
HDI Fibaemeklilik Genel Müdürü Erol Öztürkoğlu, “İhtiyaç anınızda alamayacağınız tek şey sigorta, ihtiyacınız olduğunda bulamayacağınız tek şey ise tasarruftur. Bunları tekrar yerine koyma bedelleri çok ağır. Bu nedenle, gelecekteki yaşamımızın konforu için ufak da olsa tasarruflar ve yatırımlar bizim için çok önemli” dedi.
Alman sigorta devi Talanx’ın Türkiye’deki temsilcisi HDI Sigorta ile finansal teknolojilere yaptığı yatırımlarla sektöründe öncü uygulamaları hayata geçiren Fibabanka, Fiba Holding çatısı altında yer alan Fibaemeklilik’in hisselerini satın alarak güçlü bir iş ortaklığına imza attılar.
HDI Fibaemeklilik, gelişmiş teknolojik altyapısı ve köklü uluslararası deneyimiyle yoluna devam ediyor. 2012 yılında Fiba Grubu çatısı altında dinamik bir şekilde faaliyetlerine başlayan HDI Fibaemeklilik, 2022 yılında ise yeni bir ortaklık ile sektördeki iddiasını kanıtladı. Dergimiz okuyucuları için bu güçlü ortaklıkla birlikte, HDI Fibaemeklilik’in büyüme öyküsünü Genel Müdür Erol Öztürkoğlu’ndan dinledik.
Erol Bey, ortaklıktan sonra yeni yol haritanızı nasıl belirlediniz?
Birleşme ya da yatırım konusunda konuşacak olursak, aslında bizde çok majör bir değişime sebep olmadı. Çünkü ortada bir birleşme yok; daha doğru ifade etmek gerekirse bir satın alma söz konusu. HDI Fibaemeklilik olmadan önce, Fibaemeklilik adıyla Fiba Holding’e bağlı bir kuruluştu. Talanx Grubu’nun Türkiye’de yatırım yaptığı HDI Sigorta ise hayat emeklilik alanında faaliyet gösteren bir şirkete sahip değildi. Kaderin bir cilvesi olarak; biz 2013 yılında kurulduğumuzda, yaptığımız ilk satın alma Talanx’ın bir şirketinden gerçekleşmişti. Dolayısıyla o günden beri sektörde bir dirsek temasımız vardı aslında.
Talanx Grubu, biliyorsunuz, çok büyük bir grup. Dünyanın farklı bölgelerine, Latin Amerika dahil her noktada sigorta ürünleri üretiyor. Strateji aynı şekilde devam ediyor ama daha güçlü ilerlememize katkı sağlıyor.
Bugün bireysel emeklilikte fon büyüklüğümüz 32 milyar TL civarında, fon büyüklüğünde sektörde ilk 10 şirket arasında yer alıyoruz. Büyümemiz sektörle paralel ve bazı alanlarda sektörün üzerinde performans gösteriyoruz. Dijitalleşmeye verdiğimiz önem ve liderlik tarafımızdaki etkinliklerimiz bunu sağlıyor. Hayat Emeklilik tarafında baktığımızda, yani hayat branşındaki sektör prim üretimi yaklaşık 125 milyar TL, biz 3.8 milyar TL üretimle 9. sırada yer alıyoruz.
Portföyünüzde hangi ürünler yer alıyor?
Sektördeki Bireysel Emeklilik ve Hayat Sigortası ürünleri bizim portföyümüzde de mevcut. Emeklilik açısından baktığımızda, 18 yaş altındaki çocuklarımız için geleceğe yönelik ürünlerimiz var, otomatik katılım sistemindeki ürünlerimiz de sistemde mevcut. Bireysel emeklilikte, müşterilerimizin portföy yönetimi kapsamında fon çeşitliliğini artırıyoruz. 43 farklı fonumuz var. 13 farklı portföy yönetim şirketiyle çalışıyoruz. Her portföy yönetim şirketinin fon yönetim stratejisi ve risk iştahı farklı oluyor. Biz risk iştahını takip ediyoruz, dolayısıyla da getiri anlamında fonlarımız her zaman ilk sıralarda yer alıyor.
Bireysel Emeklilik tarafında sosyal sorumluluğu da unutmuyoruz. AÇEV ile uzun yıllardır iş birliği yapıyoruz. 18 yaş altı çocuklar için ‘BES’le Eşit Yarınlar’ projesini hayata geçirdik. Yine en son Bekar Anneler Derneği’ne bağışlar yapacak şekilde bireysel emeklilik tarafını büyütüyoruz. Carrefour ve Pegasus ile iş birliklerimiz sayesinde katılımcıların hayatına sürdürülebilir faydalar sağlıyoruz. Bunların yanı sıra TEV ile ‘Geleceği Güvenle BES’le’ projesini yürütüyoruz.
Buradaki temel amaç BES’i daha yaygın hale getirmek midir?
İnsanların geleceğe yönelik tasarruf anlayışını oluşturmak aslında. Bunu da bir sosyal tema ile bağlıyoruz; örneğin AÇEV üzerinden bağış yapılarak bir tutundurma sağlıyoruz. Daha doğrusu sosyal projeler, çocuklar ve gençler üzerinden çalışmalar yürütüyoruz. Sistemde giriş ve devamlılığı sağlamak, iş birliklerini güçlendirmek için çaba gösteriyoruz. Türkiye’nin tasarruf ihtiyacını dikkate alarak bunu büyütmeye çalışıyoruz. Bizim de bu alanda ürünlerimiz bulunuyor.
