelişimini kısaca anlatır mısınız?

Biz 1996 yılında çelik kapı işine girdik. Fakat 1970 yılından beri damper yapıyoruz. Sonraları 90’lı yıllarda her 5 yılda bir ekonomik kriz oluyordu. Tabii kriz olunca önce inşaatı vuruyordu. İnşaatı vurunca kum, çimento ihtiyacı olmadığı zaman damper işini vuruyordu. Böyle olunca biz başka ne yapabiliriz diye düşündük ve aynı makine parkuru ile çelik kapı işi yapalım dedik. Damper işimiz devam ederken, çelik kapı üretimine başladık. Baktık ki iş iyi gidiyor, tabii sonraları çelik kapı ihtiyaçtan ziyade artık lüks ihtiyaca dönmeye başladı. 2001’de yine kriz oldu. Dışarıya açılma kararı verdik. İhracat yapalım dedik ama nasıl olacağını bilmiyorduk. Bugünkü gibi bir telefonla bu iş olmuyordu. İstediğiniz zaman uçakla gidip gelmek de kolay değildi, bir Afrika ülkesine gitmek için 3-4 saat uçakla gitmek gerekiyordu. Sonuçta 2001’de ihracata başladık. İlk yıllarda küçük miktarlarda ihracat yapıyorduk, ama bugün itibariyle 30’u aşkın ülkeye ihracat yapan bir firma haline geldik.

 

Çelik kapıda ne kadar ihracat yapıyorsunuz?

Üretimimizin yaklaşık yüzde 65’ini yurtdışına gönderiyoruz. Dediğim gibi çok çeşitli bölgelere ihracat yapıyoruz. Bugün Kuzey Afrika, Orta Afrika, Arap ülkeleri ve Türki Cumhuriyetlerine varana kadar ihracat gerçekleştiriyoruz. Şu anda Latin Amerika ülkelerine ulaşmaya çalışıyoruz.

 

Çelik kapıyı biz mi onlara öğrettik, yoksa onlar biliyorlar mıydı?

Bugüne kadar belki 20 ülkeye gittim. Tabii birçok güvenli olmayan ülke var. Ama bakıyorsunuz ben nasıl güvenli olurum diye bir düşünce yok. Bakıyorsunuz evine bahçe duvarı yapmış, etrafını tellerle çevirmiş ama kapsına bakıyorsun çok güvenlikli değil. Tabii biz kapımızı tanıtınca kilit sistemine bakıyorlar. Şimdi de parmak iziyle açılan alarmlı kapılar çıktı. Yani bizim ürünlerimiz hem görsele hitap ediyor, hem güvenliğe hitap ediyor. Böyle olunca tercih ediliyor. Aslında yabancılara biz öğrettik çelik kapı mantığını.

 

Türk çelik kapı sektörü dünyada nasıl bir konumda?

Şimdi dünyada rekabette bizi zorlayan ve lider olan Çin, ama onlar bu tip üretim yapmaz. Onlar tamamen fabrikasyon üretim yapıyor ve de göze hitap etmiyor. Mesela birisi 20 milyon dolara villa yaptırıyor, 20 kapıya ihtiyacı var; bunu Çin’e yaptıramaz. 5 bin, 10 bin adet sipariş vermesi lazım. Türkiye butik üretim yapıyor. Çelik kapıda üretim ikiye ayrılmış durumda. İstanbul’daki lüks villası olana göre üretim yapanlar da var; 3-5 bin adetlerde seri üretim yapanlar da var. Seri üretim de TOKİ’ye yönelik.

 

Sizin üretim yapınız nasıl şekillendi?

Biz ikisini de yapıyoruz. Ama bu çatı altında 3 ayrı markada üretim yapıyoruz. Her markanın ayrı şirketi var. Mesela Van’da deprem olduğunda yeni konutlar için acilen 7 bine yakın kapı ihtiyacı oldu ve biz bu miktarı diğer bir firmamızda hızlı bir şekilde üreterek teslim ettik. Bunu Tuna Çelik Kapı’da üretemezdik, çünkü butik ve üst segmentte üretiyoruz.  Bizim Exstra Door diye bir markamız daha var. Bu marka ile TOKİ’ye yönelik imalatı yapılıyor. Tabi TOKİ denince kalitesiz kapılar üretiliyor diye algılanıyor ama aslında öyle değil. Orada da kaliteli kapılar var. Yani kaliteli ve aynı standart ürünün hızlandırılmış üretimi var. Ama burada öyle değil, lüks villalara göre 3-5 tane gibi küçük adetler sipariş ediliyor. Böyle olunca da üretim yavaşlıyor. Bir de Afrika için daha ucuz kapı istedikleri için maliyeti düşük kapı tarzı var. Onu da Bella adı altında üretiyoruz. Orada da 2.000-2.500 adet seri kapı üretimi yapıp gönderiyoruz. Bir de yardımcı ürünlerini burada üretiyoruz. Çelik kapı önceden çelik kapıydı. Şimdi çelik var, üzerine de mobilya giydirilmiş. Bu mobilya üretimini de bünyemizde yapıyoruz. Şimdi ise sadece Tuna markası adı altında 140-150 kişi var diğer 2 şirketimizle birlikte toplamda yaklaşık 250 kişiyi buluyor. Tabii bayilerimiz ve bölge satış müdürlüklerimiz var de var.

 

Marka kavramını ele alırsak, bu size ne ifade ediyor?

Şimdi markayı fabrika kendisi markalaştıramıyor. Tüketici belirliyor bunu. İyi ve kaliteli üretim yaparsanız ve satış sonrasında da arkasında durursanız zaten tüketici sizi marka haline getiriyor. Öyle bir şey ki 3-5 tüketicide kötü marka imajı oluştuysa siz kötü marka olursunuz. Yani bir anda silinebilirsiniz, bir anda yükseğe de çıkabilirsiniz. Bu markalaşma yolunda rehavete kapılıp ben artık bir yere geldim demekle olmuyor. Sürekli gelişmek ve istikrarlı bir şekilde büyümek gerekiyor. Bugün bakıyorsunuz belli bir büyüklüğe gelmiş dev firmalar halen büyümeye devam ediyor. Örneğin bir Coca Cola, bakıyorsunuz dünyanın en ücra köşesine kadar ulaşıyor ve çok bilinir olmasına rağmen reklam yapmaya devam ediyor. Tabii çok büyük firma olup da 2.-3. kuşaklara geçtikten sonra kaybolan firmalar da var.

 

Kayseri’de iş yapan firmaların sıkıntıları nelerdir?

Kayseri’de bütün sektörlerin bir tek sıkıntısı var: Kalifiye insan gücü. Her geçen yıl bir önceki yılı aratıyor. Bu iş görsele hitap ediyor. Sürekli yenilemeniz lazım kendinizi. İçerideki mavi yakalıdan beyaz yakalıya kadar sürekli geliştirmeniz gerekiyor kendinizi. Firmaların altyapısı olduğu gibi, çalışanların altyapısı da var. Eğitim sistemiyle alakalı. Şimdi adam makine mühendisi olmuş 1-2 yıl bir yerlerde çalışmış 5 yıl sonra geliyor işe başlıyor burada. İçerideki üretim müdürüne diyor ki, biz de argon kaynağı var mı diyor. Burası metalle uğraşan bir yer. Burada olmayacak da tekstil fabrikasında mı olacak? Yani genelde bakıyorsunuz ne eğitimi tamam ne de teknik bilgisi. Yani böyle giderse belki çok değil ama 5-10 yıl sonra daha büyük sıkıntı olacak. Çünkü biz butik üretiyoruz. Butik ürettiğimiz için de usta insanlara ihtiyacımız var. Usta insan yok ve yetişmiyor.

 

 İş dünyası var, sivil toplum kuruluşları var, devlet var… Sizce, nasıl bir işbirliği ile bu sorun çözülebilir?