Hayat Emeklilik tarafında ise prim iadeli ürünlerimiz var. Uzun süreli risk ürünlerimiz var, tehlikeli hastalıklara endeksli prim iadeli ürünlerimiz var. Örneğin, vefat, hastalık gibi riskler on yıl içinde gerçekleşmese dahi vade sonunda müşterimize para ödemesi yapıyoruz.
Türkiye’de sigorta bilinci ne durumda sizce?
Türkiye’de sigorta penetrasyonu %2,3 seviyesinde. Henüz çok yerleşmiş, tam anlamıyla başarılmış bir konu değil. Örneğin, deprem ülkesi olduğumuz ve çok büyük depremler yaşadığımız halde, insanlar DASK yaptırmıyor.
Sigortayı ihtiyaçtan önce yaptırma konusu çok önemli ve bu yerleşmeli. Eğitim müfredatıyla, çocuklardan başlanarak bu sistem oturtulmalı. Bunun için BES sistemi çok önemli. Sonuçta emekliliğiniz için para biriktiriyorsunuz. Ancak vatandaş, ‘Oraya koyacağım parayı bugün ihtiyacımı karşılamak için kullanayım’ düşüncesine kapılıyor.
Bazı ülkelerde bu konu zorunlu olarak uygulanıyor, ancak bizim ülkemizde maalesef kültürel olarak oturmadığı için sistem tam olarak işlemiş değil.
Örneğin pandemi, sağlık sigortasının önemini gösterdi veya günümüzde emekli yaşam şartlarını düşünürsek, emeklilik döneminde hayat standartlarını korumak ve hatta artırmak için son derece önemli olan ek gelir kaynağı sigorta ile düzenli bir şekilde sağlanabilir. Sigorta, pişmanlıkların önlenebileceği bir sistemdir; risk gerçekleşip ihtiyaç ortaya çıktıktan sonra hiçbir önemi kalmıyor.
Peki, Türkiye’de sigorta bilinci nasıl oluşturulabilir?
Sigorta bilincinin güçlenmesi için kurumlara önemli görevler düşüyor. İlgili bakanlıklar ve STK’lar kamu spotları, bilgilendirici duyurular ve ortak farkındalık çalışmaları yürütüyor. Bu konunun eğitim müfredatında yer alması da toplum genelinde bilinç oluşması açısından büyük önem taşıyor. Üniversitelerde düzenlenen paneller ve sektörel etkinlikler de sigortanın yaşamın doğal bir parçası olduğunun anlaşılmasına katkı sağlıyor.
Bugün özellikle yaşlılık dönemi bakım maliyetleri gibi önemli konularla karşı karşıya kalıyoruz. Konforlu bir emekliliğin mümkün olduğunu göstermek, bireylerin geleceğe yönelik planlama alışkanlığı kazanmasını desteklemek sigorta bilincinin temel unsurlarından biri. Bu nedenle, hem kamu hem de özel sektör olarak toplumda finansal farkındalığı artırmak için yapılan çalışmaların sürmesi gerekiyor.
Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES), son zamanlarda gündemde olan bir konu. Neler söylemek istersiniz?
Aslında TES, ülkemize BES’ten önce gelmeliydi mantıken bakıldığında. Günümüz itibarıyla yaşlılık süresi uzadıkça yarısı sağlıklı, belki de diğer yarısı sağlık sorunlarıyla geçecek bir ömür var önümüzde ve özellikle sağlık sorunları yaşayabileceğimiz dönem finansman gerektirecek. Burada da devlet diyor ki ‘Tamam bunu ben sağlayacağım ama sen de katkıda bulunacaksın.’ Dünyada sosyal güvenlik sistemleri üç basamaktan oluşur; devletin sağladığı birinci basamak (SGK), ikinci basamak çalışan ve işverenin sistem katkı payı ödedikleri basamak ki bizde şu an kısmen var. Üçüncü basamak ise gönüllü sistem. Ülkemizde birinci ve üçüncü basamak var şu an, bu ikinci basamak sistemi kurulmaya çalışılıyor, yani bu da Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) oluyor.
Çalışanlar için yük gibi gözükse de, ileriki hayatın refah seviyesi için çok gerekli bir sistemdir. Tamamen önyargısız bakmak lazım. Sigorta bilincinin ülkemizdeki durumunun topyekûn bir şekilde değişmesi gerekiyor.
2026 yılı için hedef ve öngörüleriniz nelerdir?
2026 yılından umutluyum. Prim tarafında tüm ürün gruplarımızda yüzde 50 büyümeyi, karlılıkta ise yüzde 50’nin üzerinde kar artışıyla yaklaşık 35 milyar civarında bir fon büyüklüğüne gitmeyi planlıyoruz. TES’in 2026 yılının 2. çeyreğinde aktif edilmesi ve sisteme 27 milyon çalışanın girmesi bekleniyor.
Son olarak iletmek istedikleriniz…
İhtiyaç anınızda alamayacağınız tek şey sigorta, ihtiyacınız olduğunda bulamayacağınız tek şey ise tasarruftur. Bunları tekrar yerine koyma bedelleri çok ağır. Bu nedenle, gelecekteki yaşamımızın konforu için ufak da olsa tasarruflar ve yatırımlar bizim için çok önemli.