Zaman zaman mesleki eğitim kursları veriliyor. Mobilyayla ilgili eğitim veriliyor. Birkaç teknik bir şey öğretiliyor ama onun haricinde bir şey yok. Bir de eğitime gitmesi gerektiğinde işveren iş kaybı olur diye çalışanı göndermek istemiyor veya kursta öğrendiği şeyle işteki uygulaması farklı oluyor. Bakıldığında bir insanın 20’sinden, 25’inden sonra artık geçim derdi başlıyor. Böyle olunca işi öğrenmekten çok, 100 lira daha ücret almanın derdine düşüyor. Ama 16-17 yaşındaki bir insanın işi gücü sanat öğrenmek. Bence daha küçük yaşlarda yönlendirme lazım. Çünkü bizim ülkemiz üreten bir ülke, tamam tüketimimiz var ama üretmek zorundayız. Bizim petrol gibi zengin kaynaklarımız yok. Şöyle bakıyoruz Avrupa’ya biz İtalya’ya da kapı gönderiyoruz. Bundan iki sene önce İtalya’dan bayilik almaya geldiler. İtalya kapıda dünyanın merkezi. Neden dedik bizden bayilik almak istiyorsunuz? Dediler ki: sizin kapı fiyatlarınız iki yıl önce 500 Euro’ydu fakat kaliteniz düşüktü. Bizim kapılarımız da 1.000 Euro’ydu ve çok kaliteliydi, şimdi sizin ürünleriniz 600-650 Euro’ya çıktı fakat kaliteniz bizi yakaladı. Dolayısıyla 400 Euro daha ucuz almak için sizi tercih ediyoruz dedi. Bu bizim için büyük başarı. Demek ki bir yerlere gelmişiz. Yarın Türkiye’de orası gibi olacak. Çünkü aylık gelirleri 3 bin, 4 bin Euro. Dolayısıyla biz de o düzeye geldiğimizde maliyetler yükselecek ve yurtdışına mal satamayacak hale geleceğiz. İç piyasayla yetinemeyeceğimize göre bizim ihracattan başka yolumuz yok.

 

Üretim ve pazarlama anlamında ne tür sorunlar yaşıyorsunuz?

Üretim yaptığımız bu yerin sadece kapalı alan büyüklüğü yaklaşık 9 bin metrekare. Bu büyüklükteki bir yerin bugün Kayseri şartlarında yaklaşık yıllık 500 bin lira kira geliri var. Ben bunun üretim yaparak aylık 6’da birini kazanıyorum. Yani bunun gibi başka işyerlerim de var. Bugün kirasını ödeyemeyecek kadar gelirler var. Dolayısıyla bu şartlarda üretmenin ne esprisi var. Mesela yurtdışından sac, boya vs. hammadde alıyoruz. Örneğin; 10 milyon dolar ihracat yapıyorsam, bunun 9 milyon dolarını ithal ediyorum. Sanki 10 milyon bu ülkeden çıkıyor gibi gözüküyor. Halbuki öyle değil. Bu başka sektörler için de aynı. Aslında katma değerli ürünler ihraç etmemiz gerekiyor. Yurtdışına mal satmak istiyoruz ama yurtdışında da rekabet kolay değil. Bugün Çin kalitesiz üretiyor diye biliyoruz ama artık Çin’de de kaliteli üretim yapan firmalar var. Şimdi Avrupa’daki ülkelerin birçoğu Çin’de üretim yapıyor. Yarın bizim firmalar da oraya kayacak ama orada ben kapıyı nasıl ürettireyim, nasıl sevk ettireyim.  Belki gömlek üretirsiniz ama bu kapı için çok kolay değil.

 

Yeni iş kolunuz inşaat alanında neler yapıyorsunuz?

Arkadaşlar bir araştırma yapmış, Bugün Kayseri’de 2.200 adet 200 bin Euro’nun üzerinde satılmayı bekleyen daire var. Belki 7.000 adet de 100 bin TL civarında satılmayı bekleyen daire var. Yine araştırmaya göre nüfus oranına göre en fazla konut Kayseri’de üretiliyormuş. Dolayısıyla karlılık burada daha düşük.. Buradaki inşaat alanında ihtisas yapmış firmalar İstanbul’da inşaat yapmaya çalışıyorlar. Biz de İstanbul’da bir inşaat yapalım dedik, oradaki ortağımızla beraber. Çok inşaattan anlamam ama orada ihtiyaca ve talebe uygun bir yerde arsa bulduk ve aldık. Daha sonra Kartal’da ikinci bir yer daha bulduk. Biri 88 dairelik, diğeri 400 dairelik 2 projenin altından başarıyla kalkarsak, belki bir ayağımız İstanbul’da olacak veya bir başka şehirde olacak. Böyle olunca inşaat işi ile daha çok yoğunlaşacağız. Ayda birkaç sefer İstanbul’a gidip geliyorum. Belki de bu işi 2. kuşağa devredeceğiz ve ona göre eğitimlerini yapacaklar. Çünkü biz aile şirketiyiz. Kapı işinde 200 kişi çalıştırıyorum. Haliyle işin durumuna göre risk var, ama konutu satarsınız, satamasanız bile durduğu yerde bile kar etme durumu var. Dolayısıyla risk düşük..

 

Rezidans projeniz özellikleri itibariyle nasıl bir proje?

Royal Group adı altında Sky Blue adıyla yürütülen rezidans konseptinde bir proje. Bu projede 2 ortaklıyız. Yurtdışına mal gönderdiğimiz kişiler buraya gelince biz buradan daire alalım, gidip geldikçe İstanbul’da da kalalım diyorlar. Dördüncü ve beşinci kattan sonra adalar ve deniz manzaralı. Fiyat olarak metre karesi 4.500 liradan 7.000 liraya kadar çıkıyor. Belki normalin biraz üstünde ama ilk işimiz olması nedeniyle malzemeyi biraz daha bonkör kullandık. Daha üst segmentte olsun istedik. Tabii bu sonraki projelerde daha kalitesiz yapacağımız anlamına gelmiyor. Şu an yapımı devam eden inşaatta 3. kata başlanıyor. Her 10 günde 1 kat atılacak. Sözleşmeye göre 20 ayda bitmiş olacak. Proje 88 daire, yarısı arsa sahibinin olacak.

 

Bir diğer projeniz de kentsel dönüşümle ilgili. Bu alanda çalışmalarınız ne düzeyde?

Buranın da iki yıl peşinde koştuk. Çünkü 100 kişi var orada oturan. Onları bir araya getirmek çok güç oldu ama bir şekilde anlaşıldı. Orası için teminat verdik. Firmalar pek teminat verme taraftarı değil ama biz verdik. Bu anlaşma sonucunda iki blok yıkıldı. Sanırım yıkım aşaması iki ay içerisinde biter. Biri 35 katlı diğer 25 katlı olmak üzere 2 bloktan oluşan bir proje. Her türlü sosyal imkanları olacak şekilde 180-190 daire bize kalacak, 200-220 tanesi de arsa sahibine kalacak ama arsa sahiplerine düşen 2+1, bize düşen 3+1 aralığında olacak. Tabii proje Kartal’ın içinde olduğu için oraya talep daha fazla.

 

Sizin açınızdan 2013 yılı nasıl geçti, 2014 hedefleriniz nelerdir?

2013’ü biz hedeflediğimiz gibi bitirdik. Yaklaşık 7 milyon dolar gibi ihracatımız oldu kapıda. 25 milyon da ciromuz oldu. Geçen yıl Kasım-Aralık’ta sıkıntılar olunca 2014 yılı sıkıntılı geçer düşüncesiyle hedeflerimizi düşürmedik ama hedeflerimizi de büyük tutmadık. Bu bağlamda hedeflerimizde çok şaşma olmadı. Bu yılki hedefimiz 10 milyon dolar ihracat yapmak. Yurtiçinde insanlar biraz tedirgin olunca alımlar biraz ötelendi. Dolayısıyla biraz durgunluk oldu. Yurtdışında ise çok daha küçük firmalar bizim hakim olduğumuz pazarlara girince bizi biraz yavaşlattı. 250 dolara sattığımız kapıyı 220-230 dolara çekme durumumuz oldu. Çünkü dünya artık küçüldü. İnternet var. Alo deyince senin nereye ne mal sattığını biliyor. Şimdi bu fiyat indirimleri olduğu zaman bugün geri adım attığında yarın ileri adım atamazsın ve bunun izahını yapamazsın. Onun için iyi düşünüp ona göre fiyat vermek lazım. Tabii bir de ihracatta tek bir bölgede kalmak yerine çeşitli bölgelerde bağlantı kurmak lazım. Mesela Irak, Suriye gibi ülkelerin hali ortada; karışıklıktan önce oralarda müthiş talep vardı ama şimdi tam tersine döndü. O yüzden biz bunları öngörerek yurtdışındaki pazarlarımızı çeşitlendirdik.